Efendim, Türk medyasında yazdı olmayan, bununla birlikte harfiyen uyulan bir kural var. Kendi gazetenden veya televizyonundan olmayan isimleri parlatmayacaksın, onların yazı ve programlarına atıfta bulunmayacaksın. Diğer gazetelerin atlatma (veya diğer) haberlerine değinmeyecek, hatırlatmayacaksın.
Ve hatta konu bir ülke, toplum sorunu ise bile üç maymunları oynayacaksın. Görmemiş, duymamış gibi yapacaksın.
Kendi yazarlarını, kendi isimlerini sürekli gündemde tutacaksın. Söyledikleri, yazdıkları, avır tavırları yanlış bile olsa onları öyle omuzlayacak, reklâmlarını yapacaksın ki her biri zahmetsizce birer imparator veya imparatoriçe kesilecekler.
Astıkları astık, kestikleri kestik, dedikleri dedik olacak.
İstisnalar yok mu, bu genel eğilime uymayan, farklı gazetelerde olsa da yanlışa karşı, doğruya arka çıkan yazarlar, gazeteler yok mu, var, onlara saygı duyuyorum. Kendi gazetem gibi olayı abartanlar da yok değil bu arada...
Vatan o kadar komplekssiz bir gazete ki yazarları diğer gazetelerin yazarlarını hiç düşünmeden göklere çıkarırlar, her fırsatta onlardan söz ederler. Röportajlarımızın çoğu diğer grupların yazarlarını övmek üzere yapılır. Onları takdir eder, gazete ve dergilerimize sık sık kapak, manşet yaparız. Umarım bağımsızlığıyla örnek olduğu gibi, kendine güveni, komplekssizliğiyle de örnek olur VATAN.
Ne de olsa hepimiz aynı ülkelerin gazeteleri, gazetecileriyiz, çoğumuzun amacı kendinin değil, toplumun iyiliği ve çıkan... Değil mi?
Böyle Tazminat olur mu?
Cumartesi günü Milliyet gazetesinde Melih Aşık "Cumhuriyet tarihinin en ağır tazminat davası Ruhat Mengi'ye karşı açıldı. Talep edilen para tam 120 milyar lira" diyerek başladığı yazısında bu benzeri görülmemiş talebin nedenini irdeliyordu.
Melih Bey, birçok hukukçunun ve okurun da sorduğu soruya değinerek "Tazminat davalarında bir kural vardır: İstenen miktar alanı zengin edecek, vereni fakirleştirecek büyüklükte olamaz. Belli ki dava açan iki hukukçu bu basit kuralı da gözetmemiş" diyordu. Ki hukukî acıdan son derece önemli bir nokta olduğu sayısız avukatın ayra konuya dikkat çekmesinden belli. Telefonda en az 15-20 hukukçu bana bunu hatırlattı, istedikleri miktara, basın tarihinde görülmemiş bir örnekle olumlu karar çıksa her iki profesör de alacakları para ile birer ev veya son model süper lüks araba sahibi olabilirler. Aslına bakarsanız birçok okurum da bana "Emekliliklerini sizden almaya mı karar verdiler acaba?" sorusunu sormaktalar.
Şu anda olay yargıda olduğu için ben yorum yapmak istemiyorum, yine hukukçuların söylediği nedeni tekrarlamakla yetineceğim. Tazminat olarak istenen bu miktarın onlara göre iki nedeni var:
1) Kendileri kadar önemli profesörlere karşı çıkmanın ve "bu anlayış hasta bir anlayıştır" demenin karşılığı ancak böyle astronomik bir rakam olmalı. Ve dünya âlem bunu öğrenmeli.
2) Basın ayağını denk almalı. Ağzına biber sürülmeli ki bundan sonra üstüne vazife olmayan(!) konularda konuşamamalı.
Oysa söz konusu yazılar tecavüze, töre cinayeti denen plânlı cinayetlere indirim, çocuk tecavüzlerinde çocuğun rızasının aranması gibi Türkiye'yi 100 sene geriye götürecek, sokaklarımızı suçlularla dolduracak kanunları onaylayan zihniyete, bu anlayışta olan herkese karşı yazılmıştı.
Sadece bizde değil, her toplumda basının içinde en azından birkaç sorumlu ismin belli durumlarda bu itirazları her zaman yapacağı da aşikârdır ve beklenmelidir.
Hiçbir tazminat, hiçbir ceza o isimleri susturmaya yeterli değildir.
24 Aralık Çarşamba günü saat 09.35'te Ankara 4. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde bu gerçeği bir kez daha hatırlatmaya çalışacağım.
Komplekssiz gazete Vatan!
Efendim, Türk medyasında yazdı olmayan, bununla birlikte harfiyen uyulan bir kural var. Kendi gazetenden veya televizyonundan olmayan isimleri parlatmayacaksın, onların yazı ve programlarına atıfta bulunmayacaksın
Haberin Devamı

