Biz bu iğrenç haberlerin, kadın ve çocukların karşılaştığı ve “şiddet” sözcüğünün hafif kaldığı dehşet olaylarının çok azını duyuyoruz, hepsi haber olsa yüzlercesini aynı anda duyarız aslında, öylesine hızla sürüyor.. Beş yaşında anasız babasız çocuğa “emanet edildiği öz dayısı” tarafından tecavüz edildiği ve ortaya çıkmaması için anneanne ile dayının kızgın maşalarla cinsel organını ve vücudunu dağladığı olayın haberini duyduk. Ben defalarca yazdım.
Aynı günlerde “12 yaşında imam nikahıyla 25 yaşında bir adamla evlendirilmiş” çocuğun hamileliğini duyduk, bunu da yazdım. Dün “Antalya’da 6 yıl önce 12 yaşındayken dedesi yaşında bir adama (hepsine “tecavüzcü” demek daha doğru) 5 bin TL’ye satılan” kız çocuğun haberi VATAN sitesinde yer aldı, bir de sözleşme yapmış kızın babasıyla utanmadan.. Hani bu sefillik ortaya çıkar da “tecavüzle” suçlanırsa gösterecek aklınca.. Memleket öyle kanunsuz, kuralsız ki onunla kurtulursa da şaşmayın..
AĞIR SUÇLULAR SERBEST!
Böyle korkunç olaylara eskiden “milyonda bir” rastlanır ve gereken önem verilerek manşetlerde yer alırdı, şimdi artık çocuk tecavüzcüsü ihtiyarları, “çocuklara toplu tecavüz eden” cani gruplarını bile topluca serbest bıraktıkları için olaydan sayılmıyor, adi hırsızlık gibi konuşup salıveriyorlar. Böyle bir ülkede adalete nasıl güvenebilirsiniz ki?
12 yaşındaki çocuğu önce Antalya Kemer’de bir otele götürüp vicdanı sızlamadan, “bir fahişeyle beraber olur gibi” tecavüz eden, daha sonra yıllarca aynı eylemi tekrarlayan bu suçlu tutuklanmış. Bir süre sonra “mağdur çocuğun yargı tarafından suçlu çıkarıldığını ve ona tecavüzcüden daha fazla ceza verildiğini” bile duyabiliriz, şu anda 18 yaşında olmalı çünkü. Bu bir..
İkincisi; tecavüzcü tutuklanıyor da, çocuğunu para karşılığı satan ve olay ortaya çıkınca ipe sapa gelmez bir açıklama yapan baba neden tutuklanmıyor, o da aynı suçun diğer ortağı değil mi? Peki bütün bu rezaletler, skandallar her gün duyulurken ilgilenmesi gereken bakanlıklardan, milletvekillerinden, sivil toplum örgütlerinden neden çıt çıkmıyor, bu nasıl ülkedir yahu?
Olayın arkasından tutuklanan suçlular (buyrun İzmir’de kadın vatandaşı ağır şekilde döven polisleri örnek verelim, hapis cezasız kurtulmaları ama dayak yiyen kadının mutlaka hapse girmesi için herşey yapılıyor) kısacık süre sonra serbest kalacaklarını biliyorlar, durum böyleyse o suçların azalması, durması mümkün müdür? Cezalarını hak ettikleri şekilde çekmeleri için mutlaka bir yasa çıkarılması ve cezaların kesin şekilde ağırlaştırılması gerekiyor. Ama bu yasa tasarısı hala dolaşıp duruyor. Üstelik..
Üstelik, başlangıçta Kadın ve Aile Bakanı (ismin doğrusu budur) Fatma Şahin kadın örgütlerine “sizler de katkıda bulunacaksınız, birlikte oluşturacağız” demesine rağmen toplantılardan çıkan sonuçtan bu örgütlerin haberi yok.. Taslak gizlice Bakanlar Kurulu’na sunulmuş ama son hali, neler içerdiği onlara gösterilmemiş..
Oysa bu kadın örgütleri içinde “şiddet olayları, kadın sorunları” konularında çok deneyimli hukukçular, alandan gelen ve konuyu detaylarıyla bilen kişiler var. Ve onlar gece gündüz çalışmaya, ellerinden gelen yardımı vermeye hazır olmalarına rağmen tam sonuç aşamasında dışlanıyorlar. Bu olacak şey midir?
YENİ ANAYASA GİBİ..
Aynen yeni anayasa çalışmalarındaki “gizlilik kararı” gibi.. Nedense çıkacak önemli, toplumu birebir ilgilendiren yasalarda ne yapılacağı, öneriler, kabul edilenler pek gizli.. En sonunda sürpriz olsun istiyorlar herhalde.. Ama söyleyeyim, bu ülkede devlet çocuklarını ve kadın vatandaşları koruyamıyor, en ilkel ülkelerde görülebilecek vahşet olaylarının pençesinde kıvranan binlerce kadın ve çocuk var. Artık Bakan Şahin ve STK’lar panelleri, konuşmayı bırakıp şu yasayı halka duyurmak zorundalar.
Yıllardır panellerde çok konuşuldu, ilerleme olmadığı gibi çok daha geriye gittik. Artık sonucu istiyoruz, bu çağdışı olaylarla pençeleşen, gelecekleri kararan çocuklar, kadınlar nasıl korunacak, suçlulara hangi “en ağır” cezalar verilecek anlatmak görevleridir! En dehşet verici haberlerde bile seslerini duyamadık, ensest olaylarını da inatla ağızlarına almadılar, bari yasa çıkarılsın, belki bir umut doğar. Bekliyoruz.
Bolu Barınağı’nda neler oldu?
Hayvanlarla ilgili yazılarım okurlarımızın büyük ilgisini çekiyor, bu konuda gelen mesajların, mektupların sayısı siyasi yazılar kadar artmış durumda.. Son günlerde en fazla mektup da “yaşadığı apartmanın bahçesine veya penceresinin önüne kedicikleri soğuktan korumak üzere kutu koyan ve mama veren” insanlara diğer bazı daire sakinlerinden gelen tepkilerle ilgili geliyor... Kutuları ve mamaları atıyor, kendileri yapamazlarsa belediyeye haber verip yaptırıyorlar.
Tam bir “kötülük ve bencillik” örneği.. Eksikli insan sendromu.. Çekilsene evinin içine kardeşim, zavallı hayvanları kendin korumuyorsun bari koruyanları rahat bırak.. Bu bencil ve hayvan sevmez (dolayısıyla insan da sevemez) kişileri etraflıca anlatacağım. Ama bugün Bolu..
YAVRULARA YARDIM EDİN!
Biliyorsunuz HAYTAP’tan Ege Sakin’in Bolu Belediyesi’ne ait hayvan barınağında “kar altında zincire bağlanmış halde bırakılan ve biri de donmuş vaziyette bulunan köpekler”le ilgili anlattıklarını size aktarmıştım. HAYTAP oradaki bütün 1-2 aylık bebek köpekleri almış, sahiplendirmeleri lazım, lütfen siz de bir yavruya yardım edin, inanın hiç de zor değil.
Ege Hanım’la konuştum, “Hayvanların altı beton, üstü kar. Yardım kampanyası başlattık, battaniye, yorgan, minder ne varsa yardım istiyoruz. Buradaki hayvanlara hiç bakım yapılmamış, hepsi öksürüyor, hepsi parazitli.. Ama şimdi de Belediye Başkanı ‘Hayvanseverleri içeri bile almayacağız’ diyor, yardımları da almıyorlar” dedi. Buna inanabiliyor musunuz?
BUNU YAPMAK GÖREVDİR
Bolu Belediyesi Veteriner İşleri Müdürü Songül Akman ise gönderdiği açıklamada “sahipsiz hayvan barınağında gereken her şeyin yapıldığını, 350 köpeğe baktıklarını, bağlı olanların agresif köpekler olduğunu, üstlerinin kapalı olduğunu” anlatıyor ve bu olayın motivasyonlarını kırdığını belirtiyor.
Oysa Milas Hayvan Barınağı’nda benzer şikayetler olduğunda onlar en kısa sürede şartları düzeltmiş, daha özenle çalışmaya başlamışlardı. Konuşup şikayetini söyleyemeyen, aç perişan ve çoğu hasta bu hayvanlara yardım edip korumak, dikkatle kısırlaştırıp çoğalmalarını önlemek, soğuk ve ıslak taşlar üzerinde bırakmamak, yavrulara aşılarını, parazit bakımını ihmal etmemek belediyelerin görevidir ve tam aksine eleştiriler onları “daha iyiye” yöneltmelidir. (Bazı barınaklarda kanlı ishal olmuş yavruların arka arkaya öldüğüne ama buna rağmen diğerlerine tedavi yapılmadığına şahit oldum.)
Örneğin dondurucu soğukta hayvanların tepesi kapalı olsa bile, zincire de bağlılarsa üstelik donarlar. Onlara kulübeler koymak, soğuk-ıslak taş yerine altlarına bir şey sermek, sıcak bir köşe bulmak çok mu imkansız? Bolu Belediye Başkanı “HAYTAP uyarılarına” kızmak yerine işbirliği yapmak zorundadır. Çalışmalarını destekliyoruz ama bu işbirliğini de bütün belediyelerden bekliyoruz.
Barış Manço.. Yeri hâlâ doldurulamadı!
Dün değerli sanatçımız Barış Manço’nun ölüm yıldönümüydü, onu hâlâ aynı duygularla seven milyonlarca hayranı gibi ben de sevgili Barış’ı rahmetle anıyorum. Barış Manço aynı zamanda çok değerli bir dost, parlak zekası, neşesi, esprileri, yetenekleri ve her özelliğiyle çok takdir ettiğim bir arkadaş, bir dosttu benim için..
Petek Dinçöz’ün TNT’de başarıyla sürdürdüğü Çarkıfelek’te onun için söylenen güzel sözleri dinlerken “yerini dolduracak, onun kadar farklı ve özgün” bir yeni sanatçının hâlâ çıkmadığını düşündüm. Siz de düşünün, onunki kadar güzel bir “bayram” şarkısı duyabildiniz mi bugüne kadar? Nur içinde yatsın, yeri cennet olsun!

