Boğaz Köprüsü'nün tam olarak güvenli şartlarda bulunmadığının anlaşılması üzerine birçok İstanbullu korku içinde yaşamaya başladı. Zaten halihazırda yeterince korku nedeni varken üstüne bir de bu eklendi.
Sık sık söylüyorum ya, su katılmamış paranoyak olmamak için Köprü'nün çeliklerinden sağlam sinirler lâzım bize.
Biz zamanında 'Bırakın yeni eserleri, yeni projeleri de (çarşı, çeşme, heykel, geçit açılışlarını) eskileri güçlendirin. Şehri rahat, güvenli, tehlikelere karşı önlemleri alınmış hale getirin' diye çırpındığımızda parazit yapıyormuşuz gibi geliyor sorumlulara.
Oysa o parazitleri dinleseler ne halk zor duruma, tehlikeye düşecek ne de kendileri. Bugüne kadar hep kafalar "siyasi ikbal"le, reklâmla, seçim yatırımlarıyla meşgul olduğu için asıl hayati konularda ihmaller ortaya çıkıyor.
Oturup da "Bu şehirde deprem olacak, önlemleri en iyi şekilde alalım, dağların taşların da mantar gibi biten binalarla dolmasına engel olalım" demiyor kimse.
Binaların büyük çoğunluğu kontrolü yapılmamış, sağlamlaştırılmamış şekilde duruyor. Her gün üzerinden binlerce aracın geçtiği Boğaz köprülerinin bakım zamanına dikkat edilmiyor.
İşte yeni çıkacak kanunlarda bu görev ihmalleri de artık cezasız kalmayacak. Herkes sorumluluğunu bilmek ve taşımak zorunda olacak.
Şimdi gelelim okurumuz Dr. Zafer Levent'in önerisine... Diyor ki; "Boğaz Köprüsü üzerinde zaman zaman arabalar adeta duracak şekilde tıkanma oluyor. Bunun nedeni bilet gişelerinin çıkış noktasına konmuş olması. Girişe konsaydı biletini alan süratle karşıya geçecek, köprü üzerinde ağırlık oluşmayacaktı."
Dr. Levent son derece haklı. Yıllar öncesinden (1. Köprü'nün açıldığı günden) başlayarak mühendislerin, mimarların da uyarısını yaptıkları bu birikme gerçekten dengeyi bozuyor, büyük tehlike yaratıyor. İlgililerin en acil şekilde bu sorunu çözmeleri şart. Şart ama hâlâ bir karar açıklanmadı.
Neyi bekliyorlar acaba, bileniniz var mı?
3 Şubat... Sevgi ve Barış günü
Barış Manço'nun "Bugün Bayram" şarkısını mırıldanıyorum 1 Şubat'tan, Bayram'ın ilk gününden beri... "Bugün bayram erken kalkın çocuklar. Giyelim en güzel giysileri. Elimizde taze kır çiçekleri.
Üzmeyelim bugün annemizi..."
Tesadüfe bakın ki aynı gün, sevgili arkadaşım Barış'ın ölüm yıldönümüydü. Onu 1 Şubat'ta kaybetmiştik ama binlerce kişinin gözyaşları içinde sokaklara döküldüğü 3 Şubat'ta toprağa vermiştik.
O gün bugündür de Barış Manço'yu sevenler, 3 Şubat'ın sanatçıyı simgeleyen "Sevgi ve Barış Günü" olarak kabul edilmesi için gayret ediyorlar. Barış bize yıllar, yıllar boyu sevginin, barışın güzelliğini anlatmaya çalıştı şarkılarıyla. Ve öylesine güzel anlattı ki hâlâ hiç kimse onun kadar duygulu ve etkili anlatamıyor. Şeşinin ve tarzının benzen yok.
Beni tek teselli eden onu unutmamış olmamız. Genç sanatçılar, her ne kadar taklidi mümkün olmasa da sevgiyle, saygıyla söylüyorlar şarkılarını. Radyolarda, TV'lerde sık sık çalınıyor, reklâmlarda kullanılıyor müzikleri. Onunla ilgili programlar yapılıyor. Geçenlerde çevirdiği tek filmi bile izledim televizyonda.
Öldüğü gün hepimiz ağlayarak "Seni unutmayacağız" demiştik, sözümüzde durduk. Bundan sonra umarım 3 Şubat'larda "Sevgi ve Barış Günü" anmaları daha da yaygınlaşır, kuşaktan kuşağa aktarılabilir.
Onun dönemini yaşamış olanlar çok iyi bilirler, Barış Manço buna değecek, dört dörtlük bir sanatçıydı. Özgün tarzıyla Türkiye'de müziğe çok büyük katkıda bulunmuştu. Dünyanın bir ucundan öbür ucuna gezerek yaptığı TV programlarıyla televizyonculuğa da.
Barış Manço'yu rahmetle anıyor, mimiklerini, sesini, konuşmasını, konuşurken antika yüzüklerle dolu ellerini dansettirmesini, her şeyden çok şarkılarını özlüyorum. Nur içinde yatsın!
(8 Ocak Pazar günü saat 19:00'da Moda Deniz Kulübü'nde Kadıköylüler her yıl olduğu gibi Barış Manço'yu anma gecesi yapıyorlar.)
Köprüde bilet sorunu
Boğaz Köprüsü'nün tam olarak güvenli şartlarda bulunmadığının anlaşılması üzerine birçok İstanbullu korku içinde yaşamaya başladı. Zaten halihazırda yeterince korku nedeni varken üstüne bir de bu eklendi
Haberin Devamı

