Eksik olmasınlar, programım Her Açıdan’ın bittiği günden bu yana diğer kanalların haber-tartışma programlarına konuşmacı olarak katılmam için sık sık davet geliyor.
Dün baktım özellikle hummalı bir faaliyet vardı haber programlarında, telefonum hiç durmadı.
Konu CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun dünkü Radikal’e manşet olan “üniversiteye türbanla gidileceği” yönündeki açıklamaları...
Bu konuda konuşmadan veya yazmadan önce “Kılıçdaroğlu’nun tam olarak ne dediğini” anlamak gerektiğini söyledim. CHP Genel Başkanı tarafından yapılan “Kızlar üniversiteye türbanla gidecek” şeklinde bir açıklama elbette medyada, ülkede büyük bir dikkat ve ilgiyle izlenecek, detayları araştırılacaktır.
Zira burada sorulacak ilk soru
-her ne kadar AKP o değişikliği de hiçbir uzlaşma aramadan kendi içinde, kendi seçtiği 6 hukukçunun hazırladığı bir taslakla yapmaya kalkmış ise de- CHP’nin türbanla ilgili o Anayasa değişikliğine neden destek vermemiş olduğudur.
“Türban sorununu biz çözeriz” demek dile kolay geliyor, bunu söyleyen partilere siyasi kazanç getiriyor ama bundan önceki girişimlerde Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararlar, AİHM’nin bu kararları onaylaması konuyu bilenler için “söylendiği kadar kolay” değil.
Kemal Kılıçdaroğlu da kendisine yukardaki konuların hatırlatılacağını, sorulacağını görmüş olmalı ki aynı gün içinde “manşetteki cümleyi söylemediğini, ‘türban sorununu çözeriz’ şeklindeki sözlerinin bu şekilde yazıldığını” bildiren açıklama geldi.
Ama aslına bakarsanız yeni bir genel başkan olarak bazı konularda aceleciliği veya “her soruya anında cevap verme” zorunluluğu hissetmesi deneyimli liderlere göre daha toleranslı bir yaklaşımı, hoşgörüyü hak etse de Kılıçdaroğlu’nun bu kadar hassas bir konuyu “ne demek istediğini, yöntemlerini” açıklamadığı bir konuşmayla cevaplamaya kalkması hata olmuştur.
İYİ NİYET VARSA!
Bu konuyu iyi niyetle çözmek isteyenlerin öncelikle topluma “dinî kıyafet ve simgelerin, ibadetlerin” laik devlet kurumlarında yasak olmasının nedenini en açık şekilde anlatması gerekir.
Bugün İslamî baskı rejimleriyle, diktatörlükle yönetilen diğer ülkelerde de en büyük baskıların kadınların tesettürü, çalıştırılmaması gibi adımlarla başlatılarak sonunda kadın-erkek tüm vatandaşlara yayıldığının anlatılması gerekir.
Üniversitede türbanla ilgili Anayasa değişikliği girişimi sırasında siyasetçilerin aynı günlerde “Üniversitede kalmayacak, ikinci adım okullar ve devlet daireleri” dediklerini, daha önce üniversitede türban serbest bırakıldığında kısa sürede diğer dinî uygulamaların baskısının başladığını da hatırlatmak gerekir.
“Üniversitede türban” bazılarının sanki genç kızların bu nedenle eğitim alamamasına sadece kendileri duyarlıymış gibi üstünkörü değiniverdikleri ve papağan gibi aynı cümleleri tekrarladıkları kadar yüzeysel bir konu değil, bu nedenle de kısa cümlelerle açıklamaya kalktığınızda hemen yanlış yorumlanabiliyor.
Öte yanda bugün açılım sonrasında asıl taleplerin açıkça söylenir hale gelmesi gibi türban konusunda da “türbanın bazı partilerin istismar malzemesi haline gelmekten çıkarılması” kesinlikle gerekiyor.
Evet, yasağın kaldırılması için Anayasa engeli var, bunu yapmak sadece partilerin isteğine bağlı değil ama en azından bir toplumsal anlaşma, uzlaşma sağlanabilir ve zaman içinde bir çözüm noktasına gelinebilir.
Siyasi partiler bu konuyu birbirlerine karşı koz olarak kullanmazlarsa tabii!
“Milli irade” nerede?
Dün Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş’la Kürt açılımı ve Anayasa değişikliği konusundaki konuşmamızın açılımla ilgili birinci bölümünü vermiştim.
Aynı gün Siirt’te Komando Taburu’nun üs bölgesine yapılan PKK saldırısında 5 şehit daha verdik. Bir yandan BDP’nin “Türkiye özerk bölgelere ayrılsın” baskısı sürerken terör örgütü de devleti sıkıştırmak için üzerine düşen görevi katliamlarla sürdürmeye kararlı görünüyor. Terör konusunu yarına bırakarak bugün Anayasa değişikliği ile ilgili konuşmayı tamamlamak istiyorum.
Anayasa değişikliği kapsamında SP Genel Başkanı; Seçim Yasası’nın, Siyasi Partiler Yasası’nın değiştirilmemesini eleştiriyor. Yüzde 10 seçim barajının israrla kaldırılmamasını eleştiriyor. Ama bunlara rağmen, özellikle de antidemokratik bir seçim sistemiyle oluşmuş bir Meclis’in hiçbir uzlaşma aramadan yaptığı Anayasa değişikliklerini “desteklediklerini” belirtiyor.
“Milli irade de yargıya yansımalı, milletin seçtiği vekiller de yüksek yargı üyelerini seçmelidir” diyor.
Benim sorum; ‘Peki vekilleri millet mi seçti, liderler mi?... Milli irade Meclis’e yansımış mı ki yargıya yansıyacak?’
Aslına bakarsanız Türkiye’de her konu “Tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan” noktasında olduğu için bu soruların ve cevapların sonu yoktur.
Bu toplantıdan bende kalan duygu; “SP, AKP’yi eleştirse de iş eyleme gelince destekliyor” olsa bile Numan Kurtulmuş’un yapıcı, araştırmacı, iyi niyetli bir genel başkan ve siyasetçi olduğunu gördüm.
Kadın gazetecilerle ayrı bir toplantı yapma nedeninin “erkekliğin-hamasetin ağırlık kazandığı bir süreçte bu kadar erkek sesin yanında sağduyulu kadın seslerinin de yer almasını istemesi” olduğunu bildirmelerine de teşekkür ederim.

