Kasete alınanlar özel yaşam mı?

Haberin Devamı

Bir tek Deniz Baykal’ın kaset tartışması vardı, önceleri onu koruyormuş veya “onun kaseti yüzünden istifası üzerine başka genel başkan seçilmesi yanlış bir durummuş” gibi görünen iktidar partisi seçim yaklaştıkça “beline hakim olmadı gitti, ne özeli, bu senin karın değil ki” söylemini tekrarlamaya başlamıştı. Ki Türkiye’nin bugünkü siyaset ortamında olacağı da budur, Baykal olayının hemen ertesi günü TV programımda; medeni ülkelerde yapılacağı gibi “neden derhal istifa etmesi gerektiğini” söylerken diğer nedenler yanında bunu da vurgulamıştım. O zaman programdaki hukukçular bile “istifanın kasete prim vermek” olduğunu belirterek tepki göstermişlerdi ama zaman gerçeği anlattı.

İNÖNÜ “GÖZÜM GÖRMESİN” DEMİŞ

Yine seçim yaklaştıkça ortaya başka partilerden “gizli ilişki” kasetleri de dökülmeye başladı. Bu durum bizim ülkemizde bile daha önce görülen bir tablo değil, Adnan Menderes döneminde onun gizli ilişkileriyle ilgili kasetler önüne getirildiğinde İsmet İnönü “ilkeli siyasetçi” örneği göstererek “Kaldırın bunları, gözüm görmesin” demiş.

Bugün yapıldığı gibi “beline hakim olamadı, eşi değil ki” benzeri laflarla hem de “sorumlu şahsı değil, yeni genel başkanı ve tüm partisini yıpratma amaçlı” kullanmayı düşünmemiş ama sonuçta o günden bu yana benzer olaylar yaşanmadı. Demek ki artık bunları da dinleyeceğiz, öyle görünüyor.

HÜRREM SULTAN DİZİSİ!

Baykal olayından sonra MHP’de de arka arkaya ortaya çıkan kasetler yalnız ilgili siyasetçileri değil, seçim arifesinde genel başkanlarını ve partilerini sıkıntıya sokuyor. Dün hem Bağımsız Milletvekili Adayı Altan Tan’ın “Başbakan bazı yakın arkadaşlarının ve bakanlarının kasetlerine dikkat etsin, onların kasetleri piyasaya düşerse 66 bölümlük Hürrem Sultan dizisi ortaya çıkar” dediğinin haberi vardı.. Hem de MHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Didinmez kendi kasetiyle ilgili olarak Devlet Bahçeli’nin “istifa et” talebini “Bu benim özelimdir, sorumluluğum sadece aile fertlerine karşıdır” diyerek reddettiğinin.. Acaba Didinmez haklı mı?

Gerçek demokrasilerde insanların gizli ilişkileri bile özel yaşamı sayılır ve gerçekten ‘sadece kendilerini ve ailelerini’ ilgilendirir. Ama burada öncelikle ‘gerçek demokrasi’ tanımı önemli, Türkiye gibi her vatandaşın tek tek fişlenip-izlendiği-dinlendiği keyfe göre kasetlere alındığı bir ülkede hangi hakkı, kimden soracak, hangi “bağımsız” mahkemede hak arayacaksınız ki artık? Bunu unutun bir.

ÜLKE YÖNETENİN ÖZEL YAŞAMI

İkincisi, evet gizli ilişki bile özel yaşamdır ama ‘sıradan vatandaşlar’ için.. Türkiye gibi koca bir ülkeyi yönetmeye talip siyasetçilerin gizli ilişki veya yolsuzluk gibi olayları “özel yaşam” sayılamaz ve normal şartlarda (Berlusconi dışında, onun hayatı yalama oldu) hiçbir hukuk devletinde, hiçbir Batı ülkesinde böyle bir siyasetçi koltuğunda kalamaz (Clinton’ı da hatırlayın.)
Onun için bıraksınlar bu “özel yaşam” israrını, bir siyasetçi ya da toplum önderi özel yaşamına dikkat etmekle sorumludur, ilişki kaseti ortaya çıkacak kadar sorumsuz davranan veya başka ‘yolsuzluğu’ ortaya çıkan biri “milletvekili adayı” bile olamaz, kendisi çekilmelidir. Kaseti ailesinin, bir çetenin ya da herhangi birinin ortaya çıkarmış olması da durumu etkilemez. Bu Baykal için de geçerlidir, Didinmez için de..

Ayrıca, rakip partiler diline doladığına göre “Ben kendi ilimde kuvvetliyim, aday yapmak zorundasınız” tehdidiyle aday olmak partisini sevmek midir acaba, yoksa bencillik mi?

*****

‘Cumhuriyet kalmalı’ mı, nasıl yani?

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç tüm israrlara rağmen ipucu verilmeyen ve seçim sonrası açıklanacağı söylenen yeni anayasa konusunda bir konuşma yapmış. Ben her konuşmanın “nedeni” olduğuna inananlardanım, onun için de hemen; örneğin BDP’nin onun söylediklerinden gerekli anlamı çıkaracağını düşündüm.

Arınç “yeni anayasa için hiçbir acelelerinin olmadığını” belirttikten sonra (oysa millet önemli konulardaki değişiklikleri açıkça öğrenmeliydi) diyor ki; “Anayasa’daki değiştirilemez maddelerden sadece ‘Türkiye devleti bir cumhuriyettir’e dokunulmasın”. Devamında ise “Demokratik-laik-sosyal- hukuk devletidir” dedikten sonra “demokrasinin içinde bu tür statüko veya dogmatizme gidişin olmaması gerektiğini” söylemiş.

İÇİ BOŞ BİR KAVRAM

Bu da; “Türkiye devletinin laik olması, sosyal ve hukuk devleti olması” da artık statüko olarak görülmeye başlandı anlamına geliyor olmalı. Ne güzel(!) artık “zaten hiçbir şeyin anlamı-önemi kalmadı” noktasına vardık demek ki..

Hak-hukuk kalmadı, arayacak merci de kalmadı o biliniyor, “siyasete, devlet yönetimine din işlerinin karıştırılmaması, devletin belli bir dine-mezhebe-inanca taraf görünmemesi” demek olan lakliğin de onun yolunda olduğuna gelmiş sıra..Ama bu konuşmadan “değiştirilemez maddeler arasındaki vatandaşlık tanımı, devletin-milletin bölünmez bütünlüğü gibi kavramların” da değiştirilebileceği anlamını çıkarmak da mümkün, zira “sadece ‘cumhuriyet’e dokunulmasın” deniyor. Peki içi boş cumhuriyetin ne anlamı kalacak?

LİBYA, SURİYE, MISIR!

Bugün halklarının “diktatörlüğe isyan edip ayaklandığı” Suriye ve Mısır “Birleşik Arap Cumhuriyeti” idi, bugün bizim bile “hemen istifa etsin” dediğimiz Kaddafi’nin yarattığı dikta devletinin adı bile “cumhuriyet”ti..

Seçimde hile yapıldığı için sokaklara dökülen kendi vatandaşlarını devrim polislerine öldürten, despot yönetime sahip İran’ın adı da “İran İslam Cumhuriyeti”.. Demek ki “cumhuriyet” tek başına kurtarmıyor. Bülent Arınç’ın bunları da açıklaması gerekir değil mi?

Bir şey daha var; BDP eski Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın “Türkiye büyük ülke, tek bir merkezden, tek bir başbakanla yönetilemez” dedikten yani “ayrı başbakan olacağını” da anlattıktan sonra tekrarladığı “özerklik” talebi..

Tam da “bir tek cumhuriyet kalsın” ile aynı gün..

Ne tesadüf demez misiniz? Yeni anayasada bu konuda ne yapılacağını sormaz mısınız?

DİĞER YENİ YAZILAR