Keyfe göre etiket dağıtılır!

Bayılıyorum bu “entelektüel”lere... Kendileriyle aynı görüşleri paylaşmayanlar veya Türkiye’nin çıkarlarını açıktan açığa dürüstçe savunanlar ya hemen milliyetçi oluyor, ya sağcı, ya muhafazakâr veya biraz daha küstahlaşırlarsa yarı aydın...

Haberin Devamı

Bayılıyorum bu “entelektüel”lere... Kendileriyle aynı görüşleri paylaşmayanlar veya Türkiye’nin çıkarlarını açıktan açığa dürüstçe savunanlar ya hemen milliyetçi oluyor, ya sağcı, ya muhafazakâr veya biraz daha küstahlaşırlarsa yarı aydın...

Son günlerde moda entelektüel tarifi; Türk olmakla gurur duyulacak her noktayı, her olayı alaya almak ve hatta Atatürk’ü; bir imparatorluğun küllerinden o sünepe popolarını yayacak muhteşem bir ülke yaratarak dünyayı hayran bırakan büyük devlet adamını bile küçümsemek.

Fransa’da, Amerika’da, Yunanistan’da ve birçok ülkede “ulusal çıkar” deyince birbirine kilitlenen, yüzünü örneğin Fransız bayrağı gibi boyayarak sokaklara dökülen milyonlarca vatandaşı görmüyorlarmış gibi Türkiye’de birileri ulusunu, vatanını düşünerek konuşuyor veya yazıyorsa hemen etiket geliyor: milliyetçi!

Bu etiketi yapıştırdıklarında kendileri sıradışı, yenilikçi, liberal oluyorlar, karşılarındaki modası geçmiş, tutucu bir ulusalcı...

Ulus ve ulusalcılık “cıs” tanımlar, yenilikçi veya aydın olmak istiyorsanız ağzınıza almayacaksınız. Alırsanız ağzınıza, yapıştırıverirler alnınıza, kalırsınız hayat boyu ulusalcı... Zira onlara göre yeniliğe, değişime açık, liberal ulusalcı yoktur. Ulusalcılık onların kafasında “tutuculuk”la eş değerdir. Yani hem tarihine, ulusal değerlerine hem de çağdaş değerlere sahip çıkan vatandaş olmak im-kân-sızdır. Hele biraz daha ısrarcıysanız milliyetçi derler ki bu “köktendinci” benzeri bir “kökten ulusalcılık” anlamında kullanılmaktadır, işte o zaman yandınız.

Beni de “milliyetçi” olarak tanımlayan biri çıkmış duyduğuma göre... Benim “tarihi çarpıtmaları nedeniyle” karşı çıktığım kısa yoldan şöhret arkadaşlarını memnun etmek için midir bilinmez övüyor edasıyla çaktırmadan küçümseyen bazı ifadelerin arasına bir de milliyetçiliğimi yerleştirmiş.

Ne olduğumu ve ne olmadığımı iyi bilirim ben zahmet etmesinler. Benim bildiğim gibi, okurlarım da iyi tanırlar, eh 20 yıla yakın bir beraberliğimiz var sonuçta, olacak o kadar... Üstelik Türk okuru o kadar dikkatli, o kadar uyanıktır ki yazar çizer takımının hepsini iyi tanır, yüreğinin/beyninin kıvrımlarını okur. Evire çevire, kıvırta dolandıra söylemek istediğini bir türlü söyleyemeyen veya gizleyerek söylediğini sananlara da kahkahalarla güler. Onun için okur adına da zahmet etmesinler.

Atatürk’ü tanıma ayrıcalığına sahip olmuş değerli tarihçimiz, rahmetli Cemal Kutay sağlığında bana kitaplarını gönderir, içine de

“Atatürk kızına,

Büyük kurtarıcı bugün yaşasaydı eminim size böyle hitap ederdi” diye yazardı. O artık yok ama bu sözleri hep aklımda...

Ve eğer ülkesini, atasını sevmenin, tarihine saygı duymanın ve geleceğini düşünmenin adı milliyetçilik ise, hemen söyleyeyim ben gururlu bir milliyetçiyim.

Sonuna kadar da öyle olacağım!

*****


Babacan ak kaşık!
Bir meslektaşımız şu meşhur Merkel/iftar/Ali Babacan olayından iki gün üst üste öyle bir anlatımla söz etti ki dersiniz ortada bir olay yok durup dururken Sezer’in tepesi atmış.

Aman efendim; Cumhurbaşkanı ne yapmış da ne yapmış... Aslında iftar lâfı geçmemiş de, Sezer eski bir olayı hatırlamış da, çıkışı hiç nazik değilmiş de, Erdoğan’ın anlık öfkesi bundan daha sağlıklıymış da... Her köşeden Erdoğan’ı çıkarmakta da üstümüze yok... Ama peki ev sahibi suçlu da hırsızın hiç mi kabahati yok?

Babacan’ın yaptığı akıl alır gibi bir olay değil ve bu yazılanlar onun bile üstüne tuz biber ekiyor. Sen bir cumhurbaşkanının karşısına bakan olarak çıkacaksın, randevuya geç kaldığın gibi bir de üstelik -özür dileyeceğine- o konuşmaya başlamadan Alman Başbakan’ın önünde atılacaksın; “Fazla zamanımız yok, sohbet kısa sürecek, bizi bekliyorlar, İstanbul’a yetişeceğiz.”

Olayın Merkel’in önünde olmasının sorumluluğu çıkartandadır, başlatandadır. Böyle tarihte eşi görülmemiş saygı dışı bir davranışa dayanmak için evliya olmak gerekir ki Cumhurbaşkanı buna mecbur değil.

Ayrıca, Merkel’le Babacan’ın o görüşmeden sonra İstanbul’daki iftara gidecekleri zaten biliniyordu, tekrar söylenmesine gerek yok.

Bence Babacan köşe yazarlarına sızlanacağına kesinlikle telefon ederek Cumhurbaşkanı Sezer’den özür dilemeliydi.

Yorulduk artık bu “öyle değildi, böyleydi” oyunlarından!

DİĞER YENİ YAZILAR