Konunun özeti; iki aydın!

Haberin Devamı

Aydınlar toplumda ayırımcılık yapıyor, bütünleştireceklerine bölüyorlarsa, bu da yetmiyor ağızlarını bozuyorlarsa o toplumun da “aydın görevini yapabilenler ve yapamayanlar” ayırımını onlar arasında yapma hakkı elbette olacaktır.

Her profesöre, her akademisyen veya yazara aydın demek doğru mudur, yoksa bu tanımı da ancak “hak edenler” için mi kullanmak gerekir, toplum bunu da tartışacaktır.

Dün Prof. Oskay’ın VATAN’da çıkan röportajının ilk gününde verdiği örneklere, yaptığı ayırımlara değinmiştim, ikinci gün “seçkinler/köylüler, badem bıyıklılar/bıyıksızlar”dan başlayarak yaptığı geçersiz ayırımlar ilk günkünü de aratacak nitelikte...

10 Kasım’da büyük önderine, “yoktan bir medeni ülke yaratan Ata’sına” ağlayan insanları bile “eşitlikten uzak adalet sistemi”nin ağlattığını iddia edebilen bu “sosyal bilimci” profesör sonra bir sempozyumda türbanlı dinleyicilerin diğer katılımcılar tarafından eleştirildiğini anlatıyor.

Oysa sempozyumlara katılmış olanlar gayet iyi bilir, hiçbir sempozyumda kişisel eleştiri yapılmaz, hele de dinleyiciler asla rahatsız edilemez, genel olarak konu tartışılır. Ünsal Oskay bunun hangi sempozyum olduğunu söyleyebilir ve orada bulunan birkaç kişinin “dinleyicilerin eleştirildiği” iddiasını doğrulamasını sağlayabilir mi acaba? Bunu kendisinden istiyoruz.

TOPLUMLA OYNAMAYIN!

Sonra “AKP’li kadınların artık dantel külot aldığı” bilimsel (!) haberini vermiş. Bunu söylerken Türkiye’de her zaman dantelli külot ve gecelik satışının en fazla olduğu semtler arasında muhafazakâr semtlerin bulunup bulunmadığını (bu konuda çıkan gazete haberlerini) hiç araştırmış mı? Araştırmamışsa kafadan sallama örnekler bir bilim insanına yakışıyor mu?

Konuşmasının sonlarına doğru “köyden ve varoştan gelen” insanlar için “Onlar da kendilerine benzeyenlere saygı gösterecekler, bize gösterirler mi? Uzun yıllar seçkinler kuşağından korkmuşlar” diyerek insanların birbirine saygı göstermesi ihtimalini de sıfırlayıp, olası saygısızlıklara güzel bir kılıf bulmuş.

Veya, daha doğrusu böyle bir saygısızlık söz konusu bile değilken bir teşvik ya da kışkırtma yapmış...

“Sen 60 yıl bu insanları dışlamışsın, korkutmuşsun, ana caddeden yürüme demişsin” sözlerinin hangi gerçekle ilgisi var?

Madem ki herkes kendinden örnek veriyor, ben de vereyim... Hiç değilse gerçek bir örnek, araştır çıksın ortaya.

Rahmetli babam Mehmet Ünaldı çok kısa bir ara dışında 25 yıl milletvekili ve senatör olarak halkına hizmet vermişti. Uzun yıllar Senato Başkanvekilliği de yaptığı için “Senato Başkanı” olarak kürsüye çıktığı zamanlar oldu.

Adana’nın Karaisalı ilçesinin Emelcik köyünde doğmuş, annesiyle babasını çocuk yaşta kaybetmiş, buna rağmen kendi gayretiyle oradan devletin zirvesine çıkmıştı. Siyaset serüveninin başladığı yıllar ise 1954 ve sonrası idi. Bugün ismi hâlâ Adana’da büyük bir sevgi ve saygıyla anılıyor.

Kim dışlamış babamı ve onun gibi küçük kazalardan, köylerden gelenleri peki? Haydi çıkıp açıklasınlar ve bu “itilmiş-kakılmışlar” muhabbetinin nereden geldiğini anlatsınlar.

BEYGİR BOKU, YAKIŞMIŞ!

Popülist söylemler, ilgi çekmek veya aykırı olmak için verilen örnekler bu topluma yarar sağlamıyor, tam aksine zarar veriyor.

Prof. Oskay’ın halka atfederek söylediği “Senin rafine kültürünün içine benim beygirim sıçsın... Benim için estetik malzeme beygirimin boku...” gibi, bırakın bilim adamını sokaktaki konuşma adabına bile uymayan sözlerin bu topluma olumlu örnek sayılabileceğini kim söyleyebilir?

Dün Hürriyet’te Yalçın Bayer’in köşesine Prof. Nur Vergin tarafından, bir sosyologun açıklamasına cevaben gönderilen yazıdaki saldırgan üslubun bir aydın tavrına yakışacağını kim iddia edebilir?

Bayer de “Biz kendisinden bilimsel ve içeriksel bir cevap beklerken şahsiyat yapan ve ‘Çıksın karşıma onu imtihan edeyim’ diyen tavrının bilimsellikle ne kadar uyuştuğunu kamuoyunun takdirine bırakıyoruz” demiş zaten...

Bu ülkede “aydın” sayılacak düzeydeki insanların da kendilerine bir ayna tutmasının zamanı geldi artık!

DİĞER YENİ YAZILAR