Keşke kedi olsalardı!

Dün "AB ve Cinsiyet Eşitliği" konulu bir uluslararası konferansa katılmak üzere İzmir'deydim...

Haberin Devamı

Dün "AB ve Cinsiyet Eşitliği" konulu bir uluslararası konferansa katılmak üzere İzmir'deydim. Cumhurbaşkanımızın eşi Semra Sezer'in, Avrupa Kadın Lobisi Bşk. Yrd. Annette Lawson'ın, Avrupa ülkelerinden "kadına karşı şiddet ve cinsiyet ayırımcılığı" konularında uzman isimlerin katıldığı ve çalışma grupları oluşturularak sorunlara çözüm aranan konferansı Marmara Grubu Vakfı, İzmir Ekonomi Üniversitesi ve İzmir Ticaret Odası birlikte organize etmişler.

Sayın Semra Sezer'in konuşması ve ikimizin sohbetinden yarın söz edeceğim, bugün ise tam bizler kadına karşı şiddete çözüm ararken Türkiye'nin 13 yaşındaki bir kız çocuğuna 3 yaratık tarafından tecavüz edildiği haberiyle çalkalanmasına değinmek istiyorum.

Dün sabah İzmir uçağına bindiğimde elimdeki VATAN gazetesinin manşetinde gördüm vahşeti... O masum çocuğa tecavüz etmekle kalmayıp bir de bebeğini düşürsün diye onu her gün döverek sonunda komaya sokan alçakları okurken sinirden gözlerime yaşlar hücum etti...

Karnındaki 6 aylık bebek yaşıyormuş ve sanıklar hakkındaki işlem ancak bebeğe DNA testi yapıldıktan sonra başlayacakmış.

Bu ancak şu demek olabilir; bebeğin babası kim ise asıl cezayı o alacak. Ben yeni TCK'da ilgili maddenin "bütün tecavüzcülerin aynı şekilde cezalandırılması" şeklinde değiştiğini sanıyordum.

Hatta bu konuda "Bir grup tecavüz etmişse ve içinden biri kızla evlenmeyi kabul ederse ceza ortadan kalksın" diyenlerle yaptığım mücadelenin bir bölümü hâlâ yargıda sürüyor. "DNA testinden sonra karar verilecek" demenin bundan hiçbir farkı yok.

Biz yasalardan da önce kafaları değiştirmek zorundayız.

13 yaşında bir kız... Üç kişinin çocuğun evine girerek tecavüzü... Bu dehşetten sonra 6 ay boyunca her gün dayak ve sonunda koma...

Gelelim kediye... Aynı gün bizim gazetede ve diğer gazetelerde şu haber de vardı:

"ABD'de mahalle sakinlerine tuzak kurarak saldıran Lewis adlı kedi müebbet ev hapsine mahkûm edildi. Kedi sokağa çıkarsa sahibi hapse girecek."

Şimdi söyleyin bana, 'Bu canavar ruhlu adamlar hiç değilse ABD'de kedi olsalardı, halk kurtulurdu' demekte haksız mıyım?

Ağlamak iyidir puan getirir!
Biz Türklerin her fırsatta kolayca ağlaması, duygusal bir toplum olduğumuz için mağdur görünenin, ağlayanın hemen yanına geçme huyumuz fazlasıyla istismar edilmeye başlandı.

Eskiden hiç değilse "erkekler ağlamaz" diye kendilerince bir maço edebiyatı türetmişlerdi, onları görmüyorduk şimdi erkekler daha da çok ağlıyor. İki günde bir şarkıcının, türkücünün, kadın programı figüranlarının salya sümük ağladığını görür olduk. Ahu Tuğba'nın yapay sevgilisi gibi ayılıp bayılanlar bile var.

Başbakan Tayyip Erdoğan da bir W programında kendisine çocukları sorulunca gözyaşlarını tutamamış (!) Nereye baksanız mendili gözünde bir Başbakan fotoğrafı...

Neden ağlamış; siyaset nedeniyle çocuklarıyla yeterince vakit geçiremiyormuş, onları özlüyormuş, doktora yapan kızı şikâyet ediyormuş vb. vb...

Bizim bildiğimiz, Erdoğan çifti neredeyse torun sahibi olacak. Yani çocukları artık birer yetişkin... Doktora yapan kızı ise en az 23-24 yaşında olmalı...

Bırakın bunu bir tarafa, çocukları küçük bile olsa kendi tercihiyle bir işi seçmiş ve onun gereklerini yerine getiren yetişkinlerin böyle bir nedenle ağlaması normal midir?

Normalse eğer hepimiz oturup ağlayalım ve birbirimize acıyalım. Çünkü çalışan, hele de iddialı işlerde çalışan anne babaların ailelerine ayıracağı zaman elbette kısıtlıdır ama hiç kimse bu özverileri karşılıksız olarak yapmaz.

Biraz açalım; Türkiye gibi koca bir ülkede siyasetçi ve hatta başbakan olmayı istemiş, yola çıkmışsanız, onun karşılığını da fazlasıyla alıyor, şanını şerefini de üstleniyorsanız ağlamaz, duygu sömürüsü yapmazsınız.

Yoksa ağlar mısınız?

Eh ağlayın o zaman, nasılsa burası Türkiye, bütün sempatimiz sizinle!

DİĞER YENİ YAZILAR