Tek bir konuda değil, hangi konuya el atsanız orada öyle bir kavram bulanıklığı yaratıyor, olayları öyle saptırıyor ve kördüğüm haline getiriyorlar ki tam “bindik bir alâmete...” vaziyeti.
Sadece “yandaş medya” ve “yandaş akademisyenler grubu” yapsa yine neyse, iktidar partisinin kendisi onlarla birlikte yaratıyor kargaşayı. Ve aksini iddia etseler de artık “seçim sürecine girildi” gözüyle baktıkları için ortalık gittikçe kızışıyor. Ölçüsüzlük, yalan, dolan had safhaya varıyor.
Toplum bu kışkırtmalarla Türk-Kürt, Alevi-Sünni, dindar-laik diye kutuplara ayrılıyor, bu kutuplarda yaratılan düşmanca duygular devamlı “bileniyor”. İnsanları “oturdukları semtlere göre” milli ve manevi değerler üzerinden bölmeye cesaret edenlere bile şaşırmamak gerekiyor artık.
İzmir’de PKK bayrağı açan DTP konvoyuna halkın gösterdiği şiddetli tepkiyi “sadece İzmir’e özel bir durum” gibi yansıtanlar, İzmirlilere “faşist” liği yakıştıranlar çıktı ve onları pek şaşırtacak şekilde arkadan Çanakkale’nin Bayramiç ilçesindeki olaylar geldi. Kürt kökenli üç kişinin katıldıkları bir kavgayı ayırmak isteyen polise de tepki göstermesi üzerine binlerce ilçe sakini galeyana gelerek Emniyet müdürlüğüne ve Kürtlerin yoğun bulunduğu mahallelere yürümüş, olay çıkaranların “kendilerine verilmesini” istemiş ve bu arada “şehitler ölmez, vatan bölünmez” sloganları atılmış.
EN BÜYÜK HATA!
DTP’nin uzun süredir bir yandan kendini PKK terör örgütü ile özdeşleştirirken diğer tarafta “Biz Kürtleri temsil ediyoruz” demesinin (kendileri “Kürt kökenli vatandaş” tanımını da kabul etmiyorlar) yaratacağı büyük tehlikeye dikkat çekmekteydik ama dinleyen olmadı.
İşte şimdi halkın hızla “DTP’nin yarattığı bu tuzağa düşmeye başladığını” görüyoruz. 25 yıldır verdiğimiz binlerce şehide rağmen gerçekleşmeyen Türk-Kürt bölünmesi DTP-PKK’nın planları ve ne yaptığını bilmeyen, her şeyi eline yüzüne bulaştıran bir iktidarın yanlışlarıyla gerçekleşiyor.
Bugüne kadar DTP’yi de, terör örgütünü de Kürt kökenlilerden ayrı tutan, Türk-Kürt ayrımı yapmayı aklına bile getirmeyen toplum en büyük hataya düşmeye ve onlar nedeniyle Kürtlerle kapışmaya, düşmanlık duymaya başladı. Bu tuzağa asla kapılmamak gerekiyor çünkü belki de asıl plân bu...
Belki de gerçek bölünmeyi sağlama önce kavgalarla başlayan bir iç savaş çıkarmaktan geçiyor. İlk adım; huzurun bozulması ve düşmanlık yaratma...
Nitekim İETT otobüsüne molotof kokteyli atarak 17 yaşındaki öğrenci Serap’ın tepeden tırnağa yanmasını sağlayanlar da PKK’lı çıktı. Aynı anda çok yönlü bir faaliyet, provokasyon sürdürülmekte.
Bu sıkıntılar Türkiye’ye yetmeyeceği (!) için “darbe belgesi ve ihbar mektubu” iddialarıyla, bu iddialarda kullanılmak üzere “yüksek yargının” telefonlarının bile dinlenmesiyle ortalık toz duman.
SONSUZA KADAR DARBE
Eğer sivil-asker birileri darbe hevesine kapılmış, karanlık işler peşine düşmüşse devletin güvenlik güçleri, yargısı “hukuka uygun şekilde” takip etsin, kesin delillerini bularak suçluları yakalasın, normali budur değil mi?
Bizde normali yargıdan önce belli bir grubun ve belli siyasetçilerin “sonucu kendilerinin belirlemesi” ve bas bas bağırarak bunu kabullendirmeye çalışmaları. Ve yine normali “kim olduğu asla bilinmeyen (hukukta imzasız mektuplar, kimin gönderdiği ya da hazırladığı belirsiz belgeler geçerli olmamasına rağmen) her nedense bilinmek de istenmeyen ihbarcı subayların arka arkaya gelen mektuplarına, doğruluğu yargı tarafından kanıtlanmamış birtakım “belge”lere göre insanların önce tutuklanıp sonra “yeterli delil yok” diye serbest bırakılması.
Biliyorsunuz “belge sayılamaz” denilen fotokopi ile de Albay Dursun Çiçek tutuklanmıştı, sonra serbest bırakıldı. “Islak imzalısı bulundu” denilen belge ile de tutuklandı. Yine bırakıldı.
“Neden böyle oldu, ıslak imza kiminmiş peki, ya Adli Tıp raporu” sorularına fırsat kalmadan ortaya “Bir CD varmış, bir Ergenekon zanlısının evinden çıkmış, orada gayrimüslimleri hedef alan, çocukların geleceği saatte müzede bomba patlatılacak bir operasyondan söz ediliyormuş” diye “Kafes Plânı” çıktı.
Belli gazete-akademisyen korosu (ki kendileri Kürtlerden Alevilere, dindar insanlara kadar her kesimi kışkırtmak için ellerinden geleni yapıyorlar) hemen CD’nin gerçekliği kanıtlanmış, kimin hazırladığı belirlenmiş, yargı süreci bitmiş gibi yine önden yaygaraya başladılar. Hemen arkadan birkaç subayın daha tutuklanması geldi.
Ve yine başta Bülent Arınç, her kafadan bir ses çıkıyor. Yargının görevini beş on kişi üstlenmiş durumda... Peki, bu toplum ne zamana kadar devamlı darbe konuşacak?
Bülent Arınç’ın Abant toplantısında aylar önce söylediği gibi; medya, yargı, üniversiteler, ordu konuları tamamen halledilince (!) biter mi? Görünüşe bakılırsa öyle, ancak o zaman bitecek. Eh, bu konuda epeyce yol alındığına göre biraz daha sürecek demektir. Konuşacak çok konu var ama artık yarına...
Sevgili okurlarım, hepinizin Kurban Bayramı’nı en iyi dileklerimle kutluyor, huzurlu bir tatil diliyorum.
Kavram kargaşasıyla ülkeyi sürüklüyorlar!
Haberin Devamı

