Başbakan’ın yanında onu yanlış yönlendiren “danışmanların” da bulunduğu belli, aksi takdirde bu kadar büyük yanlışları arka arkaya sıralamazdı. Bu danışmanların bir kısmı da basının içinden ona da şüphe yok...
Bugüne kadar devlete, bazı siyasetçilere, partilere ya da bir basın kuruluşuna karşı “geçmişte yaşadığı olaylar nedeniyle” duyduğu kini intikama çevirmek için her fırsatı değerlendiren gazeteciler ve akademisyenler gördü bu ülke... Aynı duyguyla iktidarı yönlendirmeye çalışanlar ve bunu gayet iyi başaranlar da var.
Onlar saman altından su yürüttüklerini zannetseler de hiçbir şey gizli kalmıyor.
Bunlar bir yana Başbakan’ın ve hükümetinin bu şahıslara gözü kapalı inanıp onların her parlak (!) fikirlerini eyleme çevirmesi kendilerini giderek koşar adım yokuş aşağı itiyor, acilen bunun farkına varıp toparlanmazlarsa onları AB’de ve yabancı medyada kulis faaliyeti yapmaya gönderdikleri PR ekipleri de kurtaramaz.
Doğan Grubu’na kestikleri “dünyada benzeri görülmemiş, grubun toplam varlığının bile üstüne çıkan” ve Başbakan Erdoğan’ın adına “rutin vergi incelemesi” dediği fahiş ceza ile istenen aynı ölçüde fahiş teminatın hemen arkasından dünya basını ayağa kalktı. Tüm ülkelerde en çok okunan gazete ve dergiler bunun görülmemiş bir uygulama olduğunu, Türkiye’de medya özgürlüğünü, bağımsız medyayı tümüyle ortadan kaldırmaya yönelik bir ceza olduğunu yazarak Erdoğan’ın son uygulamalarıyla Rusya’nın diktatör Başbakan’ı Putin’e benzediğini vurguladılar.
Erdoğan Wall Street Journal’a yaptığı açıklamalarda bu benzetmeye karşılık “hiçbir sabıkası olmayan, sicili temiz ve üstelik yıllarca bu ülkenin vergi şampiyonu olmuş” birini, Aydın Doğan’ı; “adam öldürmekten, kaçakçılığa” kadar her tür suçu işlemiş bir mafya babasına benzetmeyi bile başardığı konuşmasında “Putin benzetmesinin Türkiye’den çıktığını” da söylemiş ama bunun doğru olmadığını kendisi de biliyor.
DÜNYA MEDYASI YUTMAZ
Aslında birkaç yabancı gazetenin Türkiye temsilcileri burada iktidara yakın bazı gazeteciler tarafından kıskaca alınıyor, bu da bir gerçek ama işte herkesin kafası da bu tip ilkesizliklerle faaliyet göstermez. Ve ayrıca The Economist’ten NewYork Times’a, Financial Times’dan Foreign Policy’e kadar onlarca dünya çapında gazete ve dergi kontrol altına da alınamaz. İnsaf ister yani... Haydi Türkiye’deki medyaya her tür hakareti reva görüyorlar, medya patronlarına “yazarlarının parasını sen vermiyor musun, nasıl susturamazsın” diye soruyorlar ama aynı şeyi dünya medyasına da yapmaya kalkışmak tam bir kara mizah oluyor.
Yazıma danışmanlarla başladım, çünkü bence Başbakan’a yakın geçmişi hatırlatacak bir danışman mutlaka gerekiyor. Örneğin kendisini kedi olarak çizen karikatüristi bile dava ettiğini, sözle veya pankartla protesto yapan gençlerin yaka paça sürüklenerek gözaltına alındığını hatırlatıp bu durumda saygın insanları dünyanın en ünlü gangsterine benzetmesinin çok daha ağır bir suç oluşturacağını söylemeleri gerekiyor.
Dün doktora tezini “Kara para aklama suçu” üzerine yazmış bir akademisyenle konuştum. “Başbakan’ın önce benzetme yaptığı kişiler hakkında bilgi edinmesi gerekir” dedikten sonra Al Capone’un suçtan elde ettiği gelirleri “kara para aklama” sistemiyle akladığını, bunları kanıtlayamadıkları için onu “vergi kaçırma” suçuyla 11 yıl hapse mahkum ettiklerini anlattı. Bu durumda böyle bir benzetmenin kesinlikle ağır hakaret niteliği taşıdığını belirtti.
KORKUYLA SUSTURULMAK
Acaba birileri bir telefon konuşmasında aynı benzetmeyi bir hükümet üyesi için yapsalardı evleri alt üst edilip kendilerini “çeteci, darbeci” olarak cezaevinde bulurlar mıydı, bu soru da akla geliyor.
Ortada çok ciddi yanlışlar, çok ciddi “çifte standart”lar var. Hükümet kendi istediği veya kendisine dokunan her konuda Anayasa’yı bile değiştirmeye kalkıyor ama çok büyük zarara uğratılan, görülmemiş baskılar altında kalan iş adamları (ki bazı TÜSİAD üyeleri “Bu ceza hepimize yapılmış bir uyarıdır” diyerek “konuşmaya korktuklarını” belirttiler) kendileri için Anayasa veya bürokrat değiştiremiyorlar. Onlara tek yol bırakılıyor, Foreign Policy’in dergisinin yazdığı gibi;
“Ya işi bırakmak, ya da boyun eğmek.”
Deniz Baykal alaycı bir dille “Doğan Grubu gazetelerinin sükûnet ve anlayış” içinde olduklarını söylemiş, acaba aynı baskı kendisinin başına gelse söyleyebilir miydi?
AKP Hükümeti Putin benzetmesine karşılık arayacağına, Maliye uzmanlarını TV’lere çıkarıp halkı da “bu hukuksuz görüntünün aslında hukuki olduğuna” ikna etmeye çalışacağına en kısa zamanda bu benzetmeyi ortadan kaldıracak adımları atmaya çalışmalıdır.
Bugüne kadar kendisini destekleyen dış basının bir anda bu ölçüde aleyhine dönmesinin nedenlerini de düşünerek...
Topluma da “bağımsız medya” ile “bağımsız yargı”sını korumaya çalışmak kalıyor. Hiç şakası yok, bunlar giderse demokrasi hayal olacak çünkü!
Kedi karikatürü Al Capone’a karşı!
Haberin Devamı

