Kavram kargaşasıyla aldatma

Haberin Devamı

Hani terör ve strateji uzmanları “kafa karıştırma, kavram kargaşası yaratma”nın olayları yönlendirerek kabul edilemez şeyleri kabul edilir hale getirmede çok etkili bir yöntem olduğunu söylüyorlar ya, ne kadar haklı oldukları sık sık aklıma geliyor.

Türkiye’de son bir iki yıldır hangi olaya baksanız ortaya birilerinin güç birliği yaparak inanılmaz bir bilgi kirliliği yaydığını ve bu kirlilik içinde doğruyla yanlışın birbirine karıştırıldığını, böylece toplumun devamlı şüphe içinde bırakıldığını görüyorsunuz.

Doğruyu kim söylüyor belli değil (halkın büyükçe bir kısmının buna rağmen sağduyusuyla doğruyu bulabilmesi takdire şayandır)...

“Suikast” deniyor yargıdan önce siyasetçi sonuç açıklıyor, terör saldırısı oluyor emniyetten önce siyasetçi (ve gazeteleri) konuşuyor, bir ihbar yapılıyor veya bir iddia ortaya atılıyor durum aynı... Yargıyla, yargı kurumlarıyla ve hukukla ilgili bir olay oluyor, en deneyimli yargı üyelerinden önce siyasetçileri ve yandaş gazetelerini, gazetecilerini dinliyorsunuz.

Kavram kargaşası öyle ustalıkla yönetiliyor ki “siyasi gücün yargıya ve tüm kurumlara baskısı” aylardır gündemdeyken, iktidarın herkese gözdağı vermesinden söz edilirken bakıyorsunuz gazete manşetleri “yargı gözdağı verdi” diye çıkmış.

Siyasi baskının ve “tüm kurumları yönetme” isteğinin “sivil dikta” noktasına geldiğini hukukçulardan siyaset bilimcilere hemen tüm aydınlar dile getirmeye başlamış ve “son hamle yargıyı ele geçirmek” denirken bakıyorsunuz “yargı darbesi” söylemleri ortalığı kaplamış. Bütün bu karmaşada neyin doğru, neyin yalan/yanlış olduğunu, “asıl darbe”nin hangisi olduğunu ancak gerekli birikime sahip olanlar veya olayları dikkatle izleyip bağlantıları kurabilenler anlıyor. Geriye kalanlar ise çoğu kez beyin yıkama yapmaktan farksız şekilde ekranlarda, gazetelerde tekrarlanan yalanlarla karmakarışık halde bakakalıyor.

Meselâ “yandaş medya” sözü; “devlet gücünü elinde bulundurması, ülkenin geleceğiyle ilgili kararları alması, ekonomiden ve her konudan sorumlu olması” nedeniyle her ülkede (ki gerçek demokrasinin olduğu yerde zaten olmaz) sadece “iktidarı koruyup kollayan medya” için kullanılır. Oysa Türkiye’de hemen ona da alternatif bulundu; “muhalefete yandaş medya”...

Komedi ötesi bir durumdur bu... Her neyse devam...

Tabii bu beyin yıkama “seçmen aldatma”da işe yaradığı gibi AB’yi ve yabancı basını aldatmada da son derece etkili oluyor.

Birkaç gün önce İngiliz Financial Times gazetesi, tümüyle yanlış ve yönlendirilmiş şekilde, Türkiye’deki son durumla ilgili “yargıdaki kavga; geleneksel olarak katı laik olan üst düzey yöneticilerle, onların ‘Başbakan Erdoğan hükümetini destekleyen muhalifleri’ arasındaki kavganın ürünü” diye yazdı. Erzincan olayının hangi nedenle çıktığı, olayın gerçekte rejimi ilgilendirdiği ve diğer tüm gelişmeler onları ilgilendirmemişti. Çünkü okudukları (veya dinledikleri) kişiler onlara meseleyi böyle anlatıyor.

Yine Erzincan olayının hemen ertesinde iktidara yakın gazetelerde Cumhurbaşkanı Gül’ün “Acilen yargı reformu gerekli. Bunun için de AB uygulamalarına bakılmalı” sözü alkışlarla yer alıyor, yanında da “Zaten AB raporu da ‘Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısı değişmeli’ diyor” yorumları yapılıyordu. AB raporunda tamamen aksi, yani “HSYK’nın başından Adalet Bakanı ve Müsteşarı çekilerek siyasetten bağımsız hale getirilmesi”nden sözedilirken bu da yalana dönüştürülmüştü.

Öte yanda ne Cumhurbaşkanı Gül, ne de bu gazeteler “önce Batı ülkelerindeki gibi demokratik bir Seçim Kanunu yapılmalı, buna göre yapılan bir seçimde halk tarafından seçilen ve liderin emrinde olmayan milletvekilleri yargı reformu yapabilmeli” görüşünü ağızlarına hiç almıyorlar.

Onlara göre Başbakan’ın vereceği emri yerine getirecek milletvekilleri “yargı reformu” dedikleri “yüksek yargı üyelerini seçme” işini yapabilir. Anayasa’yı istediği gibi değiştirebilir.

Böylece demokrasilerde devlet gücünün bölündüğü üç ayak; yasama-yürütme ve (denetleyen) yargı “tek ayak” haline gelebilir. Bu yine de demokrasi olarak yutturulabilir.

Beyin yıkama ile nerelere varılabilir, artık siz düşünün!

DİĞER YENİ YAZILAR