Bir okurum "Sanatçılar, şarkıcılar, mankenler neden her konuda ahkâm kesiyor ve tanınmış olmalarından yararlanarak topluma hep yanlış mesajlar veriyorlar. Biz reklâm için yaptıklarını anlıyoruz ama gençler anlamıyor. Bunları susturmanın, durdurmanın bir yolu yok mudur" diye soruyordu.
Demokratik, özgür bir ülkede yok, insanların izanına sorumluluk duygusuna kalmış bir şey bu ne yazık ki... Gerçekten de bakıyoruz yeni albümü çıkacak bir şarkıcı veya dizi çeviren iki manken ya da oyuncu sıradışı bir haberle ortaya atılıvermiş. Senaryo olduğu belli itiş kakışlarla, ayrılma-birleşmelerle gündemi meşgul ediyor.
Hülya Avşar ayrıldığı ve bu ayrılığın da reklâm olabileceği düşünüldüğü günlerde "Kadın eşinin aldattığını görse de görmezden gelmeli" önerisinde bulunmuştu. O zaman bu sözü tartışan bir W kanalının benden yorum istemesi üzerine "Hülya Avşar'ın -eğer gerçekten ayrıldıysa- boşanmayla sonuçlanan bir evlilikten çıktığını, bu kadar yıl eşinin ilişkilerini görmüyor gibi davranmanın kendisine bir şey kazandırmadığını ve sonunda nihayet görmek zorunda kaldığını, bu nedenle aynı şeyi başkalarına önermemesi gerektiğini" söylemiştim.
Ne Amerika, Avrupa ülkeleri gibi ilişkileri son derece özgür yaşayan ülkelerde, ne de Türkiye'de onurlu kadınların bu kadar açıktan açığa yaşanan ihanetleri kabul edemeyeceğini ekleyerek.
Hülya Avşar şimdi de 4 yıllık bir evlilikten sonra karı kocaların kardeş gibi olduklarını, aşk ve cinselliğin bittiğini bir uzman edasıyla söylüyor. Bence yine yanlış yapıyor; "Benim evliliğimde böyle oldu" demeliydi. Her ilişki, her evlilik tamamen kendine özgüdür ve diğerine benzemez.
Biz aşk ve evlilik uzmanı filân değiliz ama bunun aksini iddia etmek de mümkün değil... O zaman nasıl genelleme yapabilirsiniz?
Bu hesapça milyonlarca evli çift ilk 4 yıldan sonra Barbara Cartland romanlarının plâtonik aşıkları gibi mi yaşıyor yoksa görünüşü kurtarmak için kardeş kardeş aynı evi mi paylaşıyor?
Veya bu hesapça her 4 yıldan sonra ayrılıp yeni eşler aramak, bunu 8-10 kez tekrarlayıp onları da eskitince tırlatmak mı gerekir? Sonu yok ki bunun...
Sanatçı olarak takdir ediyoruz Avşar'ı (gerçekten ben insan olarak da çok severim) ama neden kendini sürekli aşk ve evlilik hakkında konuşmak zorunda hissettiğini anlamak mümkün değil!
Kaybetmek ölüm değil!
Sonunda yaşama isteğinizi kaybedecek, hatta ölümü düşünecek kadar önemli kayıplarınız, başarısızlıklarınız oldu mu?
Olduysa Elizabethtown filmini mutlaka izleyin. Olmadıysa da izleyin gelecekte hatırlamak çok işinize yarayabilir.
Çalıştığı firmaya 1 milyar dolar kaybettiren bir gencin tam intiharı gerçekleştireceği anda çalan telefonla nasıl hayatının değiştiğini anlatıyor.
Özellikle aşık olduğu kızın, bu olayı duyduğu andaki umursamaz tepkisini, "Asıl büyüklük başarısızlıklar karşısında cesur olabilmek, kaçıp saklanmamaktır. Gülümsemeye devam etmelisin. Bırak da insanlar bu gülümsemenin nedenini merak etsinler" gibi sözlerini ben çok beğendim.
Bu filmi görmelisiniz.
"Koca kardeşçe öpülür!"
Bir okurum "Sanatçılar, şarkıcılar, mankenler neden her konuda ahkâm kesiyor ve tanınmış olmalarından yararlanarak topluma hep yanlış mesajlar veriyorlar. Biz reklâm için yaptıklarını anlıyoruz ama gençler anlamıyor. Bunları susturmanın, durdurmanın bir yolu yok mudur" diye soruyordu
Haberin Devamı

