Kıbrıslılar Kulübü'nde Asmalı Konak

17 yaşında lisan okulu için geldiğim günlerden başlayarak, üniversite eğitimimin birkaç yılını da geçirdiğim, daha sonra iki yıl sürekli yaşadığım İngiltere benim ikinci yuvam gibidir

Haberin Devamı

Birkaç gün için Londra'dayım. 17 yaşında lisan okulu için geldiğim günlerden başlayarak, üniversite eğitimimin birkaç yılını da geçirdiğim, daha sonra iki yıl sürekli yaşadığım İngiltere benim ikinci yuvam gibidir. Severim bu memleketi ve insanlarını. Sakin, nazik, iyi huylu bir millet olduklarından huzur da bulurum burada.

Yazılar devam edecek, bize tam tatil yok ama hiç değilse biraz kafa dinleriz diye kalktık geldik. Geldik ki daha havaalanına iner inmez "Bu akşam Asmalı Konak bitiyor. Son bölümü mutlaka izlemem lazım" diye tutturdu Yasemin.

Karnesi harika, lise 2'ye aslanlar gibi, beni bile şaşırtarak, matematikten sınıfın en iyi notlarını alarak (az iş değil bu) geçmiş. Kızar şimdi bana yazıyorum diye, bir alem bunlar. Övmeyeceksin, iyi yanlarını, başarılarını söylemeyeceksin kızıyorlar. Karizma diye bir şey var değil mi? Neyse, bu durumda bir şey isteyince yapmak gerekiyor. Nereden bulacağım şimdi ona Asmalı Konak gösteren televizyonu burada? Arayan buluyor işte.

Önce akşam yemeğine Covent Garden'daki Sofra Restaurant'a gittik. Neşeli, pırıl pırıl gençler çalışıyor. Cin gibi çocuklar...

"Aman" dedim "Bulun bir TV, kurtarın beni"... Aslında ben de merak ediyorum sonunu ama çaktırmıyorum. Oxford Street'de Kıbrıslılara ait bir cemiyet var, orada bulunur" dediler. Acele telefonlar edildi, soruldu soruşturuldu ve ben rahat bir nefes aldım, orada izlenebilecek.

Döne dolaşa kırmızı kapılı "Kıbrıs Türkleri Cemiyeti"ni bulduk. Televizyonun başı kalabalık, Aşmalı Konak başlamış bile. Biz de izleyicilere katıldık. Biz diziyi seyrediyoruz, onlar hem diziyi, hem bizi. Üç dakika sonra ilgiyle gülümseyerek "Sizi tanıdık, yıllardır yazılarınızı okuyoruz" diye başladılar.

Kıbrıs Türk müdür gerçekten?
Ve o sohbet gecenin birine kadar sürdü. Hem de ne enteresan bir sohbet oldu bilseniz. Ben bir yandan hüngür hüngür Bahar'ın hastalık sahnesine ağlıyor, bir yandan cevap yetiştiriyorum.

"Siz Türk Cemiyeti diyorsunuz ama burası Türk Cemiyeti değil, Kuzey Kıbrıs Cemiyeti" diyorlar. Benim hınzır cevap şöyle:

- Aaa... Bize 'Kıbrıs Türk'tür, Türk kalacaktır' diye öğretmişlerdi. Demek o, yanlışmış.

"Yoo, Türk olmasına Türk de, artık Kuzey Kıbrıs da kalmayacak zaten..."

Gözlerim kocaman açılıyor: Niye o?

"Otuz bin Kuzey Kıbrıslı, Rum pasaportu almak için başvurdu bile. Orada kimse kalmaz yakında. Rumlar da istiyor Türklerle kaynaşmayı...

- Yaaa??

(Evet, yaa... Biz Türkiye'de "Kıbrıs sorunu" diye çırpınırken Kıbrıslıların da bir "Türkiye sorunu" olduğu görülüyor. En azından buradakilerin!)

Oradan AKP hükümetinin takiyye yapıp yapmadığını, daha sonra İngiltere'deki basının dünyanın en güdümlü, en baskı altındaki basını olduğunu atlıyorlar. Biri:

"30 yıldır buradayım. Bu basın istenmeyen konuları asla yazmaz" derken diğeri:

"Ama 'ülkeyi düşünerek' yazmıyorlar. Katışıklık, tatsızlık çıksın istemiyorlar" diyor. Bir başkası atılıyor:

"Türk basını daha iyi. Orada canına okurlar adamın!"

Bu arada konuşmacılar, konuklar sürekli değişiyor. Cemiyete her an farklı üyeler gelip gidiyor. Bir de bakıyoruz ki Asmalı Konak çoktan bitmiş, Yasemin bir koltukta uyuya kalmış. Hoş bir sohbet sona eriyor.



Erdoğan'lar öğrenmeli
Başbakan Tayyip Erdoğan ve eşi iki Müslüman ülkeye gidiyorlar. İslâmi tutuculuğun bizden çok daha fazla olduğu ülkeler bunlar ve protokoldeki tek türbanlı hanım Emine Hanım. Tamam, itirazlara kulak verdik diyelim:

"Dinini mi bıraksın?"

"Herkes özgür değil mi?" vs. vs.

Peki bu iki Müslüman ülke İslâm'ı bilmiyor mu? Kafaları çepeçevre sanlmadığı ve kısa kollu giydikleri için Begüm Müşerref ve Malezya Başbakanı'nın eşi Müslüman olmuyor mu?

Emine Erdoğan'ın kıyafeti hiç Türk giyim tarzına benziyor mu? Yoksa hangisinin Pakistanlı olduğunu karıştırıyor muyuz? Normal bir etek ceket giyilse olmaz mıydı?

Ve iki önemli konuşma hatası:

Emine Erdoğan "Bizim meclisimizde yüzde 33 kadın kotası var" diyen Pakistan Meclis Başkanı'na "Biz kota uygulamanın kadınlara yönelik ayrımcılık olduğunu düşünüyoruz" diyor. Oysa çok yanlış. Kendisi böyle düşünüyor (yine haksız bir genelleme yapılmış). Erkekle kadının eşit şartlarda yarışmadığı, meclisinde 500'den fazla erkeğe karşı 15-20 kadın parlamenteri olan, bu acıdan dünyanın en geri kalmış ülkesinden daha geride bir Türkiye adına böyle konuşamaz.

Tayyip Erdoğan geçmişteki askeri darbeleri kastederek "Siyasi boşluğu doldurdular. Boşluk olursa birileri doldurur, öncelik ordunundur" diyor. Demokratik bir ülkenin başbakanı darbeleri onaylayarak konuşmaz. Ancak "Geçmişte antidemokratik ordu hareketleri olmuş, bir daha olmaması gerekiyor" gibi bir şeyler söyleyebilir belki. Danışmanlar nerede?

DİĞER YENİ YAZILAR