Kılavuz öyle basit bir şey değildir, doğru kılavuz insanı doğru hedefe götürürken, yanlış kılavuz (atasözümüz bile var) burunları tehlikeye sokabilir.
Ben bunu millete “çok çocuk yapma” kılavuzluğunda da dile getirmiştim.
Bu bağlamda Başbakan Erdoğan’ın, ABD’nin yeni Başkanı Obama’ya yaptığı öneri (o da bizden öneri bekliyordur şüphesiz) çok önemli:
“Her zaman dik dur ama kimseyle kavga etme” demiş.
Dik durmakla kavga arasında nasıl bir bağlantı kurabildiğini hiç sormayın ama bu yine de doğru bir kılavuzluktur: Kavga etme...
“Sen etme, ben ettim, hâlâ da ediyorum. Bak şu ülkenin geldiği hale” diyerek iyi niyetle uyarmak istiyor olmalı... Sonuç deneyimiyle sabit çünkü... Başta “medya”nın “kendisine ait veya biat durumunda” olmayan kesimine açtığı savaş, gazete ve gazetecilere boykot, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarıyla ve hatta ülkenin Anayasa’sıyla-rejimiyle kavga, tepki gösteren herkese (hangi kesimden olursa olsun) anasını alıp gitme, ülkeyi terk etme çağrıları, en demokratik tepkileri “mağdur havasına girerek” halka şikayet etme, kısacası memlekete sorun yaratacak ne tür kavga ararsanız hepsi yapıldı... 22 Temmuz’da, seçim akşamı TV’lerde göbek atan köşe yazarlarını bile hayretler içerisinde bırakan bir terör havası esmekte uzun süredir...
Şimdi Obama, “açın şu Türkiye arşivini önüme” deyip bu tabloları yan yana görse, “Comedymax” dizilerini izlemekten beter katıla katıla güler mi, gülmez mi?
Çelişkiler “kendi içimizde” kalsa yine razıyız, biz “bize” mecburen katlanıyoruz ama hiç değilse “yabancılara öneri” gibi konularda bunları Erdoğan’a hatırlatacak BİR DANIŞMAN yok mu?
Anacım lütfen çıkma!
Tansu Çiller’in yerel seçimlerden sonra yeniden DP’nin başına geçme düşüncesinde olduğu açıkça görülmeye başlandı. Partililer “gelecek kongreyi onunla yapacaklarını” söylüyorlar.
Kendisinin görüşmeye gelen DP’lilere “Merak etmeyin zamanı geldiğinde, görev düşerse ananız sizi yalnız bırakmaz” dediği de kısa süre önce haberdi.
Seçimlerde en doğru anket sonuçlarını yayınlayan iki araştırma şirketinden biri olan A&G’nin Kasım ayı araştırmalarında yüzde 30’un üzerinde “kararsız” çıktı.
A&G’nin Başkanı Adil Gür “Kararsız oranı bu kadar yüksek olduğunda bu oranın partilere bölüştürülemeyeceğini” söylüyor. Çünkü zaten bunun anlamı “iktidar partisine ve mevcut tüm partilere oy vermek istemeyen, tepki içinde olan büyük bir kitle var” demek...
Bununla birlikte yerel seçimlerde hem AKP’li belediyelerin ellerindeki maddi-manevi güç, hem de “belediye AKP’li olursa iktidardan destek almanın kolay olacağının” düşünülmesi nedeniyle yeni belediyeler kazanacak iktidar partisinin genel seçim şansı da daha fazla güçlenecektir. Para pul, destek köstek her şey onların elinde olacak.
Bu durumda, daha önce denenmiş ve partisini “en güçlü” durumdan barajın altına düşürmüş liderlerin tekrar ortaya çıkması işe yarar mı?
“Yeni ve güvenilir alternatif” bekleyen kesimlerin beklentisine cevap verebilir mi?
DP’lilerin bu soruların cevabını iyi düşünmesi ve oyları bölmekten başka işe yaramayacak “küçük küçük partiler” ve “mutlu mutlu genel başkanlar” yerine beklentiye cevap verecek arayışlara girmesi gerekiyor.
Belki de dönüp dolaşıp ayağına gittikleri Çiller’e “Anacım lütfen artık çıkma” demeleri!
Öcalan mitinglere de katılsın mı?
DTP Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk, Güneydoğu’nun bütün sorunları bitmiş, DTP’nin tek sorunu onbinlerce gencin ölümünden sorumlu teröristbaşı Abdullah Öcalan’ın İmralı’dan çıkmasıymış gibi onun cezasının “ev hapsine dönüştürülmesi”nden söz ediyor.
Bir süre sonra ona bilgisayar, cep telefonu, özel sekreter, DTP kongre ve mitinglerinde konuşma yapma izni de isterlerse şaşmamak gerekiyor.
Zaten önce “Türkiye’nin birliğini artık tartışmıyoruz” deyip hemen arkasından “Türkiye’yi 25 bölgeye ayırma önerisi” getirme cüreti gösteren bir partinin bundan sonra hiçbir söylemine şaşmamak gerekir artık.
Ama işin çok enteresan tarafı ABD’de “Türkiye’nin tüm Doğu ve Güneydoğu bölgelerini Kürdistan olarak gösteren bir haritanın” Kongre’ye sunulması ve internet sitesinde “Saddam sonrası Kürtler” başlığı altında yayınlanmaya başlaması tam da aynı haftalara rastlıyor. (Gazetelerde 27 Ekim’de çıktı.)
Nedir bu, nasıl bir tesadüf, “eş zamanlama”dır? Amerika Türkiye’yi “çıkarlarını savunduğu müttefik ülke” masallarıyla uyuturken bir yandan da DTP ve PKK’yla (ikisinin ortak olduğu açıkça belli artık) birlikte plan mı yürütüyor?
Hükümet yerel seçim yatırımı saydığı “yapay gündemler”le, medyayla kavga ile gün geçiriyor olmasa bu önemli konuyla ilgilenebilirdi ama öyle meşgul (!) ki!

