Diğer ülkelere gittiğinizde, eğer o ülke insanlarından tanıdıklarınız varsa, bir araya geldiklerinde siyaset dışında her şeyi konuştuklarını görürsünüz. Doğadan, çiçeklerden, sanat olaylarından söz ederler. Bir tek siyasete yaklaşmazlar. Bizde ise 24 saat sadece (veya genellikle) siyaset konuşulur. Türkiye'nin 550 değil, milyonlarca milletvekili vardır. Hatta bıraksanız bunlar arasından çıkacak başbakanlar bile nedense seçilmiş olanlardan daha iyi yönetecek gibi görünürler. Nedense? Seçilenler kendini "siyasi çıkar" komplekslerinden, hırslarından kurtaramadıkları için midir acaba? 70 milyon kişi önce iç siyaset uzmanı olarak yetiştik, şimdi hep birlikte dış politika üzerine doktorluk tezi hazırlıyoruz. Bizde üniversiteye filân gerek yok, pratik eğitimle ne uzmanlar yetişiyor. Nasıl yetişmesin, rüyalarımıza bile el koymuş vaziyette siyaset ve gelecek korkusu. Bu işte biz de zemzem suyuyla yıkanmış değiliz tabii. Görünüşe, güzel sözlere, göz boyama çalışmalarına, cebimizden aldıkları paralarla semirenlerin güçlü görüntüsüne ve hatta parti merkezi binalarının şıklığına bile nasıl kolayca tav olur, inanıveririz. En deneyimli olanlarımız bile önce nasıl reklâmlarını yapar, sonra da üç günde dönüverir.
Toplum olarak nasıl da süt dökmüş kedi karakteri gösteririz (Buyrun, "Moda Kalamış Sorunu"na bakın.) Veya romantik sözlere, sloganlara aldanıp yanlış politikalara destek veririz. (Irak Savaşı kararına bakın.) Asıl ortaya çıkması gereken, topluma alternatif sunabilecek insanlarımız nasıl kaçar veya kolay yollara sapar? (Bunda bakacağınız yeri söylemeyeceğim.) Bu ortamda ülkeye yararından çok zararı dokunacak olanlar nasıl dönüşümlü olarak makam koltuklarını senelerce işgal eder? (Bunu da söyleyemem, öyle çoklar ki...) Boşuna dememişler "Her toplum lâyık olduğu şekilde yönetilir" diye. Bu kafaları değiştirmedikçe, aklımızı başımıza toplayıp "doğru" ile "yanlış" ı ayırmayı öğrenmedikçe, bu ayrımı ancak sınama-yanılma metoduyla yapabildikçe gelecek olanlar da gördüklerimizden farklı olmayacaklar bunu da bilelim yani. Üç cümle oradan, beş slogan buradan, birkaç tane de ismi duyulmuş adamı aldılar mı iş bitmiştir, ümit diye sarılıveririz. Ve yine sarılacağız da, göreceksiniz. Sonra yine sınama- yanılma. AKP kendisine ümit bağlayanları tümüyle hayal kırıklığına uğrattı. İktidara gelmek ile iktidar olunamayacağını bir kez daha ortaya koydu. "Sınama", dakika bir, gol bir olarak sonuçlandı. "Karizmatik" genel başkanın peşine takılanlar şimdi "Bu hükümetle yürümez" diyorlar. Erken seçime ne dersiniz? Onunla yürümez diyenler CHP'ye de en az onun kadar kızıyorlar. Ortada iktidar olmadığı gibi muhalefet de yok.
Gözdağı(!)
Hep bir elden Irak Savaşı"nı dahi komediye çevirmeyi başardılar. Önce tarihi yanılgı arkasından şimdi de ABD'ye "Kürtlerin Kerkük Musul'a girmesi konusunda gerekeni yapmakta zorlanıyorsanız biz yaparız" demişler. Onlar da buna karşılık; "Hodri meydan" deselerdi ne cevap vereceklerdi acaba? Bu kafa tutmayı Fransa, Almanya bile yapmıyor, hemen yan çiziverdiler, ABD'nin yanına geçtiler. Tamam demokrasi, savaş karşıtlığı ve hepsi, ve hepsi ama sonunda budalaca siyaset yapmıyor. Yapmamaya çalışıyor. Milletçe yorulduk. Tükettiler bizi. Musullarını, Kerküklerini de, Kürtleri, Türkmenleri de ne yapacaklarına kendileri karar versinler artık. Biliniyorlarsa -ki bilmiyorlar-bilenlere sorsunlar. Bunca deneyimli diplomatı, bürokratı, bilim adamı var Türkiye'nin. Ben ancak, 70 milyonun siyaset konuşmadığı gün, doğru yönetimi bulduğuna inanacağım ülkenin...
Kasımpaşa siyaseti ve 70 milyon siyasetçi
Diğer ülkelere gittiğinizde, eğer o ülke insanlarından tanıdıklarınız varsa, bir araya geldiklerinde siyaset dışında her şeyi konuştuklarını görürsünüz
Haberin Devamı

