Eh işte bu “dalga” hakikaten... Milletle dalga geçtiklerini açıkça anlatan dalga tam da bu sonuncusu oldu.
Uzun süredir toplumun sabrını ölçmekteydiler artık ölçmeyi de bırakıp “patlatmaya” karar verdiler insanları. Nedir, acaba sokaklara dökülmelerini, olay çıkmasını, ordunun filan işe karışmasını mı bekliyorlar?
Malum, eski Meclis Başkanı Bülent Arınç seçim öncesi bu “Ergenekon davası” dedikleri balonu öne sürerek orduya açıkça hakaret etmiş, 22 Temmuz öncesindeki muhtıranın faydasını gördükleri için aynısını ummuştu, olmadı.
Ama millet sokaklara dökülürse belki olur... Belki şu pek özledikleri, kolay ve ucuz başarı getiren “mağdur rolü”ne onları sokacak, seçim yenilgisini, yolsuzluk ve antidemokratik baskıları unutturacak bir hareket gelir.
Acaba neden herkes Ergenekon balonu ile hükümet arasında ilişki kuruyor?
Kaç kez “Bu konu yargıyı ilgilendirir, bizimle alakası yok” açıklamaları yapmalarına rağmen neden kimseyi inandıramadılar?
Yoksul halk açlıktan, işsizlikten inlerken, “Ben Ergenekon davasının savcısıyım” diyen Erdoğan devlete 61 milyon dolar fatura yükleyen yeni süper lüks jetiyle Antalya tatilinde... Ama gönüllü savcısı gözlerden ırak iken de “son dalga” maşallah tıkır tıkır yürütüldü...
Anlaşıldığına göre projede sıra, iktidara muhalefet yapan Kanaltürk ve ART kanallarından sonra Kanal B ile sahibi ve Başkent Üniversitesi Rektörü olan Prof. Dr. Mehmet Haberal’a, 3 eski rektöre, İstanbul Üniv. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erol Manisalı’ya ve on binlerce kız öğrenciye burslu eğitim veren ÇYDD ile ÇEV’e (Çağdaş Eğitim Vakfı) geldi.
İktidar medyası tam gaz!
Konunun özetine bakacak olursak bu dalga ile konuşması ve “rejime sahip çıkacak, cumhuriyet ilkelerinin korunmasını ya da toplumun aydınlanmasını, eğitimle aydın gençlerin yetişmesini sağlayacak” herhangi bir çalışmada bulunması önlenecek kişiler “üniversite öğretim üyeleri ile cumhuriyetçi sivil toplum kuruluşları”... Ayrıca Kanal B ile de muhalefet yapan kanallar tamamlanmış olacak. (Gördüğünüz gibi deniz otobüslerinde ve her yerde iktidarın kanalı olarak reklamını yapan Kanal 24’ü veya Deniz Feneri davasıyla bağlantılı olduğu Alman yargısı tarafından net şekilde açıklanan Kanal 7’yi rahatsız eden yok. Onlar sorunsuz ve tam gaz!
Hayatını okuma imkanı olmayan kız öğrencilerin eğitimine adamış olan ve uzun süredir ağır bir hastalıkla boğuşan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Türkan Saylan’ın evi tam 7 saat aranıyor.
Saylan “Polislerin uzun uzun kitapları incelediklerini” söylemiş. ‘Acaba gözaltına almak için Atatürk’le ilgili kitap okuyup okumadığını mı anlamaya çalışıyorlardı’ diye düşünüyor insan, olay o noktada yani.
İçinde burs gören öğrencilerin kayıtlarının bulunduğu bilgisayarları alıp gitmişler, “o öğrenciler burs alamayacak” diye üzüldüğünü söylüyor Saylan... Bu durumda bile öğrencileri düşünen bir kahraman kadındır kendisi... Medeni bir ülkede yaşıyor olsaydı heykelini dikerlerdi, heykellere tükürülen ülkede ise suçlu muamelesi görüyor, evi aranıyor, hakarete uğruyor.
O, öğrencilere üzülürken ben kayıtlarından bularak küçük öğrencileri bile gözaltına almalarından korkuyorum artık. “Eğitimsiz ve kolay aldatılabilecek vatandaş”ın daha makbul sayıldığı yerde “çağdaş eğitim alanlar” da suçlu olabilir yani.
Güleriz biz ağlanacak halimize... Ergenekon sanığı diye cezaevine tıkılmış bir kadın, bir telefon görüşmesinde yaşlı kayınvalidesinden “büyükhanım” diye bahsettiği için “Söyle, Büyükanıt’ı mı kastettin” sorularıyla karşılaşmıştı biliyorsunuz. Her şey ama her şey olabilir artık.
“Ne zaman tutuklanacak?”
Burada önemli ve gözden kaçmaması gereken bir kepazelik de Türkan Saylan’ın “Bazı basın mensupları ‘Bu kadın ne zaman tutuklanacak’ diye yazmışlardı” sözündeki “basın” mensuplarının durumu.
Herkes, her yazan/çizen bu “saygın olması gereken” mesleğe mensup olamaz, olmamalı... Köşelerinden hedefi gösteriyorlar, bir süre sonra o isim “bir dalgaya kurban” gidiyor.
Suçu neymiş gözaltına almaya artık herhalde utandıkları Türkan Saylan’ın ve gözaltına aldıkları ÇYDD yönetim kurulu üyeleri ile şube müdürlerinin? Milliyet’te “Baba Beni Okula Gönder” kampanyasını yürüten Doğan Gazetecilik İcra Kurulu Üyesi Tijen Mergen’in? Eğitime verdikleri önem mi, “çağdaş bir Türkiye” için çalışmaları mı, hangisi?
Haydi yarın da “nedeni” yazsınlar, birazcık insanlıkları varsa... Ki öğrenelim.
Son ayak
“Parlamento” imiş!
Emniyet İstihbarat Dairesi eski Başkanvekili Bülent Orakoğlu’nun konuşması çok ilginç:
“Son dalganın üniversitelere yönelik olduğunu” söyledikten sonra “Bir dahaki dalga kamu kurumlarına yönelik olacak, son ayak ise Parlamento olacak” demiş ve eklemiş “Türkiye büyük bir hukuk devleti. Bu örgüte karşı birlik halinde olunması gerekli...”
Daha çok beklersiniz o birliği... Sadece şu üç cümle bile bu konunun artık nasıl bir “siyasi linç ve sindirme aracı” haline getirildiğinin apaçık ifadesidir.
Medya, yargı, çağdaş sivil toplum kuruluşları, üniversiteler, kısacası bir iktidarın yapacağı “ülkenin geleceğine yönelik ve hukuki” hatalara engel olabilecek tüm sivil-demokratik kurumlar susturulduktan sonra sıranın muhalefet partilerine geleceğini söylüyor. Yani “Yasama” da tümüyle ele geçecek, muhalifler orada da susturulacak. Demokrasinin böylesine “PES” demez misiniz?
İyi ama eski bir istihbaratçı bu adımları, hele Parlamento adımını nasıl böylesine kesin bilebiliyor? Savcıyla birlikte mi karar veriyorlar?
Tüm yollar tıkanıyor ve toplumun işi Allah’a kalmış gibi görünüyor ama işte Allah da yanlış yapanı şaşırtıp ayağına dolaştırıyor sonunda. 12. dalga millete bu yapılanların ne menem bir dalga olduğunu göstermiştir.
Gün, kendisini ve ülkesinin geleceğini düşünen herkesin olayları çok iyi okuması gereken gündür!
(Not: Ergenekon savcıları Uğur Dündar için kendilerine hakaret ettiği gerekçesiyle Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu’na suç duyurusunda bulunmuşlar. İyi de HSYK’ya Adalet Bakanı’nın başkanlık ettiğini ve kurumun da iktidar baskısı altında olduğunu cümle alem biliyor. Buradan çıkacak olan kararın güvenilirliğini kim sağlayacak?)
Korku İmparatorluğu’nun son dalgası!
Haberin Devamı

