Vicdani red konusunun Türkiye’de tartışılmadığını, Bülent Ersoy’a da “linç kampanyası” başlatıldığını söyleyenler haksızlık ediyor. Toplum günlerdir bu konuyu her türlü tartışıyor değil mi?
Aslında çok daha önceden gazete köşelerinde de uzun uzadıya yazıldı, konuşuldu... Ayrıca Bülent Ersoy hâlâ “sözüm suçsa gerekeni yapsınlar” diye meydan okuyor, korkulacak bir durum olsa popülizm uğruna bunu yapar mı?
Ne demiş Bülent Ersoy; “Tamam vatan bölünmez, bilmem ne olmaz ama göz göre göre de analar bu çocukları doğurup toprağa versinler olmaz (...) Başkalarının masabaşı savaşı için evladımı harcayamam” demiş.
Öncelikle yine Orhan Pamuk’un yaptığı gibi daha önce tartışılmakta olan bir konuda “Başkası söyleyemedi, ben söyledim” demenin anlamsızlığını da vurgulamak lazım.
Burada olay daha önce başkasının söylememiş veya “söyleyememiş” olması değil, binlerce gencimiz yüzleri kardan, soğuktan kavrulmuş, siyaha dönmüş vaziyette karlarla, mayınlarla kaplı tepelerde ülkesinin güvenliği için çarpıştığı, bazılarının canını verdiği sırada bunu söyleme cesaretini (!) göstermektir.
Binlerce asker ailesi yüreği ağzında bekler, bazıları evladının acısıyla yanarken “vatan bölünmez, bilmem ne ama”, “şehitler ölmez, vatan bölünmez, klişe laflar”, “masabaşı savaşı” deme lüksüne sahip olabilmektir. “Vatan bölünmez bilmem ne” ise bırakalım da artık açıkça “telaffuz ettikleri gibi” vatan bölünsün mü?
Acaba her yanı kuşatılmış durumda Kurtuluş Savaşı’nı gerçekleştirenler (başta Atatürk) böyle düşünseydi, bugün süslenip püslenip, takıp takıştırıp, döküp döküştürüp rahat köşelere kurularak çuvalla parayı bir gecede götüren ve sonra bu açıklamaları patlatanlar bu imkanı bulabilecek miydi?
Pardon, vicdanım istemiyor
Türkiye gibi dışardan gelen tehlikelere açık, terörü en acı şekilde yaşamış ve yaşamakta olan bir ülkede istemeyen, “vicdanım elvermiyor” diyenler askerlik yapmazsa bu “yapanlar ve anaları” için nasıl bir “eşitlik” durumu oluşturur?
İnsan hakları açısından “vicdani red”di savunanlar acaba bu soruya “Bize ne, isteyen gitsin, istemeyen gitmesin” cevabını mı verecekler? Yani birileri “benim canım (pardon vicdanım) istemiyor” diyerek oturacak, birileri kendi canını bu insanlar için verecek ve birileri de “insan hakkı” diye bunu mu savunacak?
Peki acaba Ersoy’un “Başkalarının savaşı, masabaşı savaşı” dediği nedir? Durup dururken yüzlerce teröristin Kuzey Irak sınırını geçerek Dağlıca’da 12 askerimizi bir gecede şehit etmesi mi örneğin? Son model teknolojiyle donatılmış PKK’nın diğer saldırıları mı, döşediği mayınlar mı? Bu ne saçma bir sözdür? Dağlıca ve diğerlerinin intikamını kim alacak ve bunun bir daha olmamasını kim sağlayacak?
Vicdanları reddetmeyenler, yani gerçekten vicdanı olan, erkek gibi erkekler mi?
Veya Barzani gibi bir aşiret reisi koca Türkiye’ye “kafamı bozmayın, fena yaparım” dediğinde Türkiye ona “Evet haklısın, bizim gençlerin vicdanı askerliği reddediyor, sen nasıl istersen öyle olsun” mu demeli? Yoksa ayrıcalıklı bir erkekler kitlesinin varlığı mı kabul edilmeli?
DTP’lilerin Festival’e davet etmesi sanıyorum Bülent Ersoy’un (bilerek ya da bilmeyerek) yaptığı hatalı konuşmanın kimlere hizmet edip, kimler tarafından takdir edildiğinin açık göstergesidir.
Bırakın erkeklerin “vicdani red” hakkını, ben kadınların da askere alınması gerektiğine inanıyorum.
Bilim Kurulu’ndan Prof. Köker Her Açıdan’da!
Ülke gündeminde TSK’nın Kuzey Irak’tan çekilmesi, “vicdani red” konusu gibi tartışılacak başka çok önemli olaylar da var ama hepsini aynı anda işleyemediğimiz, konular zaman nedeniyle tamamlanamadığı için biz bu Pazar Her Açıdan’da Anayasa değişikliği sonrasında ortaya çıkan “ülke çapındaki kaos”u inceleyeceğiz.
Konuşmacı olarak ilk kez 4 önemli profesör biraraya gelecek.
AKP’nin isteğiyle Anayasa değişikliklerini hazırlayan 6 kişilik Bilim Kurulu’ndan Prof. Dr. Levent Köker, Bahçeşehir Üniversitesi’nden Anayasa Hukuku uzmanı Prof. Dr. Süheyl Batum ile Siyaset Bilimi uzmanı Prof. Dr. Yılmaz Esmer ve Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden (“türbana özgürlük” bildirisini de imzalayan) Prof. Dr. Ali Köse’nin konuşmalarında merak ettiğiniz birçok sorunun cevabını bulacaksınız.
2 Mart Pazar günü öğlen 12.30’da STAR’daki Her Açıdan’ı kaçırmamanızı öneriyorum. Tekrarı yok, ona göre!

