Kim demiş değiştiler diye?

Diyanet İşleri Başkanı istediği kadar "din siyasete karıştırılmamalı" desin, Hükümet üyeleri kesin olarak dini, inancı siyasetlerine malzeme yapmaya, oy aracı olarak kullanmaya kararlılar...

Haberin Devamı

Diyanet İşleri Başkanı istediği kadar "din siyasete karıştırılmamalı" desin, Hükümet üyeleri kesin olarak dini, inancı siyasetlerine malzeme yapmaya, oy aracı olarak kullanmaya kararlılar.

Değişmediler, değişmeyecekler, bu açıkça ortada.

Cumhurbaşkanı Sezer gayet doğru bir saptama yaparak ve aslında görünen gerçeği ortaya koyarak "Laikliğin bilinçli olarak saptırıldığını, sadece "din ve vicdan özgürlüğü' şeklinde tanımlanarak (ve tabii aslında sadece türban özgürlüğüne indirgenerek) dinî simgelerin kamusal alanda kullanımının kaçınılmaz olduğu noktasına gelindiğini" anlattı.

Sezer'in (Süleyman Demirel'in de 'Bu konuşmayı herkes iyi okusun, tümü çok güzel ve önemli' dediği) konuşmasına önce dinci gazetelerden ve onların köşe yazarlarından tepki geldi. Sanki laik Türkiye'de değil de İran'da yaşıyorlarmış duygusu veren garip ve anlaşılmaz ifadelerle, Cumhurbaşkanı'nın rejimin nasıl saptırılmaya çalışıldığını anlatan vurgularını da saptırarak onu dine ve dindarlara karşı bir konuşma yapmış gibi gösterdiler.

Bu da yetmedi, bir karaçarşaflı ordusunun dinlediği, iş başına geldiği gün baskıyı arttırarak İran'ı tekrar Suudi Arabistan çizgisine getiren, ayakkabısının topuklarına basmış, çoraplı ayağıyla bacağını kaşıyan Ahmedinecad fotoğrafını, dünyanın tek laik-demokratik Müslüman çoğunluklu ülkesi olma özelliğini koruyan çağdaş Türkiye Cumhurbaşkanı'nın fotoğrafıyla yanyana basarak Ahmedinecad'a övgüler dizdiler.

Sonra ertesi gün bir de baktık ki Türkiye'nin başbakanı tamamen aynı ağızla Cumhurbaşkanı'nın konuşmasına cevap veriyor.

Ve diyor ki:

"Laiklik niye tehlikedeymiş? Bu parti (AKP) laiklik karşıtı olarak ortaya çıkmadı ama siz dindarları siyasetten alıkoymak için böyle konuşuyorsanız bu millet sizi affetmez."

Aldatmanın dayanılmaz hafifliği!
Ne kadar kolay değil mi, iki cümlede "söylenilenleri doğru değerlendiremeyen, eğitimi yetersiz veya tümüyle eğitimsiz kalabalık dindar kitlelerini" tarafınıza alıverdiniz.

Sonuçta, dinine bağlılığını, kaç kez dua ettiğini, inancını ne yoğunlukta yaşadığını bilmediğiniz (herkesin dininin inancının kendine ait olduğu ve devletin her inançtan vatandaşa aynı mesafede durduğu laik bir ülkenin, laik Cumhurbaşkanı) Sezer'i ve kendiniz/partiniz dışındaki herkesi "dindar değil" veya "dindarları siyasetten alıkoymak istiyor" şeklinde damgalayıverdiniz.

Başbakan'ın bu konuşması, dinci gazetelerin yayınları, okullara kadar inen (ve "şiddet" olayları gibi şu anda inkâr edilmekte olan) din baskıları, irtica tehdidi aslında demokrasilerde laikliğin neden vazgeçilmez bir kural olduğunu gayet iyi açıklıyor.

Tekrar tekrar vurgulayalım; dini siyasi bir güç olarak kullanmak ve dindar insanları da piyon yapmak isteyenler için bu yol bir kez açıldı mı kapanışı yoktur. Biri laikliğin önemini ve nasıl içinin boşaltıldığını anlatmaya çalışırken diğeri çıkıp "dindarlar" silahını kolayca kullanabilir. Bu yönde kıyasıya bir kadrolaşmayla çocuk yuvalarının başına bile imamları getirebilir. Sonra da dönüp kendi kafasına göre yaptığı keyfî bir laiklik tarifini topluma dayatabilir.

İran karşılaştırmaları başladı!
Ve bir kutlamada bira içiliyor diye üniversitelere saldırılar başlayabilir. Sonra sıra oruç tutmayan, başını örtmeyen, namaz kılmayanlara gelebilir.

İran'ın Cumhurbaşkanı, sizin Cumhurbaşkanınızdan üstünmüş, bir kıyaslama mümkünmüş gibi yayınlar yapılabilir.

Dinci gazetelerin yorumları sadece kendilerini bağlar. Ama bir ülkenin başbakanı çıkıp aynı yorumlan tekrarlıyorsa bu, o toplum için çok ciddi bir uyarı sayılmalıdır.

Türk toplumunun; "laik-demokratik rejimi korumaya yemin ederek Meclis'e girmiş olan" Başbakan Erdoğan'ın din üzerinden yaptığı bölücülüğü, basında İran'la karşılaştırmaların başlamasını ve Cumhurbaşkanı Sezer'in uyarılarını iyi değerlendirmesinin tam zamanıdır.

Sonra yine "geç kaldık" demeyelim!

(Not: Sevgili okurlarım, Pazar günü başladığım "Hoşgörü Anketi" sonuçlarıyla ilgili yazıma yarın devam edeceğim. Yine aynı kapsama giren bugünkü yazının neden olduğu gecikmeden dolayı özür dilerim.)

DİĞER YENİ YAZILAR