Başbakan Erdoğan’ın Avrupa Komisyonu Parlamenterler Meclisi Genel Kurulu’nda yaptığı konuşma ve sorulan sorulara verdiği cevaplar son derece enteresan.. Herşeyden önce “gerçek tablolar”ın süslü ifadelerle nasıl “tam aksi bir duruma” dönüştürülebildiğini veya “asıl hesap verilmesi gereken durumlar”ın kurnazlıkla nasıl “hesap sorar” hale dönüştürülebildiğini göstermesi açısından enteresan.
PESPEMBE BİR TABLO!
Yani eğer AKPM’dekiler dünkü konuşma ve cevaplardaki “pespembe resme” tümüyle inandılarsa bundan sonra daha da büyük baskılara aynı yöntemle “uygun birer kılıf” bulunması gayet kolaydır ve böylece Türkiye’deki gelişmeler. Konuşmanın tümüne baktığınızda; en ufak bir insan hakları ihlali olmayan mükemmel bir ülke, herkes mutlu ve refah içinde, “ileri demokrasi” getirilerek tüm sorunlar çözülmüş , çevredeki bütün ülkeler Türkiye hayranlığı içinde (kimsenin de “kendisi demokrasiyi kaybeden, basın ve ifade özgürlüğünü bile ortadan kaldıran, her vatandaşının en özel konuşmalarını ve yaşam bilgilerini dinleyen-fişleyen, kimsenin korkmadan konuşamadığı ülke nasıl başkalarına örnek olur” demediği), okul üniversite sınavlarında bile “yandaşları doldurmak için” sehven(!) hilelerin yapılmadığı, geriye kalan milyonlarca öğrencinin hakkının yenmediği kusursuz bir resim bu..
ARTIK KARIŞAMAZLAR
Başbakan Erdoğan bu “kusursuz demokrasi, süper ülke” konuşmasından sonra “Demokrasiden yana olduğunuzu söylüyorsunuz ama yüzde 10 barajını neden düşürmediniz” sorusuna karşılık ne alakası varsa “şiir okuduğu için hapse giren bir başbakan” olduğundan başlayıp, “en güzel değişikliği halkın yapması ve bunu yapmışsa bir bildiğinin olması”na, “yüzde 10 barajını indirmenin demokrasi olmadığı”na, “barajı kendilerinin getirmediğine, halk istiyorsa onların indireceğine” kadar soruyla ilgisiz birçok şey söyledikten sonra “siz karışamazsınız” sözleriyle bitirdi.
Gerçi kapatma davası sırasında AB, yüksek yargıya; Anayasa Mahkemesi’ne karışıyor, hakaret bile ediyordu ve o zaman ya da referandum öncesi müdahalelerde hükümetten böyle bir tepki hiç duyulmamıştı ama asıl mesele halkın elbette barajı indirmek istemesidir, partilerin başkasının milletvekilliği hakkını gasp etmesini kimse istemez, bu da defalarca vurgulandı ama ne etkisi oldu? Herneyse konuşmanın bir yerinde “değiştirmeyeceklerini” kesin olarak söylemesi yalnız AB için değil “demokrasi” isteyen herkes için yeterli olmuştur.
AHMET ŞIK VE BOMBASI!
Konuşmanın can damarı “Ahmet Şık’ın İmamın ordusu kitabı nedeniyle tutuklandığı” belirtilerek sorulan “Tutukluluk sebebini açıklar mısınız” sorusu ve Başbakan’ın verdiği cevaptı. Konuşmasında daha önce de “gazetecilik nedeniyle tutuklu gazeteci olmadığını” söylemiş olan Erdoğan bu soruya “Tutuklanan medya mensuplarının ellerindeki bilgi ve belgelerin ardında bir şey var ki yargı hemen tedbir istiyor ve yürütmeye “şurada şöyle bir hazırlık var, üzerine gidin” diyor. Üzerine gidildiğinde ortaya bu çıkıyor. Bakın bir örnek vereyim; bombayı kullanmak suçtur ama hazırlanması için gerekli malzemeyi kullanmak da suçtur. Bunun ihbarı gelmişse güvenlik güçleri toplamaz mı?”
SALAK BİR AB
Soruyu soran kişinin aklına “Henüz basılmış bile olmayan bir kitaptan nasıl bir bomba çıkabilir, yargı hangi kanıta göre tutukladı, söz ettikleri hazırlık neydi, anlatır mısınız” demek gelmedi. Daha sonra söylenen “Hep işimize gelince ‘bağımsız yargı’dan söz ediyoruz. Türkiye’ye gelince ‘yürütmeye bağlı yargı’ istiyoruz, kusura bakmayın o yok” sözüne de “HSYK’nın tamamını hükümetin seçmesi, bu yöntemle düz mahkemeleri ve arkasından yüksek mahkemeleri de kendi kontrolüne alması mı bağımsız yargı oluyor” diyemediler.. Salak salak sırıttılar ki bakınca pek de beyinsiz görünüyorlar gerçekten..
Her neyse sonuçta zaten referandumda “mahkeme üyelerinin tamamını tek bir partinin seçmesi” hazırlığı sırasında verdiği destekle AB’nin bu soruları bile sormaya hakkı yok. Ama Türkiye’nin “yeni anayasa” hakkında seçim öncesi bilgi edinme hakkı var, alabilirse!
‘Utanıyoruz, susmayacağız’ eylemine katılın!
Bugün çok önemli bir gün.. Son iki yıldır hızla artan ve birkaç aydır zirveye çıkan “kadın ve çocuk kıyımı”na karşı kadınlar TBMM’de büyük bir eylem yapacaklar. Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’na bağlı tüm büyük kadın kuruluşları, ülkenin en eski kadın örgütü olan Türk Kadınlar Birliği, ben (umarım başka gazeteciler de) ve birçok ilden gelen vatandaşlar “çocuk tecavüzcülerinin hatta toplu tecavüz vahşeti sanıklarının serbest bırakılması, ensest denen aile içi tecavüz vahşetinin gizlenmesi,her gün bir yenisi duyulan kadın cinayetlerinde ağır cezaların verilmemesi ve TBMM’nin bu korku tablosuna kayıtsız kalarak, yasaları çıkarmadan aylarca kapatılma-sını” protesto edeceğiz.
(Komisyon üyeleri arayarak “isteselerdi bu yasaları 2 saatte çıkarabilirlerdi, teklif edildi ama yapılmadı” dediler.)
Bu protesto aynı zamanda “toplum duyarsızlığını, en vahşi olayları bile kanıksar hale gelmemizi ve tepki vermememizi vurgulamak için” yapılıyor. O korkunç saldırılarla karşılaşan çocuk ve kadınlar, suçluların cezasız kalmasını izlemeye mahkum aileleri çaresiz durumdalar. Sonsuza kadar çaresiz kalmalarına siz de tepki duyuyorsanız; bu sabah 10.30da TBMM Atatürk Bulvarı kapısında yapılacak olan bu eyleme mutlaka katılın. Gözlerimizin içine baka baka suçluları toplum içine salıvermelerine karşı çıkın. Bu imdat çığlığında, olayın dünyaya duyurulmasında sizin de katkınız olsun.
Cumhurbaşkanı ve Başbakan ÖSYM’ye ne diyecek?
Önce Cumhurbaşkanı Gül, sonra (önceki gün bile) Başbakan Erdoğan daha ne olup bittiği bile kesinleşmeden, “ÖSYM’nin YGS sınavındaki şifreleme iddiaları ile ilgili açıklamalarından tatmin olduklarını” söylemişlerdi. Hatta Başbakan şüpheleri yine ‘bir tezgahın bozulması nedeniyle rahatsız oluyorlar” bile dedi.
Dün ÖSYM Başkanı Ali Demir “sınavda sehven (yanlışlıkla) şifreleme yapıldığını ve rastgele verilmesi gereken değerler sırayla verildiği için doğru cevapların yerinin ‘en büyük değerin hemen sağında’ bulunduğunu” söyledi. Bundan sonra sınavın iptali kaçınılmazdır herhalde ama asıl önemlisi bu kadar hayati, milyonları ilgilendiren bir sınavda ve uzman olmadıkları konuda o açıklamaları yapan Cumhurbaşkanı ile Başbakan’ın durumu.. Bunu nasıl açıklayacaklar acaba?

