Kraldan çok kralcı kesilenler!

Haberin Devamı

Bir ülkede ‘gazeteciliğin anlamı’ unutulmuşsa, gazetecilerin kendileri görevlerinin gereklerini ve ilkeleri rafa kaldırmış ve gazeteciliği “siyasi parti sözcülüğü ya da bir ideolojinin-görüşün militanlığı” zanneder hale gelmişse artık olmayacak şey kalmamış demektir.

Zira özellikle “güce tapan ve bu güçten ne koparsalar kârdır” diye düşünenler gazeteciliğin asli misyonunda “hangi iktidar olursa olsun hatalı icraatlarını, eylem ve söylemlerini eleştirme” olduğunu unuttukları, kendi görüşlerini militanca savunurken karşı görüşleri hakaretlerle karşılayıp yerden yere vurdukları gibi bu mesleği de bir “şiddet alanı”, kendilerini de “gladyatör” filan zanneder oldular. Bazıları ise gerçekten Fransız ihtilali dönemindeki jurnalciler gibiler.

PROGRAM BİTMİŞ AMA...

TGRT Haber’de yayınlanan “Ekonomi Kulisi” isimli programın sunucusu da aynı havaya girmiş ve “Başbakan Erdoğan’la samimi olduğunu” söyledikten sonra kızdığı bir meslektaşı için; “Hele şu bakanlar kurulu kurulsun, Başbakan’a ‘hayırlı olsun’a gideyim ondan sonra bu beyefendiyle hesaplaşacağız. Artık çok şey değişti. Neler göreceğiz, neler. Ne operasyonlar göreceğiz. Demir parmaklıkların ardında kimlerin olduğunu göreceğiz. 2 çocuğu var, babalarından uzun süre ayrı kalmasalar iyi olur” sözlerini ekrandan söylemiş. Bu konuşma Çarşamba günü gazetelerin internet sitelerinde yer aldıktan sonra programın yayınına son verilmiş.

TV programlarının ve programcılarının ekrandan birilerini bu kadar açık şekilde ve hükümeti katarak tehdit etmesi olacak şey değildir, bu nedenle Kanal’ın verdiği karar evrensel bakışla da doğru karardır. “Gerçekleri açıkça anlatmak ve yanlışları tartışıp irdelemek” işlevini yerine getiren, medya sorumluluğu açısından hiçbir yanlışı ve reyting sorunu da olmayan programların neden bile gösterilmeden ekrandan kaldırılması” demokrasi ve basın özgürlüğü açısından, baskılar açısından tartışılmalıdır, ama burada tartışmaya bile yer yoktur.

OPERASYONLARI NEREDEN BİLİYOR?

Cüret ve tehdit son derece net! İşin enteresan tarafı, Başbakan’ın kendisi “muhalefet partilerinin genel başkanları ile gazeteci Ahmet Altan ve Meriç Dedeoğlu’na açtığı toplam 15 dava”dan vazgeçerken bu şahsın en kindar ifadeler ve tehditlerle meslektaşına saldırıyor olması. Kine bakın ki iki çocuklu gazeteci hapse girse zil takıp oynayacak ve bunu da bizzat o sağlayacak.

Ama buradaki asıl önemli nokta “bir gazetecinin şikayeti ile diğer bir gazeteciyi anında cezaevine yollayabileceği duygusunu” hissediyor olması, “daha nice operasyonların olacağından, birilerinin daha demir parmaklıklar ardına gönderileceğinden” söz etmesi ve bunları gayet emin bir dille anlatmasıdır. Türkiye’de daha önce başka gazeteciler tarafından benzer kehanetlerde bulunulduğu görüldü ve hemen hepsi de haklı çıktılar. Yani ortada “böyle operasyonların olacağı önceden kulaklara fısıldanıyor” gibi bir tablo var.

EN ZEVKSİZ MESLEK!

Peki ne düşünmek lazım, bu beyler savcılarla ortak çalışma mı yapıyor, yoksa kendileri de telefonları dinleyerek veya ortam dinlemesi yaparak mı her şeyi önceden haber alıyor? Keşke bu konuşanlara “gel anlat bakalım, nereden biliyorsun” diye sorulsaydı, zira artık iyice suyu çıktı, en zevkli mesleklerden biri olan gazetecilik “en zevksiz ve sıkıntılı iş” haline dönüştü. Bu mesleği seçenler ve seçecek olanlar için ilk şart “cesaret” haline geldi.

Medyada daha fazla terör estirmeye kimsenin hakkı olmamalı!

*****


CHP’nin ‘Yeniçeri’lerine...

Aradaki farkı görmeleri için işaret etmek gerekiyor. CHP’nin içinde “hoşlarına gitmeyen bir değişiklik olduğu anda” oyuncağı elinden alınmış çocuk gibi ağlamaya başlayan ya da Yeniçeriler’e özenerek kazan kaldıran bir grup var ki artık kim oldukları iyi biliniyor. Bazısı “içinde olsa da” kendi partisinin kuyusunu kazar, bazısı “içine alınmayınca düşmanlığın alasını” yapar ki mesela eski İzmir Milletvekili Canan Arıtman buna en iyi örnektir.

AKP’de Başbakan Erdoğan hemen seçimin arkasından örgütünden “oy alamadıkları üç ili” mercek altına almalarını istemiş. Muhalefet partilerinin yapması gereken de “nerede-neden başarısız olduklarını” sağduyu ve sükunetle, işi sokak kavgasına çevirmeden yapmaktır. Baykal döneminde o kavgalar bitmek bilmedi, genel başkanlığa aday olanlar doğduğuna pişman edildi.

Ama her saçmalığın bir sonu olmalıdır değil mi, artık bu grubun da sorunları “rezalet çıkarmadan”, saray entrikaları çevirmeden halletmeyi öğrenmesi bekleniyor.

*****


Hava muhalefeti yetişti!

Dün Ankara’da yağan yağmur birçok alt geçitin sulara gömülmesine neden olmuş, balık adamlar göreve çağrılmış. Fotoğraflarda üstünde “Ankara Büyükşehir Belediyesi” yazan geçitlerin tepeye kadar “içinde arabalar yüzen su”yla dolu hali gerçekten komik bir görüntü oluşturuyordu.

Bir tanıdığım telefonda bundan söz ederken; “Muhalefet yetersiz kalınca hava muhalefeti yardıma yetişti” diyerek güldürdü. Melih Gökçek “Bu yağmura hiçbir geçit dayanmaz” demiş ama yine de; yaz kış devamlı yağmur yağan Batı ülkelerinde neden böyle olaylara rastlanmadığını düşünmesi lazım.

DİĞER YENİ YAZILAR