Devletin zirvesinde yine yangın var. Hani millet olarak alın yazımıza mı ağlayalım, “Biz adam olmayız” diye kendimizi mi suçlayalım bilmiyorum.
Bin yanda 21. yüzyıl Türkiyesi’nde kalorifer kazanı patlamasıyla koca bir apartman enkaza dönüyor ve 8 kişi hayatını kaybediyor (nasıl yapılmışsa o apartman), arkadan “Sağlam kazan patladı, vanallar kapalı unutulmuş” gibi abukluğun daniskası nedenler ileri sürülüyor. İlkelliğin son noktasında bir ülke...
Her konuda başıboşluk almış yürümüş, yarın ne olacağımız belli değil. Evinde otururken de olabilir, sokağa çıktığın anda da... Öte yanda cumhurbaşkanlığı üzerine bir kavga bir gürültü! O olmasa başka bir konu bulurlar nasılsa...
Ahmet Hakan dün Meclis Başkanı Bülent Arınç’ın bir TV programında “bazı emekli subayların cumhurbaşkanlığı seçimi için müdahale edilmesi talebinde bulunduğunu ve buna asabının bozulduğunu” söylediğini yazmış ve “Böyle bir açıklama yapmak yerine Genelkurmay Başkanı’na sorsa belki de asabının bozulmasına gerek kalmazdı. Nitekim onunla görüşmüş ve asabının boş yere bozulduğunu anlamıştır” demişti.
Aslında tabii, iki gün önce benim de yazdığım gibi bu durumlarda sadece kendi asapları bozulmuyor, asıl milletin asabını bozuyorlar. Arınç askerlere bozulmuştu, Başbakan da Cumhurbaşkanı’na bozuldu (Maşallah kurumlar arası ilişki gördüğünüz gibi müthiş.)
Konu yine “cumhurbaşkanlığı” ve sonuçta yine bizim de asabımızı bozdular.
Benim asabım en çok Başbakan Erdoğan’ın şu “İki koyun bile güdemeyenler seçim istiyor” lâfına bozuldu örneğin. Acaba “iki koyun güdenler”in milleti yönetmeyi daha iyi bileceğini mi kastediyor?
Yani bu durumda bizler koyun mu oluyoruz? Oysa biz kendimizi (yolunan cinsten) kaz olarak görmeye alışmıştık, kimlik bunalımına sokmasınlar durup dururken!
Toplu mezar yutturmacası!
Kısa süre önce bazı gazeteler ile bir dergide Nusaybin’de Ermenilere ait toplu mezarlar bulunduğuna dair haberler çıktı.
Talin Suciyan isimli bir gazetecinin yazdığı haberde bu konunun İsveç Parlamentosu’na taşındığı ve iskeletlerin kimlik tespiti ve ölüm sebeplerinin araştırılması için adli tıp uzmanları ve tarihçilerden oluşacak bağımsız bir heyet kurulması yönünde önerge verildiği anlatıldı.
İsveçli bilim adamı Prof. David Gaunt’la yapılan bir söyleşide ise bu bilim adamının “Mezarlar Ermenilere veya Süryanilere aittir” şeklindeki iddiası yer aldı.
Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu gönderdiği basın bildirisinde şöyle diyor: “Mardin Valiliğince yaptırılan araştırmada mezarların geç Roma ile erken Bizans dönemine ait olduğu açıklamasına karşılık konunun Ermenilere ait toplu mezarlar olarak gündeme getirilmesi ve Türkiye’de kimsenin ilgilenmediğinin iddia edilmesi bir talihsizliktir. Aslında Ermeniler’in soykırıma uğratıldıkları iddialarının ne kadar dayanaksız ve tutarsız olduğunu göstermesi, işin ne kadar abartıldığının ve propagandaya dönüştürüldüğünün ortaya çıkarılması açısından bu mezarın İsveç dahil isteyen her ülkenin uzmanlarıyla, hatta Ermenistan’dan katılacak uzmanlarla birlikte incelemeye hazır olduğumuzu bildirmek istiyorum.”
Halaçoğlu bildiriyi şöyle bitirmiş:
“Yapılacak tetkikat sonucu iddiaların asılsız çıkması halinde ise sözü geçen basın kuruluşlarının, bilim adamı ile parlamenterlerin de Türk halkından özür dilemeleri en tabii hakkımızdır.”
Bu durumda İsveçli bilim adamının örneğin, özür diledikten sonra ünvanını da bir tarafa bırakması gerekmez mi sizce?
Koyun kim oluyor pardon?
Devletin zirvesinde yine yangın var. Hani millet olarak alın yazımıza mı ağlayalım, “Biz adam olmayız” diye kendimizi mi suçlayalım bilmiyorum
Haberin Devamı

