Türk Ceza Kanunu'nda yapılan değişikliklerin kadın ve çocuklar aleyhinde olan maddeleri ile ilgili olarak geçen hafta yazdığım yazıları hatırlayacaksınız.
Basına da yansıyan 6-7 maddenin kanun değil skandal olduğunu, tasarıyı hazırlayanların ise muhtemelen psikolojik açıdan rahatsız olduklarını söylemiş, tedavileri gerekir demiştim.
Birkaç yıldır üzerinde çalışılmakta olan TCK yeni tasarısını hazırlayanlardan biri, ünlü ve kıdemli hukuk profesörü Sulhi Dönmezer Vatan Gazetesi Başyazarı Güngör Mengi'yi arayarak sözlerimin çok ağır olduğunu ve Komisyon'un büyük tepkisini çektiğini belirtmiş. Konunun asıl muhatabını aramayışına bakarak acaba toplumda kadınlara bakış açılan hakkında bir fikir edinmek gerekir mi bilemiyorum. Her neyse...
Karşı çıktığım maddelerin tümünde haklı olduğumu iddiaya devam ediyorum. Buna benimle birlikte çok sayıda hukukçu da inanıyor. Mektup ve telefonlarıyla, gönderdikleri ilâve bilgilerle destek veriyor.
Tabiî şu gerçeği de teslim etmek gerekir ki o yıllar içinde binlerce maddeyle uğraşılmış. Bunlar arasında elbette olumlu çok sayıda değişiklik de yapılmış. Onlar için teşekkür borçluyuz. Ama kim ne derse desin büyük hukuk hatası anlamına gelecek değişikliklere de şiddetle karşı çıkma hakkına sahibiz.
Bu hataların görülmesi, tartışılması ve mutlaka düzeltilmesi gerekiyor. Aynen "kaçıran, tecavüz eden evlenirse kurtulacak" maddesi gibi. Ya da 15 yaşından küçük çocuklara tecavüzde "rızası ile olmuşsa" şeklinde akla, hukuka ve ülke şartlarına aykırı bir madde ilâve ederek cezanın hafifletilmesi gibi. Veya "eşe tecavüzün tecavüz sayılmaması" gibi.
Adı üstünde "tecavüz". Ruha ve bedene saldırı... Bunun "rızası" "eş durumu" gibi hafifletici nedeni mi olur? Hele de çocuklar için.
Bu konunun tartışıldığı gün gazetede 13 yaşındaki öğrenciye tecavüze çalışırken ölümüne sebep olan marangozun fotoğrafı vardı. Yanında da melekler kadar güzel, mavi gözlü (deniz subayı olmayı hayal eden) kızın fotoğrafı. Adamın söylediğine göre (aksi de ispat edilemez artık) olay kaza imiş. Çocuk direnirken başını çarpmış. Eh, kazadır öyleyse. Yeni tasarıya göre "rızasıyla geldi" de diyebilir.
Ertesi günkü gazetelerde ise Bursa'da bir inşaat işçisi ile tecavüze yeltendiği ve neyse ki halkın fark ederek kurtardığı 5 yaşındaki kızın resmi vardı (dikkat edin, her gün en az bir-iki olay). Çocuk adamla aynı arabaya bindirilince dehşet içinde ağlamaya başlamış. Hani bıraksanız neredeyse bu çocuk için bile "rızasıyla geldi" diyebilirdi tecavüzcü. "Rıza" yaşı 7-8 iken -ancak- son Adli Tıp Raporları'na göre 11-12 olmuş.
Yani "Tecavüze uğrayan çocuklar 11 yaşında olayın kötülüğüne müdrik ve olaya ruhsal yönden mukavemet edebilecek olgunluğa sahip"lermiş.
Kendilerinin ve ailelerinin tüm yaşamlarını karartacak, hayatlarını alt üst edecek böylesine ciddi bir suça bulunan mazerete bakar mısınız?
Yok, yok bu tecavüz maddelerinin tartışması daha çok uzayacak, söylemiş olayım!
(Not: Gelecek yazılarımda anlatacağım ama şu kadarını hemen hatırlatayım; dünyaca ünlü uzmanlar "Bir konuda her şeyi bilene kadar o konuda rıza gösteremezsiniz. Genç, bedenen ve aklen güçsüz insanların sömürülmesine ve kötülük görmesine karşı yeterli koruyucu önlem almak gerekir" diyorlar.)
Demokrat Parti'nin devamı olmak!
Başbakan Tayyip Erdoğan geçen hafta sonu "Biz Demokrat Parti'nin devamı niteliğindeyiz" demiş. Son yaptığı konuşma, eğer sözde kalmayıp uygulanırsa, devlet adamı olmayı "particilik uğruna ülkeye zarar veren" siyasetçi anlayışına tercih eder bir tablo ortaya koyduğu için DP'yi bilen ve takdir edenler bu söze eskisi kadar karşı çıkmayabilirler.
Demokrat Parti, her ne kadar o dönemde de siyasi hırslar ve CHP çekişmesi nedeniyle bazı hatalar yapılmışsa da milletini, ülkesini seven, çalışkan, ciddi siyasetçilerden oluşmuş bir partiydi.
Milletin sevgisine mazhar olmuş, toplumun büyük çoğunluğunun oyuyla iktidara gelen ve geldikten kısa süre sonra haksızca iktidardan indirilen bir partiydi. Son 10 yıldır Türkiye'de olup bitenlerle kıyaslandığında özellikle, öylesine bir inişi hak edecek hiçbir durum yoktu ortada, (idamlara hiç girmeyelim. Sonsuza kadar Türkiye'nin ayıbı olarak kalacak.) Bu konuyu "27 Mayıs"la ilgili birçok yazımda daha önce etraflıca anlatmış, 27 Mayıs'in gerçek nedenlerine değinmiştim.
Toplumun ve "sebep olanların" pişmanlığı, yapılan anıt mezarlarla somut şekilde ortaya konmuştur sonradan.
Bu halk sevgisi, takdiri bilindiği içindir ki daha sonraları DP'nin mirasını üstlenmek isteyen, devamı olduğunu iddia eden başka partiler de çıkmıştır ortaya. Ona, o isme gerçekte lâyık olamadıkları için de "devamı" olarak benimsenmeden çekip gitmişlerdir.
AKP de bunu iddia ediyorsa lâyık olmak için çalışmalı. Verdiği sözlerde durmalı. Ağzı bir şey söylerken vücudunun diğer uzuvlan başka telden çalmamalı.
Malûm, lafla peynir gemisi yürümüyor. Ve kişinin ainesi iş oluyor, lâfa bakılmıyor!
Komisyon bana çok kızmış
Türk Ceza Kanunu'nda yapılan değişikliklerin kadın ve çocuklar aleyhinde olan maddeleri ile ilgili olarak geçen hafta yazdığım yazıları hatırlayacaksınız
Haberin Devamı

