MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli “Yargıya karşı basın üzerinden cihat ilan edildi. Bağımsız yargı ağır bir kuşatma altına alındı. Yüce mahkeme basın yoluyla yargılanmak isteniyor” demiş. Bu anlatıma dış basın da dahildir.
Yabancı basın 22 Temmuz seçimi öncesi parti reklamcısı gibi Türkiye’ye yaptığı empoze ve baskıyı şimdi de sürdürüyor.
“Anayasa Mahkemesi Türkiye’yi krize sürükledi.”
“Laik elitlerle reformcu Müslümanlar karşı karşıya...”
“Türkiye’nin iktidar partisi ‘Fazla dindar’ olmak suçundan mahkemeye çıkacak” benzeri dışardan okunan gazellerin arkası kesilmiyor.
Sanki Amerika veya İngiltere’nin seçimlerine, yargı kararlarına bir başka ülke bu kadar müdahale edebilirmiş, buna tolerans gösterirlermiş gibi...
Şimdi bunları yazınca da sanki AKP’nin kapatılma davasını destekliyormuşum sonucu çıkaranlar olacaktır. Hiç alâkası yok, ben seçim öncesi ve sonrasında da bu “dış basın ve AB” baskısını defalarca yazdım.
Arap basınında Türkiye Cumhuriyeti’nin adını seçimin hemen ertesinde “Türk-İslâm Cumhuriyeti” olarak değiştirenleri de...
AB’nin, diğer ülkelerin ve medyalarının ortada Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi varken, AİHM’nin (sonuncusu 2003’te RP) parti kapatma kararlarına onayları varken bu sözleşme ve Mahkeme’yi de hiçe sayan, görmezden gelen baskıları -başta Ollie Rehn’in müdahaleleri olmak üzere- anlamsızdır. Hatta budalalıktır.
Kopenhag Kriterleri’nde hukukun üstünlüğü ve “hukuk devleti” de “demokrasi” gibi, kriterlerden biridir.
Bu ülkeler AİHM’yi, Türkiye’nin Anayasa Mahkemesi’ni hiçe sayarken aslında “hukukun üstünlüğünü”, Kopenhag Kriterleri’ni hiçe saymış oluyorlar.
Aynen yargı kararı devam ederken bizzat “davanın tarafı” olan bir iktidarın Anayasa’yı değiştirmek için Parlamento’da görüşme yapması, sonra da yüksek yargı kararını halk oylamasına sunar gibi bu değişikliği referanduma götürmeye kalkması gibi...
Hükümet bunu yaparsa ondan sonra bu toplumdan yargıya, hukuka, yüksek mahkeme kararlarına (kısacası hukukun üstünlüğüne) saygı beklemek mümkün müdür? Artık herhangi bir yüksek mahkeme kararının kabul edilebilmesi mümkün müdür?
AKP, daha önce tüm kurumlarla yaptığı gibi yargıyla da inatlaştığı, demokratik mekanizmaların önünü kesmeye çalıştığı takdirde dengeleri bozmaktan, ülkeyi iyice istikrarsızlığa sürüklemekten de sorumlu olacağını acilen düşünmek zorundadır!
Eleştiririz, görevimiz bu!
Bazı AKP seçmenleri ve taraftarları -malûm futbol takımı tutar gibi parti tutar, tuttuk mu hataları görmeyiz- Anayasa Mahkemesi kararından sonra “AKP’yi eleştiren gazeteciler”in sevindiklerini zannediyor ve bu yönde notlar yazıyorlar.
Bir büyük yanlış daha... Ülkesini seven, istikrarının bozulmamasını isteyen hiçbir gazeteci bir kapatma davasından memnunluk duymaz. Bununla birlikte eğer o gazetecinin demokrasi anlayışı yeterince gelişmişse hukuka, hele de bir yüksek mahkeme kararına karşı saygılı olunması gerektiğini bilir.
Bizim her hükümet döneminde yazdıklarımız, konuştuklarımız gazete ve televizyon arşivlerinde mevcuttur. Bugün isteyen herkes bu arşivleri inceleme hakkına sahiptir. Mesleğine saygılı, basının asli görevinin onu yasama, yürütme ve yargıdan sonra “4. kuvvet” yapan “yürütmeyi denetleme” olduğunu bilen ve bunu etki altında kalmadan yapma niyeti taşıyan gazeteciler hiçbir dönemde iktidarlarla yakın ilişki içine girmez, iktidarların (veya herhangi bir gücün) adamı olmaz.
Ben ve benim gibi bunu aklından çıkarmayan gazeteciler o denetleme görevini yaparken demokrasi kurallarını ve tabii laik rejimin önemini (onun korunmasına dair edilen yeminleri) de akıllarından çıkarmazlar.
Onun için, gönderilen bu tür notlar haksız ve yanlıştır. Benzer hatalar “A” partisi yerine “B” partisi, “A” lideri yerine “B” lideri tarafından yapılsa aynı eleştirileri o parti veya lider alıyor olacaktı (Bkz; Tansu Çiller, Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit, Deniz Baykal, Mehmet Ağar ve diğerleri için yapılmış -ve yapılmakta olan- eleştiriler...)
Tayyip Erdoğan’ı eleştirdiğimiz gibi Deniz Baykal’ı da eleştiriyor ve hatta “CHP seçmeni sizi istemiyor, çekilin artık, aday olmayın, partinizin ve ülkenin önünü açın” diyoruz.
Yoksa o yazıları hatırlamıyor musunuz?
(Not: Sevgili okurlarım, dünkü yazımın ilk paragrafından “Anayasa Mahkemesi’nin Cumhurbaşkanı Gül’le ilgili bölüm oylaması” kısaltma sırasında çıkarıldı ama “4 oy farkla” yazan parantez unutulmuş. “Kapatma davası iddianamesi oybirliğiyle kabul edildi” olacaktı.)

