Kovboylar ve Halaçoğlu!

İki konuda okurlardan gelen maillerin arkası kesilmiyor; biri düğünde havaya ateş açan KAHRAMANLARIMIZ(!) ki okurlar onlar için iki deyim kullanıyorlar ("Kovboylar" ile havaya ateş açanlarla ilgili genel deyimimiz), diğeri ise TTK Başkanı Halacoğlu'nun isviçre'ye girme meselesi

Haberin Devamı

İki konuda okurlardan gelen maillerin arkası kesilmiyor; biri düğünde havaya ateş açan KAHRAMANLARIMIZ(!) ki okurlar onlar için iki deyim kullanıyorlar ("Kovboylar" ile havaya ateş açanlarla ilgili genel deyimimiz), diğeri ise TTK Başkanı Halacoğlu'nun isviçre'ye girme meselesi.

Ordu'dan yazan (en çok Karadenizliler bozuldular bu silah işine) Tayyar Türkeli isimli okurumuz;

Sayın Ruhat Mengi, "Sizi ülkemizde sayılan bir elin parmaklarını geçmeyen özgür kalemlerden biri olarak görüyor ve içtenlikle tebrik ediyorum. Toplum olarak onurlu ve dik duruş sergileyen insanları öylesine özledik ki, tebriğimin başına 'içtenlikle' kelimesini eklemek ihtiyacı duydum. Size uzun zamandır yazmak istiyordum. Kovboylarımız sayesinde bugüne kısmet oldu" sözleriyle başladığı mektubunda ilginç bir noktaya değinmiş.

Kameranın önü, arkası... "Ben Ordu'luyum. İlimizde yayınlanan Olay Gazetesi'nde 'Başbakan fırçaladı' başlığı altinda yer alan haberde Başbakan şöyle demiş:

Kameraların önünde böyle bir görüntü vermeniz bize zarar verdi...' Evet... Meselenin vahim olan yanı 'kameraların önünde' olması imiş. Kameraların önünde ve arkasında farklı görüntüler sergilemek takiyyenin olmazsa olmaz bir kuralıdır(...) Başbakan'in kısacık cümlesinde çok önemli bir kelime daha var... 'BİZ'... 'Bize zarar verdi' demiş. Sormak gerekir. Siz kimsiniz? Siz bu milletten ayrı bir şey misiniz? Millete verdiği zarar önemsiz de, size verdiği zarar daha mı önemli? (...) Kendilerini 'BİZ' diyerek milletten ayıran bir grubu başa getiren ve geleceklerini onlara emanet eden bu millet, herhalde bir gün bu yanılgıdan dönecektir... Umarım..."

Tayyar Türkeli'nin mektubu nazik bir dille yazılmış, çok daha öfkeli olanları var. Hepsi de iki milletvekilinin parti tarafından korunmasına fena halde içerliyor, dokunulmazlıklarının derhal kaldırılarak yargı önüne çıkarılmalarını istiyorlar.

Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halacoğlu'nun, Birmingham Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden Erdem Uyullu'nun önerisini dikkate alarak İsviçre'ye gitmesini ve Ermeni soykırım iddiasının İsviçre mahkemelerinde tartışılmasına yol açmasını isteyenlerin sayısı da oldukça fazla.

Bu konuda telefonda konuştuğum Başkan Halaçoğlu ise şu anda İsviçre'ye girmenin bir yaran olmayacağı görüşünde. Zira isviçre tutuklama karan olduğunu yalanlayarak, rahatça ülkeye girip çıkabileceğini bildirmiş. Gördüğünüz gibi köşeye sıkışmış durumdalar.

Detaylar yarına...

Bir Zengin Olsaydım! (2)
Dünkü yazım şöyle bitiyordu: Elimden geldiği kadar onlara koşmaya çalışıyorum. Ama ne kadarına yardım edebilirim ki... İki çocuk yetiştiren bir gazeteci anneyim ben... Donald Trump veya Rahmi Koç değilim... Devam ediyoruz...

Bu mektupları okudukça sık sık "Eğer ben... olsaydım" diye başlayan cümleler kuruyorum. Böyle anlarda yanımda aileden kim varsa hemen cevabı yapıştırıyor:

"Olamazdın ki... Elinde avucunda ne varsa dağıttığın, herkesi işe aldığın için kısa sürede başa dönerdin."

Çok da haklılar. Öyle olurdu. Ama olsun ne farkeder, yeniden başlardım ben de... Bununla birlikte benim mesleğimde Koç olacak paralar kazanılmıyor maalesef...

Uzun sözün kısası, bilmenizi istiyorum ki hepinizin mektuplarını tek tek okuyorum ama yetişmem, herkese yardım etmem veya tüm mektupları tek tek cevaplamam mümkün değil. Cevap gelmeyince öfkeli veya kızgın ikinci mektuplar yazmayın gerçekten çok üzüyor beni.

Ne zaman var, ne o kadar imkân...

Bir daha yaşarsam ikinci bir iş kuracağım kendime. Kesinlikle!

DİĞER YENİ YAZILAR