Kırca-Başar ve gerçek!

Gazetelerde onlarla ilgili haberlere baktıkça susmanın ne kadar zor olduğunu anlıyorum. Yalanlar, yanlışlar, bilmeden haksızca suçlamalar giderek dozunu arttırıyor

Haberin Devamı

Gazetelerde onlarla ilgili haberlere baktıkça susmanın ne kadar zor olduğunu anlıyorum. Yalanlar, yanlışlar, bilmeden haksızca suçlamalar giderek dozunu arttırıyor.

Yakın bir arkadaşları olarak ben dayanamıyorum, onlar kimbilir neler hissediyorlardır. Bırakın insanların özel alanlarına teklifsizce girmeyi (üstelik bilmeden aüp tutarak yazmayı), bu toplumu sanatlanyla yıllardır etkilemiş, eğlendirmiş, gerekli mesajları vermiş iki değerli sanatçı bunu hak ediyor mu?

İlk kez ayrıldıklarında başkalarıyla ilişkileri olduğu bile yazılmıştı. Bu haberi duyduğu anda Oya Başar'ın yanındaydım ve inanın bana o yalan haberi yazan kişi ne tür bir üzüntüye sebep olduğunu bilse çok ama çok pişman olurdu.

Oya Başar akıllı, dürüst ve ilkeli bir kadın. Evliliğini, ayrılığını, çocuklarını, ne kadar mağdur olduğunu anlatıp duygu sömürüsü yapan, en özel olaylarını bile reklâm için kullanan kadınlardan değil... Kendisi de en az eşi kadar başarılı, son derece yetenekli bir sanatçı olmasına rağmen senelerce eşinin yanında kendi reklâmını yapmadan, ön plâna çıkmadan sessiz sedasız çalışmış bir kadın. Bu durumda bile gazetelere, TV'lere çıkıp güzel mavi gözlerini kırpıştırarak ağlamıyor, kimseyi suçlamıyor, magazin haberi üretmiyor. Ama işte fazla sessiz olmak da aleyhinize kullanılabiliyor Türkiye'de.

Sanattan gelen sanata...
Önceden duysa benim de yazmamı istemezdi, nitekim yazılan haberlere üzülmesine rağmen "Nasıl olsa geçer, unutulur" diyen de kendisi. Ama tüm nedenlerin ona bağlanması açıkçası çektiği üzüntülere şahit olan bir arkadaşı olarak beni rahatsız ediyor.

Önce şunu söyleyeyim; haberciler zahmet edip boşuna mal varlıklarının peşine düşmesinler zira onlar kazandıkları paranın yüzde 90'ını yine sanata, yeni projelere yatıran bir çift idiler. Levent'teki evleri ve birkaç arabaları ile bir de
yazlık ev dışında saraylar, konaklar filân yok. Ne bugüne kadar aralarında mal-mülk, para sorunu olduğunu, ne de bundan sonra olacağını hiç sanmıyorum. Birlikte 28 yıl geçirmiş, birbirini sevmiş, iki çocuk sahibi bir çift için doğal olan budur ve onlar için de aynen bu durum geçerlidir. Her şey ortak kullanımda, her şey paylaşılmakta. İlk boşanmada Oya Başar'ın ortak evlerini hemen boşaltarak bir başka eve çıkması da aynı saygının devamıydı.

Farklı görüşler, özel veya mesleki sorunlar insanları zaman içinde çözümsüzlüğe götürebiliyor. Bu herkes için mümkün, aynı mesleği paylaşıp ortak çalışanlar için çok daha kolaylıkla mümkün... Ve iki insanın sanatçı olması, "topluma mal olmuş" olması da özel yaşamları hakkında yalan söylenmesini mazur göstermiyor.

Basının görevi
Oya Başar'ın boşanma kararını Amerika'ya gittiği zaman aldığı yalan. Döndükten sonra Levent Kırca ile evlerinde aylarca beraber yaşadılar. Yaz tatilini Bodrum'da birlikte geçirdiler.

Fatma Murat ve Ebru Kural Oya Başar'ın itirazına rağmen Olacak O Kadar'da kalmadı. Tam aksine, Oya Başar'ın oyundan aynlmasıyla çok sevdiği iki arkadaşının da işlerine son verilmesi onun en büyük üzüntüsü oldu.

Sahip oldukları arabaları ikisi de ortak kullanırlar. Kimin üzerine kayıtlı olduğunun lâfı bile olmaz.

İlk boşanmalarında çıkmayan maddi sorunların bu kez çıkacağını, Levent Kırca'nın zor durumda kalacağını söylemek, oğlu Umut yönetmenlik yapmadığı için Oya Başar'ın kızdığını ve ayrıldığını söylemek de Oya'ya yapılan haksızlıklar. Bunların hepsi yanlış.

Basının görevi dedikodu üretmek değil, elde edebiliyorsa gerçekleri yazmaktır.

Gerçek ise birbirini seven ama yıllar içinde anlaşmazlığa düşen iki kişinin en doğal olanı yapmasından başka bir şey değil.

Her olayı çirkinleştirmekten vazgeçelim artık!

Bakan değilse, sorumlu kim?
O küçücük kimsesiz çocukların yediği dayaklara, gördüğü maddi/manevi işkencelere hiçbir yürek dayanamaz, anaların yüreği hiç dayanamaz.

Malatya'da SHÇEK'e bağlı bir yuvada 0-6 yaş arası çocuklara (bebekler desek daha doğru) kalpsiz hasta ruhlu personelin uyguladığı şiddet Salı akşamı Deşifre programında gösterildi. Kafalarını birbirine tokuşturmaktan metal taslarla dövülmeye kadar aklınıza ne gelirse bu küçücük yavrular hepsiyle karşılaşmış.

Daha önce çocuk yuvalarında müdürler ve personel tarafından tacize, tecavüze uğrayan çocuk olaylarında da defalarca yazdık. Benzer şiddet olayları yurtlarda daha gelişmiş kimsesiz çocukların, genç kızların başına da geliyor. Bunları yapanların çoğu cezalarını çekmeden, haklarındaki raporlara rağmen başka çocuk yuvalarına, yurtlara benzer görevlere gönderiliyorlar.

Ve sonra Kadın ve Aileden Sorumlu Bakanlığın başındakilere, özellikle bakanlara "Nasıl oluyor da bu olaylar en çok Türkiye'de görülüyor" sorusu sorulduğunda onlar bizden daha çok ağlaşıyor, sızlanıyor, başkalarını suçluyor.

Neymiş efendim; kendileri görevden alıyormuş ama mahkeme geri iade ediyormuş. Bakanın böyle bir şikayete hakkı yoktur. Yapamıyorsa, sorumluluğunu taşıyamıyor, çözüm yaratamıyorsa o koltukta bir gün bile oturmaması gerekir.

Şu anda sorumlu Nimet Çubukçu'dur. Devletin sayılı çocuk yuvasını denetlemeyen, denetletemeyen, hata yapanın cezasını en ağır şekilde çekeceğini tüm görevlilere bildirerek disiplini sağlayamayan bakan o göreve lâyık değildir.

Taciz, tecavüz, işkence yapan görevliler ne hakla sesini, şikayetini duyurma imkânı bile olmayan anasız, babasız çocukların başına gönderilebilir?

Devlet kurumlarında böyle korku filmleri çevrilen bir ülkede devlet okul önünden çocuk kaçırıp tecavüz eden sapıkları nasıl durdurabilir?

İşte sonunda yine "dokunulmazlık" konusuna, yasalara, cezalara geliyoruz. Hangi konuya el atsanız altından hukuk çıkıyor. Böylesi bir vahşete neden olan, görevini yapamayan herkese uygulanacak bir yaptırım olmalı.

Bakan Nimet Çubukçu bu olayın bir numaralı sorumlusudur. Ve hesabını millete vermek zorundadır.

Çocuk yuvalarını gerekiyorsa her gün neden denetlemediğini açıklasın. O koltuklara sadece iftar ziyafeti gezmek için gelmiyorlar!

Sevgili okurlarım, dün sayfaya gelen ilân nedeniyle devam edemediğim "Dokunulmazlıklar kalksa da" başlıklı yazıyı yarın vereceğim. Gecikmeden dolayı üzgünüm.

DİĞER YENİ YAZILAR