Tahran yönetiminden Türkiye'de türbanlı olduğu için okula alınmayan kız öğrencilere davet gelmiş; onlara İran Üniversitesi'nde kontenjan açmışlar.
Bu arada İranlı kadınlar da Türkiye'deki türban yasağını -Fransa'daki ile birlikte- kınamayı unutmamışlar.
Şimdi uzun uzun laik devlet, laik eğitim, kamusal alan tartışmalarına girmeyeceğim. Laik eğitimin kurallarını devleti yönetmeye talip olanlar bilmek ve uygulamak zorunda. Bu kurallar değişebilir mi, yoksa Anayasa'ya dokunulamaz mı bunlar bizim konumuz değil, siyasetçilerin işi. Ama İran'ın burnunu Türkiye'ye uzatmasına (bunu daha önce de yaptı biliyorsunuz) söylenecek şeyler var.
İlginçtir kendi vatandaşları Türkiye'ye veya bir başka Batı ülkesine gitmek üzere uçağa biner binmez türbanları, çarşaflan atıyor, modernin en moderni, elbisenin en dekoltesi, pantalonun en dan ile kalıveriyorlar. 0 da yetmiyor, Türkiye'de mayolarla gazetecilere poz veriyorlar (gazetelerimizde daha önce çıktı bu fotoğraflar).
İran'da çekilen fotoğraflarda kadınların renkli eşarplar (türban değil, eşarp), marka gözlük ve kıyafetler, makyaj, oje ve her türlü süs ile, yaptıklan müzikli, danslı partilerle yasakları delme isteklerini gördük. Sonra ne oldu; İran yönetimi renkli eşarp ve kıyafeti bile yasakladı, emir çıktı: Herkes bir örnek giyinecek, en makbulü kara çarşaf.
Giyinmeyeni çarşaflı polisler alıp götürüyor. Bu anlayışın kadın doktorun erkek hastaya (yalnız yetişkin erkek değil, erkek bebek bile aynı sınıfa giriyor ve bu olayların benzerine, -daha şimdiden- bizde bile rastlanıyor) veya kadın avukatın erkek müşteriye bakmasına izin verebileceğine inanabiliyor musunuz? Veya devlet böyle bir baskıya öncülük ederken erkeklerin çalışmak isteyen eş veya kızlarını rahat bırakabileceğine?
Bütün bunları unuttuk diyelim, kendi kadın vatandaşına renkli tesettür kıyafetini bile yasaklayan bir yönetimin başka bir ülkeye 'türbanlı öğrenciler için' kınamada bulunması olacak iş midir?
İşte din siyasete, işe, eğitime bir kez karıştırıldı mı, insanlara din ve dinin gerekleri baskı ile kabul ettirilmeye bir kez başlandı mı sonu ya İran oluyor veya Taliban'ın Afganistan'ı. Dinin ve inancın Allah'la kul arasında kalmasının, hiçbir baskıya tâbi olmamasının gerekliliği ve anlamı burada ortaya çıkıyor.
Onun için birileri İran'a vatandaşlarının özendiği, tatillerinde rahata kavuşmak için koştuğu Türkiye'yi rahat bırakıp kendi işine bakmasını hatırlatmalı. Ama, kim, kim? En büyük sorunumuz bu!
Halk istiyor diye yasa çıkar mı? (2)
Dün yazının birinci kısmında Zina Yasası'nın birdenbire, komisyonlarda hiç tartışılmadığı halde gündeme getirilmesindeki amacı anlatmış; 'Hile nerede' diye sormuştuk. 'Din'den sonra 'namus' bekçiliğine soyunan anlayışın 'siyasi kazançlarından' söz etmiştik, devam ediyorum.
Çocuklarının psikolojisini, kendisinin ve onların toplum içindeki durumunu, sonradan başına gelecekleri, maddi-manevi açıkta kalacağını düşünen kadın hiçbir şekilde şikâyet edemeyecek. Şikâyetin skandaldan, rezaletten başka yarar sağlamayacağını da görecek.
Bu gayet iyi BİLİNİYOR.
Öte yanda, erkekler bu şekilde kurtarılırken kadınlar açısından "devletin, vatandaşların veya ailelerin namus bekçiliğine soyunması" toplum içinde insanların özgür iradelerine ve bedenleri üzerindeki haklarına baskı uygulanabileceği inancının pekişmesine yol açacak, dolayısıyla babalar, eşler, kardeşler de aynı baskıya hakları olduğunu düşünmeye ve bırakın aldatmayı, sinemaya gittikleri için bile onları öldürmeye devam edecekler.
"Karışma kamera önünde aldattığını söylettikten sonra onu 30 bıçak darbesiyle öldüren ve bu bant nedeniyle suçunun hafifletilmesini bekleyen mühendis" örnekleri çığ gibi artacak.
Zina Yasası'na paralel olarak, namus cinayetlerine de ağır ceza getirilmeyeceği için bu cinayetleri işleyenler kısa sürede serbest kalacaklar.
Konunun aslı budur. Bu iki yasa birbiriyle bağlantılıdır. Ortada kadınlar aleyhine müthiş bir takiyye vardır ve Türkiye; 'Vurun Kahpeye' dönemine geri götürülecektir. Halkın asıl bu 'gerçek nedeni' anlaması gerekmektedir.
Son olarak; Başbakan'ın "Yasayı halka anlatın, halk bizi destekliyor" sözleri de hiçbir anlam taşımıyor. Yasalar ne geleneklere, törelere, ne halkın ve hatta ne de başbakanların isteğine göre şekillenir. Kanunlar bir topluma çağdaş ölçüleri, çağdaş adalet şartlarını sağlamak, onu ilerletmek için yapılır.
Zina Yasası konusunda AB'nin tepkisi de tamamen "insan hakları, bireysel özgürlükler"le ilgilidir. Keşke AKP bunu itiraf edebilse!
Not: Devletin özel alanlara girip ceza verilebileceğini göstermesiyle, idam cezası verilebileceğini göstermesi arasında da fark yoktur. İdam cezasının kaldırılmasının nedeni aynı noktada buluşur. Bilmem anlatabiliyor muyum?
Kelin ilacı olsa...!
Tahran yönetiminden Türkiye'de türbanlı olduğu için okula alınmayan kız öğrencilere davet gelmiş; onlara İran Üniversitesi'nde kontenjan açmışlar
Haberin Devamı

