Kitapları yakmayın!

Ermeni olaylarıyla ilgili yazılarıma iki gün önce ara verdim ama telefon ve mektuplar aynı hızla sürüyor

Haberin Devamı

Ermeni olaylarıyla ilgili yazılarıma iki gün önce ara verdim ama telefon ve mektuplar aynı hızla sürüyor. Orhan Pamuk ve destekçisi profesörlerin, doçentlerin kendi ülkelerine karşı yapılan baskının yanında yer alırken, haklılıklarını kanıtlayacak tek bir belge ortaya koyamamış olmaları büyük bir tepkiye (nefret demek istemiyorum ama öyle) neden oldu.

Yazılı veya sözlü olarak bize ulaşan okurlar arasında Pamuk için "Elimde bir veya iki kitabı vardı onları da yaktım", "Hayatımda ilk kez kitap yaktım", "yakacağım" veya "Yakacaktım ama yine de yapmadım" diyen çok sayıda insan var.

Bunlardan sonuncusu dün sabah beni arayan 80 yaşındaki okurumuz Remziye Sor idi. Ağlamaklı bir sesle:

"Amcam 1914'te Sarıkamış'ta gazi oldu, babam İstiklâl Savaşı'nda... Ermenilerin Çınarcık'ta bir camiye Müslüman halkı 'Sizi Yunanlılardan kurtaracağız' diye doldurup hepsini yaktıklarını da orada yaşamış olan babamdan dinledim. Gencecik yeğenim Özkan Ararkan 15 yıl önce Şırnak'ta PKK saldırısında şehit düştü" dedikten sonra şunları söyledi:

"Orhan Pamuk'un ailesinde bizler gibi bu vatan için çarpışan hiç kimse yok mu? Hiç mi acı çekmemiş? Çekmediyse olan biteni de mi okumamış. Bende bir kitabı vardı, sobaya attım."

Haydi Remziye Hanım 80 yaşında ve fazla duygusal davrandı diyelim ama "kitaplarını yaktığını" söyleyen çok sayıda genç, öğrenci de var. Öyle görünüyor ki "Can güvenliği olmadığı için gelemediğim" dış ülkelerdeki konuşma ve röportajlarında sık sık dile getiren Orhan Pamuk bundan sonra can güvenliği nedeniyle değil ama toplumda yarattığı nefret nedeniyle buralarda eski rahatlığını bulamayacak. İnsanın kendi ülkesinde, kendi toplumunda ve hele de kendisini baş tacı etmiş bir toplumda böyle bir tepki yaratmasından daha acı ne olabilir bilmiyorum. Hangi ödül (Nobel bile olsa) bu kaybı telafi edebilir? Acaba Orhan Pamuk diğer ülkelerde "gerçekleri söylemek adına kendi toplumu tarafından dışlanmayı göze aldı" deneceğine ve bunun da ödül almasını kolaylaştıracağına mı inanıyor?

Oysa ortaya 'ispatı olmayan' iddialar atmanın adı olsa olsa "ucuz popülizm gayreti" olabilir, gerçeği söylemek veya kahramanlık değil.

Öte yanda, sevgili okurlar lütfen kitapları yakmayın. Bundan sonra evinizde bulundurmak istemiyorsanız bir başkasına verin. 'Almamak' kendi tasarrufunuzdadır ama 'kitap yakmak' bilgiye, emeğe saygısızlıktır.

Yazarı Orhan Pamuk bile olsa!

Ağaca tırmanmış
Yine dün telefonda, tarihe çok meraklı olan ünlü beyin cerrahı Dr. Cengiz Aslan önce Ermenilerin isyanları nasıl başlattıklarını, Rusları kendilerine yardım etmek için çağırarak işbirliğiyle illeri nasıl ele geçirdiklerim, köy ve kasabalarda halka yaptıklarını anlattıktan sonra 1987 yılında bir Hac seyahatinde duyduğu gerçek bir öyküyü de anlattı.

Prof. İsmet Karaca'nın, 1987'de 90-95 yaşlarında olan babasının;

"Ermeniler 11 kardeşimi kestiler, ben ağaca çıkıp saklanarak kurtuldum" dediğini.

Yabancı arşivlerde, yabancı yazarlar, diplomatlar tarafından anlatılan buna benzer çok olay var.

Kesinlikle bir "soykırım"dan söz edilemeyeceğini, çoğu kez saldırılar karşısında "meşru müdafaa" bile yapılamadığını, yapıldığında ise kayıpların her iki tarafta da olduğunu anlatan...

Karşı fikirde olanlar, hele "Türkler'in 1 milyon Ermeni'yi kestiğini" iddia edenler dayandıkları belgeleri açıklamaya hazırlanıyorlar mı acaba? Yoksa onlar da masadan kaçmayı ve sadece lâf salatasıyla kafa bulandırmayı mı yeğliyorlar?

"Töre anketinin şok sonucu"
Töreye karşı gelen öldürülür" sonucunun çıktığı Güneydoğu anketini bu başlıkla vermişti VATAN iki gün önce... Kadının namusunun baba ve ağabeylerden sorulduğunu, cezasını ise hukukun değil onların vermesi gerektiğini söylüyordu ankete katılanların çoğu.

Türkiye'de bu anlayış Güneydoğu ile sınırlı değil ne yazık ki, İstanbul'da işlenen töre cinayetlerinde de aynı başlangıç noktasına geliniyor. Olay araştırılınca altından bu anlayış çıkıyor. Çünkü göçler sonunda Doğu ve Güneydoğu büyük illere de taşındı. Aslına bakarsanız eğitimli insanların, hukukçuların arasında da kadına bakış açısı bundan farksız olan çok insan var.

Buradaki asıl soru ve sorun ise "deprem" konusundan farklı değil: Devlet çözüm bulmak, bu anlayışı değiştirmek için ne yaptı? Ne yapıyor, ne düşünüyor? Halkının sosyal konulardaki eğitimine nasıl bir katkı sağlıyor?

Devlet, TV'leri Türkiye'deki çağdışı olaylara çözüm getirmek, insanları eğitmek için kullanmadığı gibi yeni ceza kanunlarını, cinayet ve tecavüz gibi suçlara getirilen ölümden beter cezaları anlatmak için de kullanmıyor. Oysa bir yandan TRT bütün kanallarıyla bu konularda eğitim programı yaparken, bir yandan da özel kanallardan eğitim saati alabilir. Milletin paralan bir sürü gereksiz işe dökülüp saçılıyor da en gerekli konuya mı kullanılmayacak?

Bunlar yapılmadığı için, hiç kimsenin yeni yasalardan haberi yok. Böyle giderse, suçlarda devletin de payı olduğuna inanmak yanlış olmayacak.

DİĞER YENİ YAZILAR