Bazı meslektaşlarımız CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Siperde çömelen başbakan istemiyoruz” sözünün “üslup kalitesi hakkında hayal kırıklığı” yarattığını yazıyorlar.
“Güvenlik açısından siperde çömelmek gerektiğini” öğrendik son günlerde... Ama diyelim ki Kılıçdaroğlu “madem bu konu bir cesaret gösterisi haline getirilip ‘diğer liderler ve gazeteciler de gitsin’ denmiştir, o zaman ayakta durmalıydı” diye düşünüyor olsun. Bu sözün iktidar partisi dışındaki tüm partilere, medyaya, yargıya açık hakarete varan tepkilerin verildiği bir dönemde “hayal kırıklığı yaratması” pek gerçekçi olmuyor değil mi?
Bu arkadaşlara hemen 29 Mart yerel seçimlerinden önce iktidar partisi ve diğer parti liderlerinin konuşmalarına (internette hepsini bulmak mümkün değil, gazetelere bakmaları lâzım) bakmalarını öneriyorum, orada öyle hakaretler bulacaklar ki bir daha üsluptan söz etmeleri mümkün olmayacak.
Yetmiyorsa Anayasa Mahkemesi için “CHP’nin arka bahçesi” sözünden “ordunun arka bahçesi”ne, “Ana Muhalefet Mahkemesi” yakıştırmasına kadar (daha neler var) hakaretlere baksınlar. O da yetmezse “Ananı da al git”, “Bu gazetecilerin paralarını sen vermiyor musun, ne demek ‘karışamam’, atacaksın” gibi üsluplar da hatırlanabilir.
Aynı arkadaşlar bu durumlarda da üslup kalitesinden söz etmişler miydi, ben anımsayamadım da...
GEDİKTEPE’YE BEN DE GİDERİM
“Siperde çömelme” tartışmasından sonra Kılıçdaroğlu Gediktepe’ye gideceğini açıkladı. Başbakan Erdoğan “diğer liderler ve gazeteciler” demiş, ben de gazeteciler sınıfından Gediktepe’ye gidebilirim. Amaa bir şartla... Başbakan’a sağlanan güvenlik önlemlerinin aynısı sağlanır ve o gittiğinde olduğu gibi Genelkurmay Başkanı Başbuğ da giderse... Zira bu durumda aynı güvenlik önlemleri 2’yle çarpılmış oluyor. Yüzlerce asker, onlarca helikopter eşliğinde pek zor değil. Sağlanırsa gideceğim.
(Not: Bir de tabii bundan sonra gideceklerin “önceden bilinmesi” durumu var. Bu nedenle çelik yelek, miğfer gibi güvenlik önlemleri de alınmalı.)
“Diyarbakır özerkleşmiş bile”...
Dün Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş’un bir grup kadın gazeteci ile yaptığı yemekli sohbet toplantısına katıldım.
Daha önce hiç karşı karşıya gelmediğimiz için onu tanımak ve önemli konulardaki görüşlerini dinleyip sorular sormak istiyordum ama ilk sorum;
‘Neden kadın gazetecilere ayrı bir toplantı yapıyorsunuz’ olacaktı, gittiğimde sohbete başlamış oldukları için en sonda sormak üzere erteledim.
Ve inanır mısınız, diğer konulara dalınca da unuttum. Cevabı duymak isterdim doğrusu.
Kurtulmuş, seçildiği ilk günden beri sakin, yapıcı, akılcı konuşmalarıyla birçok kesimin dikkatini çeken bir parti lideri oldu, görüşlerini ve benim sorularımı daha sonra yazacağım ama bugün toplantıda Sevilay Yükselir’in Diyarbakır’a gittiğini ve orada gördüğü havayı kısaca anlattığı konuşmasına değinmek istiyorum.
Yükselir; “Diyarbakır’da şaşırtıcı bir değişim var, orası şimdiden özerk bölge olmuş zaten. Konuştuğum herkes ‘Öcalan’ın serbest kalmasını, PKK’nın legalleşmesini istediğini’ söyledi” diyor.
Bu durumda PKK ve BDP’nin “istediklerini” gerçekleştirmeye Diyarbakır’dan başladıkları ortadayken, Öcalan ve terör örgütü baş aktör konumundayken birçok kişinin ve Saadet Partisi’nin “Gönüllü Birliktelik” projesinde söylediği “Bu mesele Türklerin ve Kürtlerin sorunudur. Terör örgütünün veya Öcalan’ın değil” benzeri sözler gerçeği fazlasıyla idealize etmiş olmuyor mu?
Operasyonlar “katliam boyutunda, büyük terör eylemlerinin arkasından” yapılırken “Operasyonlara son verilsin” demek tabloya ters bakmak olmuyor mu?
Okan Demiriş... Büyük bir kayıp!
Dört dörtlük bir büyük sanatçı... Devlet Opera ve Balesi’nin yıldız isimlerinden biri... Besteci ve orkestra şefi, Devlet Sanatçısı Okan Demiriş’i kısa süre önce kaybettik.
Bizde gerçek sanatçılar, medyatik, sansasyonel olaylarla gündemde olan isimler kadar basında yer almadığı için bu kaybı da yeterince değerlendirmemiz beklenemezdi ama ben onu saygıyla ve rahmetle anmayı görev sayıyorum.
Süreyya Opera Binası’nda onun için yapılan törende Okan Demiriş’in eserleri ve hayatı barkovizyonla gösterildi... Dünyaca ünlü müzisyen ve orkestra şefi Robert Wagner’in onun senfonik eserlerini dinleyip birkaç tanesini de yönettikten sonra “Eserlerinizde birçok bestecide bulunmayan bir şey var; dramatik ifade. Çoğu besteci bunu yakalamakta güçlük çeker. Neden opera bestelemiyorsunuz” sözü ve israrları üzerine IV. Murat’ı, arkasından Karyağdı Hatun’u besteleyen (birinciyi kızı Arzu’ya, ikinciyi eşi ünlü soprano Leyla Demiriş’e ithaf etmiş) Okan Demiriş’in onlarca kez sahnelenen eserlerindeki ‘gerçekten inanılmaz başarıyla sergilenen sanat, dekor ve kostüm ihtişamını’ izleyince bugün artık hak ettiği ilgiyi göremeyen, hatta AKM binasının uzun süredir kapalı tutulması nedeniyle esaslı şekilde geriletilen opera sanatı için geçmiş yıllarda kısıtlı imkânlarla nasıl büyük emek verildiğini fark ediyorsunuz.
Kendini, hayatını ülkelerinde sanatı kalkındırmaya adayan bu büyük sanatçıları takdirle anıyorsunuz.
Okan Demiriş, kendisiyle yapılan röportajlarda “En güzel operalarımı eşim Leyla’nın söylemesi için yazdım. Operayı sevmemin ve bestelememin en önemli nedenlerinden biri onun değerli bir soprano olmasıdır” demiş.
Sanatta ve yaşamda elele, başarılı, mutlu tam 45 yıl... Ve ağır bir hastalık sonucunda ayrılık... Teselli mümkün mü?
Değerli sanatçımız Okan Demiriş’e Allah’tan rahmet, eşi Leyla Hanım’a ve kızı Arzu’ya sabır diliyorum. Nur içinde yatsın.

