Ana Muhalefet Partisi ’nin kendi milletvekilleri tarafından, kendi içinden fokur fokur kaynatılması periyodik aralıklarla sürüyor. Partileri biraz durulup oturmaya başlar başlamaz hemen bir grup ortaya çıkıyor, bir neden bulunuyor ve hurra.. Çalsın sazlar, kaynasın kazanlar.
CHP’nin bir Tunceli Milletvekili bir gazeteye Atatürk’le ilgili hatalı, kötü bir açıklama yapmış. Tabii ki yapılmaması gerekir ama cevap yöntemi bu değildir. Başı çok sayıda Antalya milletvekilinin çektiği (ki neredeyse bir Deniz Baykal eksik), aralarında Baykal’ın has milletvekillerinden Nur Serter ’in (ki kendisi referandumda partisinin görüşüne karşı çalışırken görülmüştür), yemin etmeyerek Grubu’nun kararına aykırı hareket etmiş olan İsa Gök ’ün, daha önce genel başkanlığa aday olmuş Haluk Koç’un da bulunduğu bir grup milletvekili hemen bir basın toplantısı yaptı ve yönetimlerine ültimatom gibi, zehir zemberek bir bildiri yayınladı.
HOPPALA, KAÇ KİŞİ BUNLAR?
“Atatürk’ü ve Atatürkçülüğü 1920-1940 arasındaki zaman dilimine hapsederek insafsızca eleştirenler kervanına CHP’den birilerinin de katıldığını gördüklerini” belirten grubun bildirisinde “CHP’si sinsi politik maceraperestlerin devşirme, dönüştürme planlarını boşa çıkaracak yeniden bir direniş, karşı koyuş partisi olmak durumundadır” cümlesi de var.
Bunları görünce, tarafsız gözle bakan biri önce “pardon kaç kişi Atatürk’le ilgili yanlış açıklama yapmış” diyor. Cevap; bir kişi.. Son cümleyi görünce ise “Hoppala, bir kişinin Atatürk’e karşı işlediği suçtan, bütün partinin devşirilme, dönüştürülme planına nasıl geldiniz” diyor. Ama bu partiye milletvekili seçilirken maalesef farklı dengeler gözetildiği için bu “kazan kaldırma, kazan kaynatma”lar CHP her istikrarlı döneme girdiğinde görülecektir bence.
ÇOK SESLİLİK İLE DİSİPLİNSİZLİK FARKI
“Demokratik, çok sesli parti” olmakla “disiplinsiz, dağınık ve hiç oturmayan görüntüde” bir parti olmak her zaman karıştırılacak, bundan yararlanılarak o istikrar mutlaka bozulacaktır. Kaçan koltuğu ne pahasına olursa olsun geri alma hırsı öyle kolay kolay bitmez bazılarında..Her şey ve hatta “savunmaya hiç mi hiç ihtiyacı olmayan Atatürk” bile kullanılabilir.
Neden böyle diyorum, çünkü bu işin yöntemi; eğer bir itirazınız varsa tepkilerinizi “vazgeçmeden sürdürerek” partinizin içinde, Genel Başkan’ınızla, Grup toplantılarınızda, MYK’nızda, PM’nizde tartışarak çözmek ve sorumlu kişinin disiplin kuruluna gönderilmesini sağlamaktır, partinizi medyaya ve halka şikayet etmek, ültimatom vermek değil.
ARTIK HİÇ İNANDIRMIYOR!
Nitekim, CHP Sözcüsü ve Genel Başkan Yardımcısı Birgül Ayman Güler dün bir açıklama yaparak “Tunceli Milletvekili Aygün’ün sözlerinin parti görüşü olmadığını, kendisinden savunma isteneceğini” bildirdi. Demek ki kazan kaldırmaya gerek yokmuş, kendi içlerinde de bunu sağlayabilirlerdi. O kadar sık kaynattılar ki partilerini, artık hiçbir çıkış inandırıcı olmuyor. Ve savundukları (!) Atatürk’ün kurduğu partiye de bu görüntü hiç yakışmıyor. “Seçimde bekledikleri oyları alamamalarının en önemli nedeni” daha önce kaynatılan kazanlardı, unutmasınlar ve vazgeçsinler bu işlerden artık.
Sorunlar sakince de halledilebilir!
Ben de diğer hayvanlarla Meclis’e gideyim!
“Dondurmam Gaymak” filminin yönetmeni Yüksel Aksu “eşeklerin ırk çeşitliliğinin korunması” için TBMM’ye gitmiş. Meclis Dilekçe Komisyonu Başkanı Mehmet Daniş ile görüşmüş ve “eşeklerin çiftlik hayvanı kategorisine alınarak bu sınıftaki hayvanlara verilen teşvikten yararlanmasını” istemiş.
Önce onu gönülden kutlarım, hayvanları önemseyerek onlarla ilgili bir şeyler yapmaya çalışan o kadar az insan var ki (maalesef gençler dahil, onlar da ilgilenmiyor) gayretleri övgüyü hak ediyor. Önümüzdeki günlerde Aksu’nun ünlü komedyen Cem Yılmaz ’la birlikte “eşekle Meclis’e gelmeleri gündemde” diyordu haberde, Cem Yılmaz bunu yaparsa ona da helal olsun.
SOKAK HAYVANLARINI KATLEDİYORLAR
Eşekler çiftlik hayvanı sınıfına alınırsa belki onlara yapılan eziyet de suç olur. Ama yetmez, yalnız eşeklerin ırkları veya çiftlik hayvanı sayılmaları değil sorun (atlara da aynı kötü muamele yapılıyor zaten, Adalar’ı bir gezin isterseniz, İstanbul’da bile taş atarak cezalandırıyor sahipleri), sokak hayvanları da perişan durumda ve birkaç gönüllü, birkaç belediye dışında kimse ilgilenmiyor onlarla.
Çok kötü muamele ve hatta sık olarak toplu katliamlarla karşılaşıyorlar. Eğer Yüksel Aksu ve Cem Yılmaz “eşekle Meclis’e gitmek”ten iyi sonuç alırlarsa ben de içi kedi, köpek dolu bir kamyonla Meclis kapısına dayanacağım. Bakarsınız insafa gelir ve “sokak hayvanlarının rehabilitasyonunu ve korunmasını sağlayacak” bir kanun çıkarır, valiliklerle kontrolünü sağlarlar, dayanılır gibi değil durum çünkü!
Kazan yine kaynamaya başladı.. Bir Baykal eksik!
Haberin Devamı

