Kendi raportörü Mahkeme’ye karşı!

Haberin Devamı

Deneyimli hukukçular, tarihte hep kendi sistemini demokrasinin, hukuk devletinin üstüne çıkarmak veya yerine koymak isteyen baskıcı yönetimlerin anayasa mahkemelerinden rahatsızlık duyduğunu anlatırlar.

Bizde de; son yıllarda özellikle kendilerini yakından ilgilendiren davalarda iktidar partisi, iktidara yakın bazı köşe yazarları ve akademisyenlerin Anayasa Mahkemesi’ne neredeyse savaş açtıkları görüldü.

Canları istediğinde Batı ülkelerinden örnekler verenler (çoğu kez örnekleri bile değiştirerek verseler de) bütün demokratik ülkelerde bulunan anayasa mahkemelerinin “gereksiz olduğunu” bile söylediler, yazdılar.

Galiba artık sıra bu isteği gerçekleştirmeye gelmiş olmalı ki Anayasa Mahkemesi Raportörü Osman Can, akıl almaz şekilde Raportörü olduğu yüksek mahkemenin yok sayılabileceğini söyleyiverdi.

Diyor ki; “Mahkeme’nin Anayasa değişikliği paketindeki bazı maddeleri iptal etmesi halinde bu karar yok hükmünde olacaktır. Hükümet, söz konusu maddelerin iptal edilmesi halinde bu kararı dikkate almadan, iptal edilen maddeler dahil olmak üzere paketi bir bütün halinde referanduma sunmalıdır.”

Ve mahkemenin “Anayasa’nın kendisine çizdiği sınırlar dışına çıkıp değişiklik paketini esastan inceleyemeyeceğini” de belirtiyor.

Düşünebiliyor musunuz, devletin yüksek mahkemesi için, iktidarların, Meclis çoğunluğunun Anayasa’ya uyup uymadığını denetleyen mahkeme için kendi Raportörü “Onu yok sayın” diye iktidara öneri yapıyor.

Anayasa’ya göre “Anayasa’yı koruma yetkisi” verilmiş olan AYM de yok sayılınca yol açılmış olacak çünkü... Artık bundan sonra Meclis’te çoğunluğa sahip parti “Cumhurbaşkanlığı babadan oğula geçecektir” dese ve milletvekillerine onaylatsa itiraz edecek, önleyecek tek kurum kalmamış olacak.


SAMİ SELÇUK; “AYM KARARI BAĞLAYICIDIR”

Raportör Osman Can’ın bu konuşmasını duyunca “gerçek nedir” öğrenmek üzere Türkiye’nin en uzman hukukçularından olan Yargıtay eski Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk’u aradım.
Selçuk “Biz yargı bağımsızlığının peşindeyiz. Bağımsız olması onun tarafsız olmasını sağlar. Oysa her gün AYM’nin ‘nasıl karar vereceği’ tartışılıyor. Bunu hukukçuların yapmasını yadırgıyorum” dedikten sonra Raportör’ün sözlerini de şöyle değerlendirdi:

“Yargı mensuplarının dikkatli konuşması gerekir. Dernek başkanı sıfatıyla konuşuyor olsa da bir hukukçu, bir yargıç olduğunun bilinciyle davranmalıdır. Anayasa Mahkemesi’ndeki davaların üzerinde her gün konuşulması, kararları için “Ne yazık ki maalesef böyle karar verdi” denmesi yanlıştır. Bunlar Mahkeme’nin görüşüdür ve Anayasa’ya göre görüşler kınanamaz. Katılmayabilirsiniz ama kınayamazsınız. Hem hukuk profesörü olacak, hem de bunu yapacaksınız, olacak şey değil.”...


SUÇ İSE NE OLACAK?

“AYM’den iptal kararı çıkarsa hükümet yok saysın ve referanduma gitsin” şeklindeki bir önerinin hiçbir şekilde geçerliliği olmadığını belirten Sami Selçuk;
“AYM kararları bağlayıcıdır, yok hükmünde sayılamaz. Mahkeme bir maddeyi iptal ederse o madde yürürlüğe giremez” dedi.

Mahkeme Raportörü’nün konuşması da Burhan Kuzu’nun konuşması gibi “Görülmekte olan dava hakkında, yargı yetkisinin kullanılmasıyla ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz, beyanda bulunulamaz” şeklindeki; Anayasa’nın 138’inci maddesine göre suç teşkil ediyor. Peki, bu suç bilerek hukukçular tarafından işleniyorsa yaptırımı nedir? Yoksa Anayasa lâf olsun diye mi yapılmıştır?

DİĞER YENİ YAZILAR