Ben meslek yaşamım boyunca hiçbir partinin iç işlerine karışmadım, bunun hele de baskı tarzında israrlı ifadelerle müdahalenin “gazetecinin üstüne vazife” olduğunu hiç sanmıyorum. Bizim basın olarak görevimiz (ortada artık eskisi gibi bağımsız, eleştiren bir basın da kalmadı ama) yapılan ciddi yanlışlara dikkat çekmek ve uyarmaktır hepsi bu. Kaldı ki gelinen noktada buna ne kadar sadık kalırsanız kalın eğer iktidar medyasına dahil değilseniz yine de bir bahane bulunarak işinizin engellenmesi mümkün olabiliyor. Her neyse konumuza gelelim, daha Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkan seçildiği ilk günlerden başlayarak ‘Önder Sav’ın CHP içinde kendine ait gruplar oluşturmasının ve ikinci bir genel başkan havasında faaliyetler yürütmesinin yanlış olduğunu, bunun ilerde ciddi sorunlar yaratacağını, Kılıçdaroğlu’nun arkasındaki delege ve halk desteği ile bunu engelleyecek güçte olduğunu ve yapması gerektiğini’ zaman zaman yazdım. Son olarak 31 Ekim Pazar günkü yazımda ‘seçim sürecine girildiği aylarda CHP’nin kaynayan bir parti görünümünden kurtulmasının, her kafadan bir ses çıkmasının önlenmesi gerektiğini ve çözümün bu olduğunu’ vurguladım ki gerçekten de son tabloya bakınca başka bir çözüm görünmüyordu.
“BEN YOKSAM PARTİ DE YOK OLSUN” ANLAYIŞI
Parti teşkilatlarıyla uzun yıllar içinde geliştirdiği yakınlığı ile Kılıçdaroğlu’na ‘genel başkanlık seçiminde destek veren’ Sav bunu adeta bir gizli bir tehdit unsuru gibi kullanarak; Kılıçdaroğlu’nu etkileyebiliyorsa o yolla, etkileyemiyorsa parti içindeki kendi adamlarını öne sürerek sürekli “ikinci güç odağı” konumunu korumaya çalışmaktaydı ve bu da Kılıçdaroğlu’nun partisini tümüyle kontrol edebilmesini ve “hizipleşmenin onun döneminde de devam ettiği” görüntüsünden kurtarmasını imkansız kılıyordu. Nitekim dün Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun “Kendisinin yokluğunda Parti Meclisi’nin toplanamayacağı, bunun hukuken geçersiz olduğu” yönündeki açıklamasına rağmen PM’yi daha az üyeyle olsa da toplaması, kendi kadrosundan olan Hakkı Süha Okay’a da başkanlık yaptırması ve toplantı sonrası yaptığı çirkin açıklama ‘siyaset tarihine girecek bir hırs ve intikam ibret belgesi’dir. Şu sözlere bakın:
“Genel Başkan Parti Meclisini yönetmezse bu PM’nin toplanamayacağını sanmıştır, oysa işte toplandı ve onun yokluğunda Genel Başkan Yardımcısı pekala başkanlık etti. Bu anlayış başka partide yürüyebilir ama bu partide yürümez. CHP’de Genel Başkan tasallutu vardır”. Partinin sağa yanaştığı gibi suçlamaların filan da yer aldığı öyle bir konuşma ki tam bir utanç belgesi!
Bugüne kadar bir genel sekreterin “partisini ve genel başkanını düşüreceği durumu zerre kadar düşünmeden” buna benzer bir konuşma yaptığı, partinin genel başkanına alenen savaş açtığı, ‘parti içinde ayrı bir parti’ gibi ortaya çıktığı, “ben yoksam parti de yok olsun” anlayışı ortaya koyduğu görülmemiştir. Ve bu davranışıyla Önder Sav bugüne kadar “o gitmedikçe bu parti kendini toplayamaz” diyenleri haklı çıkarmıştır. Sav’ın aslında kendisini görevinden alacağını anladığı Kılıçdaroğlu’nu yıpratarak yerine geçme ya da Hakkı Süha Okay gibi yakın adamlarından birini geçirme hayali de olabilir (bu hayalden bazı milletvekillerinin haberi vardı) ama ülkenin içinde bulunduğu kritik günlerde çevirdiği bu entrikalar onu siyasetten tümüyle silecek kadar yanlış adımlar olmuştur.
KOLTUK BABANIZIN DEĞİL!
Medyaya açklama yapan bazı CHP milletvekillerinin de Önder Sav’a yardımcı olduğunu ve “Önder Sav’ı tasfiye edeceklerdi, nedir Sav’ın kusuru” benzeri sözlerle onu korurken Kılıçdaroğlu’na saldırdığını, bu büyük hatayı paylaştığını gördük. Sav’ın kusuru kendini genel başkan sanmasıydı. Asıl Genel Başkan ise yeni “Merkez Yürütme Kurulu”nu açıkladığı güzel ve özgüven sergileyen konuşmasında “Hukuka saygılı bir parti olarak gerekeni yaptıklarını” söylerken “parti içi çekişmelerin yarar sağlamayacağını, koltukların kimsenin babasının malı olmadığını ve sonsuza kadar kalsınlar diye verilmediğini, ‘koltuğumu alırsanız başka işler yaparım’ denemeyeceğini” vurguladı. Türkiye’de ‘çirkin siyaset’ yapanların yöntemini ortaya koyan sözler bunlar... Kılıçdaroğlu, karşısındaki niyeti tam olarak anlamış, tüm tehditleri göze alıp gerekeni yaparak “gerçek bir lider” olduğunu göstermiştir.
Sav şimdi Yargıtay’a gideceğini açıklamış, koltuk ve hırs uğruna her şeyi yapacağı zaten bilinmektedir, bunu yapacak ve ‘rakipleri olan partiler ile onlara ait medya’ya daha uzun süre malzeme verecektir ama en azından ‘ne yaparsa yapsın hak ettiği cevabı alacağına’ artık şüphe yok. Kılıçdaroğlu’na ve yeni MYK üyelerine ‘değişimin hayırlı olmasını’ diliyorum. Umuyorum halk bu gelişmeleri ‘dört koldan yapılacak yanıltma gayretlerine aldanmadan’ değerlendirir!
Kılıçdaroğlu ‘tek çözümü’ başardı!
Haberin Devamı

