Kıyamet kopuyor, kafa değişmiyor!

Huzursuzuz... Huzurlu, yarına güvenle bakan tek bir insan yaşamıyor Türkiye'de...

Haberin Devamı

Huzursuzuz... Huzurlu, yarına güvenle bakan tek bir insan yaşamıyor Türkiye'de... Bırakın aç ve işsiz olanları, "eğitimim bitince ne yapacağım" endişesiyle bunalıma giren üniversite öğrencilerini, çalışan/kazanan, geçimini sağlamış vatandaşların da huzuru yok.

Ayyuka çıkmış siyasi kavgalar, yolsuzluk karıştığı ortaya çıkan dev ihaleler, milletten saklanmaya çalışılan öldürücü kuş gribi salgını, aynı şekilde saklanmaya çalışılan "en pahalı doğalgaz alımları", bir yanda har vurup harman savrulan paralarla oluşan bütçe açıklarının milletten tahsil edilmesi; her gün yenisi çıkan vergiler, can ve mal güvenliğinin tümüyle yok olması en iyimser vatandaşı bile hayata küstürdü.

Sadece Tüpraş ihalesi; "kamuoyuna duyurmadan ve "içerden bilgi vererek' hisselerin satılması" olayı ve bununla ilgili soruşturmanın Maliye Bakanı Unakıtan tarafından önlenmeye çalışılması bir başka ülkede hükümetin gitmesi için yeterli bir nedendir. Tabii her biri ayrı bir skandal niteliğindeki diğer olaylar da...

Her gün bir başka bakanlıkla veya bakanla ilgili skandallar AKP Hükümeti döneminde bitmek bilmedi. İktidarın, onların üstünü örtüp her seferinde abuk subuk polemikler ortaya atarak medyanın ve halkın dikkatini başka konulara çekmesiyle veya dev olayları "önemsiz detay" gibi gösterme başarısıyla ve medyada da belli isimlerin iktidara arka çıkması ile bugünlere gelindi. Yine aynı destekler ve susmalar sonucu dokunulmazlıklar (MİLLETE SÖZ VERİLDİĞİ HALDE) kaldırılmadığı, suçlanan bürokratlar soruşturulsa bile siyasetçiye soru sorulamadığı için sorumsuzluklar, yalanlar, yanlışlar devam etti.

Bir ülkede basının görevi iktidarda kim olursa olsun hatalı uygulamaları, açıklamaları, davranışları eleştirmek, halka duyurmaktır. Bizde ise her dönemde iktidar gazeteleri ve gazetecileri türüyor. Ve bunlar farklı neden ve beklentilerle hükümetlerin avukatı veya sözcüsü görevini üstleniyorlar. Böylece toplum doğru ile yanlışı birbirinden ayırmakta zorlanıyor.

Oysa hükümetleri eleştirme vazifesine sadık kalan gazeteciler her iktidar döneminde aynı şekilde çalışırlar. Onlar için sempatizanlık, arkadaşlık, çıkar için verilen destekler söz konusu değildir ve aslına bakarsanız bunu yapmak "gazeteciyim, yazarım, televizyoncuyum" diyen her medya mensubunun zorunluluğu olmalıdır, tercihi değil.

Nasıl ki iktidara gelen bir siyasi parti particilik düşünmek ve yapmak yerine bütün vatandaşların, ülkenin çıkarını, geleceğini düşünmek zorunda ise medya da bunu yapmak zorundadır.

Danışıklı döğüş mü?
Yapmadıkları ve hatalı eylemler toplu bir tepkiyle karşılaşmadığı içindir ki olaylar süregidiyor ve memleket kan ağlıyor. Şimdi birileri "abarttığımı" düşünebilir bu söz üzerine ama kabul etmek istemeseler de durum bu... Daha kötüsü nasıl olurdu bilmiyorum. Onlar tahmin edebiliyor mu acaba?

İş bilmeyen yönetimi yüzünden kaderine terkedilmiş, her alanda başıboş bir ülke, çaresizlik içinde bir toplum ve diğer tarafta cumhurbaşkanlığı kavgasıyla meşgul siyasetçiler... AKP İstanbul Milletvekili, Başbakan'ın danışmanı Egemen Bağış, yine AKP Milletvekili Mehmet Dülger'in "Çankaya'da türbanlı bir cumhurbaşkanı eşi olmaz" sözlerine "Bal gibi olur" anlamına gelecek bir cevap vermiş.

Bu tartışma, konunun gündemde tutulması için bir danışıklı dövüş müdür belli değil ama şurası belli ki "Başbakan'ın danışmanı" sıfatıyla konuşan birinin söyledikleri Başbakan'ın konuşması olarak algılanabilir. Ve hâlâ görüyoruz ki onları ilgilendiren, ülkenin içinde bulunduğu berbat durum değil, cumhurbaşkanlığı...

Kafalar değişmedikçe, biz bu kafaları iyi değerlendirmedikçe çile bitmez, bilesiniz!

DİĞER YENİ YAZILAR