Kendi topraklarında “siper tartışması”

Haberin Devamı

Başbakan Erdoğan ile CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu arasındaki “Gediktepe’ye gitme, siperde çömelme, ayakta durma” tartışmasını biraz daha uzun süre düşündüğünüzde şu noktaya geliyorsunuz;

Kendi topraklarımızda “ayakta durup duramama” konusunu tartışmaktayız. Koskoca Türkiye’yi terörle vura vura “savaş havasına” getirdiler...

Aslına bakarsanız, daha “açılım” filan ortada yokken, katliam gibi terör saldırıları sürerken de DTP’nin açıklamalarından bekledikleri “demokratikleşme”nin, “açılım”ın ne olduğu belliydi. Bu nedenle esas konuya fazla açıklık getirmeden “yapılan demokratik, kültürel hakların verilmesi, kardeşlik vs.” türü konuşmalar bana hiçbir zaman inandırıcı gelmemiştir.

Bugün hâlâ gazetelerde, TV’lerde BDP ile PKK lideri Öcalan’ın sözleri hiç söylenmemiş gibi “kültürel haklar, eşitlik, kardeşlik” vurgusu yapıldığında da gelmiyor.

“Kardeşlik”se bugüne kadar farklı etnik kökenden vatandaşlar zaten kardeş gibi yaşadılar. “Fakirlik”se bölgeler arasında fazla fark yok, hatta Güneydoğu’ya diğer bölgelerden çok daha fazla yardım yapıldığı, kolaylık sağlandığı biliniyor. Daha fazla kalkınması elbette istenir ama bunun yöntemi katliam değildir.

“Özgürlük istiyoruz” sözleri ise “Kürt vatandaşların hangi özgürlüğü diğerlerinden eksik” sorusunu getirir ki bu olsa olsa “PKK’nın baskıyla hareket etme, seçimde oy verirken bile bu baskıya boyun eğme zorunluluğu” olabilir. Güneydoğu’da belediye başkanlarını bile PKK’nın aday gösterdiği ortada...

Demokratik, kültürel haklar konusu deseniz, onlar da terörle istenmez, zaten devlet bu konuda iyi niyetli yaklaşım içinde olduğunu göstermiştir.


SAVAŞ DEĞİL, TERÖR

Şimdi şehit babaları evlatlarının acısıyla ve içten duygularla “Artık kardeş kardeşi öldürmesin. Bedeli neyse ödensin” diyor. Ama gelinen noktada artık açık açık ifade edilmeye başlanan bedel, birileri “verin, kurtulun” dese de ne yazık ki verilecek gibi değil. Bu gerçeği Türk, Kürt herkesin görmesi lâzım.

Ülke topraklarında yapılan aralıksız terör saldırılarıyla, bugüne kadar Batı’yı inandırmaya çalıştıkları “savaş var” noktasına getirdiler olayı. Mezvilerdeki “çömelme, ayakta durma” tartışması bile durumdaki “ezikliği” açıkça gösteriyor.

Nitekim BDP’li Gülten Kışanak “Savaş mevzilerine gitmek için yarışacaklarına, bu ölümleri nasıl durdurabiliriz, nasıl politikalar üretebiliriz diye yarışsınlar” diye liderlere “tavsiyede” bulunuyor.


ÖLÜMLERİ DURDURACAK POLİTİKA

“Terörün artmasına göz yumup destekleyerek bu ülkeyi savaş haline elbirliğiyle biz getirdik, ölümleri durduracak politikaları da biz üretebiliriz” demiyor, sadece diğer partilere akıl veriyor.

Demiyor, çünkü onlara göre (yani anlatmak istediği) ölümleri durduracak tek politika “Güneydoğu bölgesinin özerk bölge olarak kendilerine verilmesi, Apo’nun serbest bırakılıp bölge yönetiminin başına geçirilmesi, Anayasa’nın da kendi istedikleri gibi ‘milletin bütünlüğü, toprak bütünlüğü, vatandaşlık tanımı’ benzeri engellerden temizlenmesi...”

Şehit babasının ödenmesini istediği bedel bu...

Kışanak “Türkiye’nin halihazırda 26 bölgeye ayrılmış olduğunu, buralarda 26 bölge meclisi kurularak demokrasinin yeşermesini istediklerini” de söylemiş. Ülke demokrasiye ancak böyle kavuşacakmış.

AB’nin belediyelerle ilgili özerklik kararını öne sürerek sadece kendi istedikleri bölgenin de değil, hepsinin “ayrılması”ndan söz ediyor.

Bakın açılımdan sonra adımlar nasıl da hızlandı... Bugünden itibaren daha kimbilir ne tavsiyeler, ne dayatmalar duyulacak.

Umalım da “özgürlük isteme”nin ne anlama geldiğini hükümet de anlamış olsun ve teröre çözümü böyle arasın!



*****



Amerikan televizyonunda Filistin sohbeti

Türk basınında Obama-Erdoğan görüşmesinden “G-20 zirvesinde çekilmiş gülen fotoğraflarla, çok dostça bir havayla” söz edildi ama işin aslının hiç de böyle olmadığını ve aslına bakarsanız Türkiye’nin enine boyuna aşağılandığını ABD açıkça anlattı.

Obama, görüşme sırasında Dışişleri Bakan Yardımcısı Philip Gordon’un daha önceden AP muhabiri vasıtasıyla anlattığı “Türkiye’nin Batı’ya bağlılığını göstermesi gerekiyor” talebini Erdoğan’a tekrarlamış.

Diğer ülke liderlerinin görüşmeleri Obama’nın resmî programında anons edildiği gibi görüşme fotoğrafları da yayınlanmış oysa Erdoğan’la görüşme ne resmî programda yer almış, ne de fotoğraf çekilmesine izin verilmiş. Ve daha bir dizi aşağılama, ayırma eylemi...

Bir ülke ve başbakanı bundan fazla nasıl rencide edilebilirdi, bilen varsa söylesin. (Daha alçak sandalyeye oturtmak belki...)

“Dış politika ‘one minute’lerle, tehditlerle, kavga gerilim yaratarak sürdürülmez. Diplomasi önemlidir. Dışişlerinde yetişmiş insanlarımızı monşerler diye aşağılayacağınıza bilenlere danışın” diyenler işte bunun için diyordu.

Mavi Marmara olayında ve can kayıplarımızda İsrail’in suçu vardı ama Türkiye’nin ciddi hataları da vardı. Ülkeler arası bir olayda hak aramak şiddet, kavga yöntemiyle değil, akılla/diplomatik yollarla olur.

İç politikada kâr getirmesi nedeniyle bu yöntem seçildiği için Filistin-İsrail konusunda da, İran’la nükleer krizde de (Brezilya da çekildi) yalnız kaldık. Özellikle İran konusunda sadece ABD değil, tüm Batı ülkeleri karşımızda.

Başbakan Erdoğan’ın Amerikan PBS televizyonundaki uzun konuşmasında kendi şehitlerimize, milletçe yaşadığımız büyük acılara, PKK terörüne tek cümleyle değinmeyip sadece “Gazze sorunundan, kaç Filistinli’nin öldüğünden” söz etmesi de sorunumuzu duyurmak açısından önemli bir fırsatın kaçırılmasıdır.

Konuşmanın bir bölümü pekâla “teröre ve durdurulması için istenen bedel”e ayrılabilirdi!

DİĞER YENİ YAZILAR