Konu AB mi, iç hesaplaşma mı?

Çok enteresan günler geçirmekteyiz / geçirmekteyim. Hayretten bazen de donakalarak "birbirimizi AB'ye şikâyet etme" seanslarını izliyorum

Haberin Devamı

Çok enteresan günler geçirmekteyiz/geçirmekteyim. Hayretten bazen de donakalarak "birbirimizi AB'ye şikâyet etme" seanslarını izliyorum. Sanki Avrupalı siyasetçiler bizim AB plânlanmızı değil de bu şikâyetleri, hesaplaşmaları dinlemeye geliyorlarmış gibi bir gayrettir gidiyor.

Daha AB için müzakere tarihi verilmeden ve daha AB'nin "ucu açık bir süreç", "ne yaparsanız yapın sonunda üyelik garantisi yok" üstelik belki de sonsuza kadar Türklere Avrupa'da "serbest dolaşım da yok" gibi şartları tartışılmadan 'Ermeni Soykırımı iddiası' ve Azınlık Hakları çerçevesinde Kürt haklan' neredeyse bütün konuşmaların başlıca konusu.

Tamam, bunlar da tartışılsın ama bir ülkenin vatandaşlarının sürekli kendi devletini yabancılara, imâlarla veya açıkça şikâyet etmesi de hiç hoş olmuyor. Hele bu şikâyetlere ve suçlamalara dayanamayan dinleyicilerin, sivil toplum temsilcilerinin anında söz alarak itiraz etmeleri durumu daha da vahim hale getiriyor. Tablo "kendi içinde kavgalı, görünenden de çok sorunları olan bir toplum", isterler mi sizce?

Nitekim "AB Yeşiller Grubu" toplantısı konuşmacılarından Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir konuşmasını "Gelin çatışmaktan vazgeçelim. Hep birlikte mutlu bir ülke yaratalım" diye bitirdi. (Bir ailenin bile, dışarı yansıtmadan kendi içinde tartışması ve çözmesi gereken şeyler vardır, milletlerin de!)

Öyle görünüyor ki azınlık kavramı ve azınlık hakları AB sürecinde içte ve dışta en çok tartışılan konulardan biri olacak. Ama yine dün sabahki toplantının ikinci bölümünde söz alan bir Çerkez dinleyicinin "Türkiye'de benim gibi 7 milyon Çerkez yaşıyor, neden bizim adımız hiç geçmiyor da konuşmalar sadece Kürt ve Kürt hakları çerçevesinde yapılıyor" itirazını da unutmamak lâzım. Zira gerçekten de Türkiye'de 26'dan fazla etnik kimlik olmasına rağmen azınlık haklarıyla ilgili konuşmaların merkezi sadece Kürtler. Brüksel toplantısında bir Diyarbakırlı konuşmacının "Bizim bölgeden sadece ben konuşuyorum, bana daha fazla zaman verilmeli" dediği andan bu yana kaç konuşma yapıldıysa durum değişmedi. Acaba o toplantıda bir Lâz veya Ermeni vatandaş da ayağa kalkıp "Bizim bölgeden de bir tek ben varım, aynı hakkı istiyorum" dese ne olurdu?

Bir sosyoloji profesörü tarafından yapılan araştırmadan, Kürt vatandaşlara milliyetleri sorulduğunda yüzde 50'sinin "Ben Türküm," sadece yüzde 7'sinin ise "Kürdüm" cevabını verdiği sonucu çıkmış. O zaman, sanki azınlıklar Türk değilmiş, her azınlık grubu için ayrı bir bölge varmış ve bunlardan da sadece belli bir grubun haklan sözkonusuymuş gibi davranmak yanlış değil mi?

Dinleyicilerin kendi aralarında yaptıkları konuşmaları da dinliyorum (araştırmacı/gözlemci gazeteci olaraktan); genelden özele inildiği ve tek bir etnik grup üzerinde gereğinden fazla yoğunlaşıldığı zaman "azınlık hakları" konusunun samimiyetine inanmayanların, sonuçta çok daha farklı noktalara gelineceği endişesi duyanların sayısı oldukça fazla.

Ermeni soykırımı gündeme getirildiğinde tepkiler iyice çığrından çıkıyor.

Soykırımı kabul mü edelim??
Murat Belge yaptığı konuşmada "Avrupalıların gelip bize Ermeni sorununu anlatmasına gerek yok. Biz bunu biliyoruz. Rolleri karıştırmayın ve küstah olmayın" derken bir başka Türk konuşmacı "AB ilişkisinin Kürt ve Ermeniler'in geçmişte yaşadıklarını bir perde arkasına attığından, oysa Anadolu'da insanların 70-80 yıl önce olmuş olayları anlattığından, toplumun artık Ermeni olayını saklamak istemediğinden ve bu sorunun hükümet katında yapılacak bir açıklamayla çözümlenebileceğinden" söz etti.

Murat Belge'nin söyledikleri gayet açıktı ama örneğin ben ikincinin ne kastettiğini anlamadım. Acaba, dünyanın her köşesinden 86 tarihçinin imzaladığı "soykırım yoktur" raporuna, Bernard Lewis, Andrew Mango, Justin Mc Carthy gibi dünyaca ünlü tarihçilerin (Ermeni tehditlerine rağmen) aynı yöndeki israrına, bütün yerli ve yabancı arşivlere, Ermeni Dosyası kitabındaki verilere rağmen Türkiye de Fransa'nın kararına mı katılmalı?

Olası böyle bir baskı için ellerine kozu biz kendimiz mi vermeliyiz? Bernard Lewis "Soykırımı kabul etmeniz atalarınıza ihanet olur" derken yapacağımız bu mudur yani?

İnsan bu konuşmaları dinledikçe inanamıyor doğrusu!

Pamuk gibi skandal
Yazımı yetiştirmem gerektiği için Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün konuşmasının sonlarında toplantıdan çıkmak zorunda kaldım. Keşke kalmasaydım, şu anda telefonla aldığım habere göre ben çıktıktan hemen sonra Orhan Pamuk yaptığı konuşmayla yukardaki yazımı doğrulamış. Önce, ona bundan dolayı teşekkür borçluyum(!).

Diğerleri hiç değilse açıktan açığa kavga ve şikâyet boyutuna vardırmamış, "ucu açık üyeliğe" giden yolda konuşmalarını da biraz "ucu açık" yapmışlardı.

Kimi "AB'ye giremezsek muhafazakârların güçleneceğini ve bunun tehlike yaratacağım" söyleyerek, kimi "Bizi almazsanız siz kaybedersiniz" diyerek azıcık tehdit kokusu salıyor ama bir şekilde sonunu tatlıya bağlıyordu.

Orhan Pamuk (reklâma da ihtiyacı yok ama, isim Avrupa'da daha çok duyulsa fena mı olur!!) Kafadan konuya girmiş ve:

"AB olmazsa bu ülkede emniyetim yok" demiş.

Bunun üzerine bir dinleyicinin kalkarak "Türkiye'den bu kadar nefret ettiğinizi bilmiyorduk" sözleriyle üzüntüsünü belirtmesi üzerine de:

"Sen bana milliyetçilik dersi veremezsin" demiş. Avrupalılar Pamuk'u, Türkler dinleyiciyi alkışlamışlar. Yorumu siz yapın, bu tablo olacak iş mi?

"Bizi bu halimizle alın" mı diyeceğiz, "Bize olgunluk öğretin" mi?

DİĞER YENİ YAZILAR