“Konuşan Türkiye”den “Konuşamayan Türkiye”ye!

Haberin Devamı

Necati Cebe isimli okurumuz gönderdiği mailde; “Doğan Holding hakkını bağımsız yargıda arayacakmış. Önce bağımsız yargıyı arasın; bulabilirse külahını göğe atsın” diyor... İktidarın, kendilerine ait veya yandaş olmayan, eleştiren, yolsuzlukları, dünyanın diline düşen hukuksuzlukları gündeme getirebilen, insanlar ekmeğe muhtaç durumdayken gazete ve TV’lerinde “ekonomik durumu adeta başka bir ülkeden söz eder gibi güllük gülistanlık gösterenler” dışında kalan medya kesimine yapılan ve giderek “gözdağı vermek”ten “yok etme” noktasına getirilen baskılara gelen tepkiler milletin bu numaraları hiç yutmadığını gösteriyor.

Aynen son Ergenekon operasyonunda Prof. Dr. Mehmet Haberal ve diğer rektörlerin tutuklanmasının, ÇYDD ve ÇEV gibi “çağdaş eğitim sağlayan” kuruluşlarla yöneticilerine yapılanların, ev aramaların, gözaltıların yutulmadığı gibi... Bu olayın hemen arkasından, Bedrettin Dalan’ın “O araziyi 19 yıl önce biz aldık ama bölge ‘askerî alan’ ilan edildi ve 15 yıldır yolu kapalı. 12 yıl önce beni bile sokmadılar” dediği arazide bulunan silahlara kimsenin inanmadığı gibi...

Liberal Demokrat Parti Genel Başkanı Cem Toker “Bu ülke eskiden ‘konuşan Türkiye’ idi, şimdi ‘konuşmaya korkan Türkiye’ oldu” diyor.

Cavit Ateş isimli bir mühendis okurumuz “Artık herkesin deprem çantası gibi, hapishane çantasını da hazırda tutması gerekir, kimin kapısının çalınacağı belli değil” diyor.

Amerikan Anayasa Mahkemesi iki gün önce aldığı kararla “Otomobillerin de evler gibi özel yaşam alanı olduğunu, polisin ‘savcılıktan alınmış geçerli ve makul bir şüphe ile düzenlenmiş arama emri’ olmadan bir şüphelinin arabasını arayamayacağını” bildirmiş... “Geçerli ve makul, mantıklı şüphe”... Türkiye’de bırakın ev, araba aramayı, “şüpheli” diye tutuklanarak “suçu kanıtlanmış, mahkumiyeti kesinleşmiş en ağır cezalılara” bile verilmeyen hücrelere atılanlarda bile makul şüphe aranmıyor.

Ve sonra Başbakan veya bakanları çıkıyor: “Burası hukuk devleti, yargıya güvenin”... Bu güven dediğiniz şey öyle emirle filan olmaz, yargıyı güvenilir hale getirirsin, ülkeyi hukuk devleti yaparsın, insanlar o zaman güvenir.

Yeni bebeği olan bir okuyucu da “Ülkemde hiçbir şeye güvenim kalmadı, bebeğimi alıp başka bir köşeye mi kaçayım, geleceğinden korkuyorum” diyordu dün...

Özgür Türkiye yerine “korkan, sindirilmiş Türkiye”yi başarıyla yarattılar, tebriki hak ediyorlar doğrusu!

Ve bence dün önemli haberlerden biri AKP’ye en yakın gazetelerden olan Zaman’ın yazarı Ali Bulaç’la ilgiliydi. Bulaç yazısında: “Bizim gibi hükümetin görüşleri dışında düşünen ve eleştirel bakan yazarlar cezalı. 2002’den bu yana AKP’nin hiçbir toplantısına çağrılmıyorum, biri önerecek olursa hemen ismimin üstünü çiziyorlar” demiş. AKP “kendisine yakın, her daim destekleyen” medyada bile bu baskıyı uyguluyorsa gerisini tahmin edebilirsiniz.

Gerçekle hiç mi hiç bağdaşmayan, tamamen “Ben istersem neden yaratır ve sizi perişan ederim” mantığını ortaya koyan, uydurma iddialarla “iktidarı eleştirme ve gerçekleri topluma duyurma görevini yapabilen medya kesimi”ni susturmayı hedefleyen girişimler demokrasi adına utanç verici noktaya geldi. Devlet bankalarından yeni krediler alarak bütün medyayı ele geçirebilirlerse ancak o zaman rahatlayacaklar.

Türkiye aldatıcı açıklamalar nedeniyle geç fark ediyor olanları ama diğer ülkeler ve medyaları anında görüyor, en ağır şekilde eleştiriyor. “Dikta rejimi gibi” uyarıları boşuna gelmiyor.

Tek tek her vatandaş ülkedeki antidemokratik baskılara tepkisini göstermek zorunda... Çok geç olmadan!

DİĞER YENİ YAZILAR