CHP Genel Başkanı Deniz Baykal “rozet taktığı çarşaflı kadın üyelerle” ilgili tartışmadan çok memnunmuş. “Bu insanlar Türkiye’nin gerçeği, AKP’nin politikalarından, uygulamalarından rahatsızlar. Onlar ‘bu kimliğimizle bizi kabul edin, dışlamayın’ diyorlar. Siyaseti dine alet eden çarşaflılar gibi (herhalde ters söylemiş) herkesi kendilerine benzetmeye çalışmıyorlar. Başı açıkların kapanmasını istemiyorlar. Kızlarını çarşafa zorlamıyorlar. Cumhuriyet ilkeleriyle, Atatürk’le, laiklikle bir sorunları yok. Onlar bu haliyle kızlarını üniversitelerde okutmak istiyorlar” dediği bir konuşma yapmış.
Bülent Ersoy’un Deniz Baykal’la ilgili bir şikâyeti susup susup yıllar sonra dile getirdiğinde ona söylediğimiz gibi bu kez de Baykal’a “bugüne kadar nerelerdeydiniz, yıllar sonra bu noktaya nasıl geldiniz” diye sormak mümkün ama “kadının tesettürünü dindarlık ölçüsü haline getirerek” ve vatandaşların dini duygularını kullanarak oy toplayan bir partinin kolay başarısı ve hatta “yolsuzluk, yoksulluk, işsizlik” gibi en ciddi sorunları bile bununla kolayca kapattığı, unutturduğu yıllar içinde ancak tam olarak anlaşıldı, onun için sormuyorum.
Laikliği “dine karşı olmak, dini dışlamak” veya en çirkin iftirayla “dinsizlik” gibi gösterenlere bu konudaki gerçekleri, hatta “kamusal alanda dini kıyafet ve ibadet” kısıtlamasının nedenlerini topluma anlatmanın zorluğu karşısında bir tek “zenci” benzetmesi veya “Biz dindarız, onlar değil” gibi tek cümle aldatmaya yetiyor.
Gerçeğin böyle olmadığını anlatmak için de işte sonunda Baykal’ın geldiği noktaya gelinebiliyor. Yani kısacası “çaresiz” kalınabiliyor.
Buna karşılık birilerinin çıkıp “Aferin Baykal iyi yaptı, çarşaflılar AKP’nin tapulu seçmeni mi?” veya “CHP kılıK kıyafet nedeniyle kimseyi dışlamadığını böylece gösterdi. Bir oyunu bozdu, bak dinci medya nasıl sinirlendi” demesini de anlıyorum.
Ama işte burada mesele ne çarşafın dışlanması, ne oyun bozma ne şu, ne bu... Fotoğraflarda “sadece çarşaflılar” ile memnun mesut gülümseyerek rozet takan Baykal var. Kimse dışlanmasın ama dine kadar türbanlıların gösterilerinde tek tük çarşaflı kadın öne çıktığında manşetlere haber olarak geçen bir İran, Suudi Arabistan giysisine de, devrim karşıtlığını simgeleyen bir kıyafete de Cumhuriyet’ten 85 yıl sonra geri dönülmesin.
Zurnanın zırt dediği yer
“Bu da Türk kadınının normal giyimidir” mesajı çıkmasın. Ve üstelik cumhuriyet devrimlerini yapan bir partinin lideri tarafından çıkmasın.
Eğer karaçarşaflı kadınlar kalabalık bir “yeni üye” grubunun arasında görülse “tamam, onlar da olabilir” diyebilirsiniz ama üç günde bir sadece çarşaflılarla çıkan fotoğraflar ve buna Baykal’ın getirdiği açıklama farklı bir durumdur.
“Her kesimi kucaklamak”la “israrla tek bir kesimi kucakladığını göstermek” farklıdır.
Aynen bu konuyu dinci medyanın istismar etmesi ile benim tartışmam kadar farklı. Ben diyorum ki ’giyimi ne olursa olsun elbette her vatandaş CHP’ye de katılabilir ama bunun reklâmını yaptığınız anda (hem de arka arkaya, israrla) AKP ile aynı yanlışa ortak olmuş, kadının türbanı, çarşafı üzerinden siyaset yapmış olursunuz.’
Hiç ortası yok farkında mısınız, bir yanda “imam nikâhı”nın, bir yanda “karaçarşaf”ın reklâmının yapılmasıyla uğraşıyoruz.
Çarşaflıları bu kadar kucakladıklarına göre yakında (3-4 yıl önce yazdığım gibi) sıra “kamusal alanda çarşaf” tartışmasına gelecektir. Gelmelidir de...
İnancı için türban takan kadınlarla inancı için çarşaf giyenler arasında fark yaratmaya hakları yok, hemen onları da alsınlar tartışmaya!
Kimse size “dışlayın” demiyor!
Haberin Devamı

