Van'dan gelen bir öğrenci mektubu... İnsanın içini burkuyor. Kütüphanemden bu okuyucum için kitaplar ayırırken size de sözlerini aktarmak istiyorum;
"Sevgili Ruhat abla
Ben yazılarınızı severek okuyan 17 yaşında bir lise öğrencisiyim. (.....) Size bir isteğimi iletmek istiyorum; bunu bir kardeşin ablası kadar saygı duyduğu bir insana kardeşlik duyguları içersinde değerlendirirseniz belki de severek yardım edersiniz. Sizden 2 veya 3 adet kitap rica ediyorum. Lütfen beni kırmayın. Benim için önemli olan sadece okumaktır. Bana inanın, Van'da bu imkânı elde edemiyoruz. Ne olur bu isteğime kulak verin.
Bu hafta içinde kapıma bir postacı gelir de isminizi taşıyan bir paket verirse size çok minnettar olurum. Allah aşkına bu isteğimi basit bir okuyucu isteği olarak görmeyin. Sizden çok rica ediyorum..."
Genç okuyucum (bu mektuptan diğer köşe yazarlarına da göndermiş midir bilemem) gördüğünüz gibi 2-3 kitap için neredeyse yalvarıyor. Ve hergün bunun gibi Türkiye'nin unutulmuş illerinden, ilçelerinden, köylerinden, okullarından, öğretmenlerinden gelen kaç mektup alıyoruz.
Geçenlerde Şile'den, İstanbul'un içinden bile bunun benzeri bir mektup geldi.
UNUTULMUŞ, sobasız, kütüphanesiz okullar, kitapsız, deftersiz, çantasız öğrenciler...
Kızılay çadırı rezaleti!
Kızılay çadırlarının içler acısı durumu, 1940'lı yıllardan bu yana neredeyse yenilenmeden kullanılıyor olması geçmiş depremlerde günler, haftalar boyu tartışıldı. Bu nedenle başkanlar değişti. Ne oldu?
Birkaç gün önce Pülümür depreminde ortaya çıktı ki rezalet aynen sürüyor. Her gün deprem bekleyen bir ülkede, -20 derece soğukta, diz boyu kar altında yaşayan felaketzedelere YAZLIK çadırlar gönderildi. Bu yetmiyormuş gibi çadırların zemini de yoktu.
Yani doğal felâket üstüne bu kez devlet eliyle daha büyük bir felâket...
Dünya boyu bir skandal, bir utanç. Yıkılan ilköğretim okulunun müteahhitinin de bugün milletvekili olduğunu, dokunulmazlığı nedeniyle kendisine hesap sorulamadığını bir kez daha hatırlatmak isterim.
Öte yanda memleketin sanayi odası başkanları, sanayi bakanları bile bas bas bağırıyor; "Bankaların milyonlarca dolarlık zarar faturasını millet ödüyor!"
Öte yanda banka batıran, bilmem kaç milyar dolar zararını devlete ödeten ve üstüne ödül olarak yüz milyonlarca dolar daha alan işadamları...
Öte yanda Davos'taki "Ekonomi zirvesi"ne şehir nüfusu gibi kalabalık gruplarla giden, eşleriyle "İsviçre tatili" yapan ve tenkitlere "siz şizofrensiniz" cevabını veren siyasetçiler.
Eşini, dostunu, berberinin akrabasını devlet kuruluşlarına yerleştirerek haksızlığın, yasa dışı işler yapanları koruyacak kanunlar çıkarmaya çalışarak yolsuzluğun devam edeceği mesajını veren hükümetler.
Ben size birşey söyleyeyim mi, bu ülkede "5 yıl buradan hiçbir yere gitmem" diyen ne hükümetler bir, iki yıl içinde devrildi gitti. Sonunda olan hep millete, onun geleceğine, onun Avrupa Birliği hayaline oldu ama diğerleri de kaydı, gitti.
AKP Hükümeti bu milletin ekmeğinden keserek vergi olarak yatırdığı her kuruşun gideceği yeri azami dikkatle hesaplamak, kendisi sorumsuzca harcamak yerine gerektiğinde harcayana hesabını sormak, attığı her adımı bin kere düşünerek atmak zorunda.
Halkın yapacağı şikayetleri bakanından, Meclis Başkanı'ndan duymayı artık kimse yutmuyor. Her kafadan çıkan farklı sesler, israfın, savurganlığın sürmesi halkın moralini bozduğu gibi ekonomiyi de etkiliyor.
Şizofren, mizofren hikâye... Böyle giderse tenkitler de sürecektir. Memlekette ruh sağlığı yerinde kimse kalmadı zaten...
Bu arada... Kızılay kepazeliğinin hesabı soruldu mu acaba?
"Kitabımız yok Ruhat abla"!
Van'dan gelen bir öğrenci mektubu... İnsanın içini burkuyor. Kütüphanemden bu okuyucum için kitaplar ayırırken size de sözlerini aktarmak istiyorum
Haberin Devamı

