Yine çok sayıda gazeteci bir defada gözaltına alındı, evleri didik didik arandı, eşleri aileleri perişan oldu ve tabii böylece geride kalan gazetecilere verilen korku ve gözdağı daha da arttı.. Çünkü artık iyice anlaşıldı ki “Cemaat’e veya iktidara eleştiri getiren veya hakkında kitap yazmaya kalkan” her gazetecinin başına benzer şeyler gelecek.
Önce iktidara yakın basın neredeyse tüm gazete ve TV’lerden ve dahi devlet televizyonu TRT’den, sanki Medyum Memiş’ten ders almış gibi; “şimdi sıra şunlarda”, “işte örgüte yardımcı olacak gazeteci listesi” veya “yakında başka gazeteciler de tutuklanacak” diye yazacak. Hemen arkasından “o ‘bazı’ gazeteciler”e operasyon yapılacak ve önce gözaltına alınıp sonra tutuklanacaklar. Ve yine aynı “yakın ve de medyum” basın devreye girerek koro halinde “onlar gazeteci oldukları için değil, darbe yapacak örgütte oldukları için tutuklandılar” vaveylasını koparacak. Sonra o gazeteci grubu da “artık kimbilir nerede ‘bağımsız, özgür bir yargı’ bulacaksa” o yargı tarafından yıllar sonra ‘suçsuzluğunun ortaya çıkarılmasını’ bekleyecek.
ÖCALAN’A GÖSTERİLEN ÖZEN..
Beklerken de 30-40 bin kişinin ölümünden sorumlu, gerçek bir terörist lideri ve mahkum olan Öcalan’ın cezaevi şartları bile “mahkum olmadıkları halde” kendilerinden esirgenecek. Gece yarılarında koğuşları değiştirilerek “en kötü şartlardaki, TV izleyip gazete bile okuyamayacakları, bakımsız-pis koğuşlara” atılacak, konuşabilecekleri kişiler dahi yasaklanacak.
Dün gözaltına alınan gazetecilerden Müyesser Yıldız’ın “Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz’e karşı dava açan ve yargılanmasını sağlayan kişi” olduğu, 1 Mart’ta Yargıtay’da duruşma yapıldıktan 2 gün sonra gözaltı olayının geldiği.. Gazeteci Nedim Şener’in gözaltına alınma nedeninin “Hrant Dink cinayetinde Emniyet ve Jandarmanın ihmallerini, Emniyet içindeki Cemaat örgütlenmesinin rolünü” anlatan kitapları olduğu.. Gazeteci Ahmet Şık’ın ise “Kontrgerilla ve Ergenekon’u Anlama Kılavuzu” isimli kitabı ve çıkarmaya hazırlandığı “Gülen’in örgütlenmesini, anlatan” kitap nedeniyle gözaltına alındığı ilk haberler arasındaydı..
NE YETKİLİ SAVCI BU?
Ki Hanefi Avcı’nın da yazdığı “benzer konulu” kitaptan sonra tutuklandığı biliniyor. Şimdi.. Bu olup bitenleri ‘tamamen yabancı, her şeyi ilk kez duyan birine’ yorumlatsanız sizce bunların arkasındaki nedeni bulması çok zor mu olur? Hani bizim “medyanın yüz akı(!) bazı gazetecilerimiz” üç maymunları oynuyor veya alenen yalan söylemeyi, olayları ters yüz etmeyi tercih ediyorlar ama ‘yabancı biri bile’ görür müydü, görmez miydi?
Durum buyken ve artık her şey açıkça ortadayken hükümet yetkililerinin; akıl sır ermeyecek, hele de “gerçek darbe ve muhtıralara dokunulmazken, VARSAYIMLAR üzerine ve
İMZASIZ İHBAR - İDDİALARLA tutuklama yapılmasına hiç ermeyecek” her toplu tutuklama dalgasında; “Bizimle ilgisi yok, Savcılık uygun görmüş, Emniyet de yapmış” açıklamaları inandırıcı olabilir mi?
Evine baskın yapılan ve kısa süre önce operasyon geçiren eşi o sırada fenalaşıp hastaneye kaldırılan gazeteci ve televizyoncu Nedim Şener’in götürülürken “Doğru, bu basın özgürlüğü ABD’de bile yok” demesine hak vermemek mümkün müdür? Bu ne yetkili savcıdır ki; başarılı, ülke içinden ve uluslar arası ödüllere sahip gazetecileri arka arkaya “terör suçlusu” ilan ederek içeri atmakta ve bu gidişle seçim sürecinde “eleştiren, bağımsız gazeteci bırakmamaya” kararlı görünmektedir?
BOĞAZ KESENLER SERBEST!
Artık gelişmeler gerçekten korku filmine dönüştü, kadınları “Kurban Bayramı’nda koyun boğazlayan acemi kasaplar gibi” kıtır kıtır kesenlere ceza verilmediği için kadın cinayetleri ayyuka çıkarken, kitap yazan veya muhalefet yapan herkes ‘cinayet suçlusu muamelesi’ görür hale geldi. Uzakta bir gün ‘suçsuzlukları anlaşılsa bile’ aileleriyle bu dehşet sürecini yaşamış olacaklar ve bunu tazmin etmek bile mümkün değil!
TÜSİAD, CHP VE BARO..
Bu hukuksuzluğun sürüp gitmesinde toplum kesimlerinin korkup sinerek artık “her olayı sessizlik içinde kabul eder olması”nın ve tabii bağımlı hale gelmiş medya çoğunluğunun “gerçekleri halka duyurmamasının” büyük rolü var. Bu nedenle dün TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner’in “Ergenekon soruşturması kapsamında yapılan sayısız gözaltı ve tutuklama” için “nereye kadar susacağız, bakalım arkasından ne çıkacak diye bekleyeceğiz” açıklaması, CHP’den gelen tepkiler, Ankara Baro Başkanı Metin Feyzioğlu’nun “Bu aramaların hukuksuz olduğunu” söylemesi, ABD Ankara Büyükelçisi’nin bir kez daha ve yine “cahil” hakaretiyle karşılaşmayı göze alarak “Basın özgürlüğüne önem verdiklerini” vurgulaması önemlidir.
Duyarlı, demokrasiye-insan haklarına inanan hiçbir toplum bu haksızlıklara sessiz kalamaz. ‘Bilim adamlarının bile görüş açıklamaktan korkar hale geldiği’ bir ülkenin de Mısır’a veya Libya’ya akıl verecek hali yoktur, kelin ilacı olsa kendi kafasına sürer!
Kelin ilacı olsa..
Haberin Devamı

