En zor okullarda, üniversitelerde okudum, hiç sınıfta kalmadım... Kısmet bugüneymiş.
Dün gazetedeki odama giderken arkadaşlar yolda durdurarak sınıfta kaldığımı haber verdiler. Önce ‘İyi de niye gülüyorsunuz, sınıfta kalmak iyi bir haber midir’ dedim ama gülmeye devam ettiler. Meğer haklılarmış.
Bir iktidarın notuyla sınıfta kalmak bir gazeteci için kötü haber sayılmaz. Hele de bir ülkede artık iktidar partilerinin MKYK toplantılarında medya raporları veriliyor ve bu raporlara göre köşe yazarları “sınıf geçiyor/sınıfta kalıyor”larsa “bu kötü haberin yanında” bizimkinin lâfı bile olmaz.
“Türkiye’de Yeniçağ” gazetesi yazarı Sebahattin Önkibar dün köşesinde AKP’nin MKYK toplantısından sonra eski dostu olan bir üyenin kendisini arayarak “Ne olur bu kadar aleyhte yazma. Her toplantıda ayrıntılı verilen medya raporunda aleyhte yazarların başlarındasın” dediğini yazmıştı. Bunun üzerine arkadaşından rapor hakkında daha ayrıntılı bilgi istemiş, sonuçta da ortaya “pekiyi alanlar”, “sınıfı geçenler”, “sınıfta kalanlar” şeklinde bir liste çıkmış. Aynı gün (dün) bu haber internet sitelerinde yer aldı ve Skytürk’te de yazarlar tarafından tartışıldı...
Şimdi size bir soru; bilin bakalım ben bu listelerin hangisindeyim?.. Kolay soru değil mi? Bugün iktidarda Özal’ın ANAP’ı, Yılmaz’ın ANAP’ı, Demirel’in DYP’si, Çiller’in DYP’si, Baykal’ın CHP’si, Ağar’ın DP’si, Ecevit’in DSP’si, Sezer’in DSP’si, Bahçeli’nin MHP’si, hangisi olsa ben yine böyle bir sınıflandırmada “sınıfta kalanlar” arasında olurdum. Ki bu aslında bana göre meslekte sınıfı iyi dereceyle geçmek demektir. Diğer sınıflara alınmış olan meslektaşlarımı tenzih ediyorum, çünkü bu onların da bilgisi, isteği dışında yapılan bir ayırım... İktidarın her yaptığını onaylayıp onaylamadıkları ise kendilerini ve okurlarını (eh, galiba bir de iktidarı) ilgilendiren bir konu.
Ben kendimi bilirim... Ne demiş atalarımız: “Kişi kendini bilmek gibi irfan olmaz”... Bana göre gazetecinin görevi iktidarların, liderlerin sempatisini toplamaya, yaranmaya veya arkadaş ilişkisi kurmaya çalışmak değil; sesi, gözü, kulağı olduğu toplum adına, yapılan siyasi (ve her türlü) hataları eleştirmek, bir anlamda denetleme, uyarma işlevinde bulunmaktır. Onun için, her ne kadar ‘Beni kategorize etmeyin’ başlıklı yazılar yazsam da, sınıflamalara tabi tutulmayı bir basın mensubu olarak yanlış bulduğumu açıklasam da “yanlış ısrarla yapıldığı için” sık sık bu listelere giriyorum.
TSK’nın “ikinci andıç” denilen ve Nokta dergisinde yayımlanan gazeteciler listesinde de “TSK’ya karşı yazarlar” arasındaydım malûmunuz.
Eğer birileri basının “aynen kendileri gibi görevini yapmakta olduğunu” unutup yazdıklarını “bana karşı”, “benden yana” şeklinde değerlendiriyorsa o zaman bu gruplardan birine girmemiz kaçınılmazdır.
Ama işte asıl tartışılması gereken “iktidarların veya kurumların medyayı sınıflandırdığı, psikolojik baskı altında tuttuğu, kendi “geniş medyasını” yarattığı bir ülkede demokrasiden söz edilip edilemeyeceği” sorusudur.
Böyle demokrasi olur mu? Bunu gerçekten tartışmak zorundayız.
Belediye’den deprem cevabı
Çarşamba günü yazdığım ‘Deprem önlemlerini açıklayın’ başlıklı yazıya aynı gün İstanbul B. Belediyesi’nden cevap geldi. Kendilerine teşekkür ediyor, bilgileri sizinle paylaşıyorum.
“- İstanbul’da depreme karşı ciddi önlemler alınmaktadır. Bu kapsamda kamu binaları ile kavşak ve köprüler depreme hazır hale getirilmiştir.
- Büyükşehir Belediyesi bir yandan depreme yönelik bilimsel çalışmalarını sürdürürken bir yandan da depremden en çok etkilenecek bölgeler için kentsel dönüşüm projeleri hazırlamaktadır. Ancak bu projelerin hayata geçirilmesi için bazı yasal düzenlemeler yapılması gereklidir.
- Bu yasalardan biri olan 5711 sayılı “Kat Mülkiyeti Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun” Cumhurbaşkanımız tarafından 27.11.2007 tarihinde (2 gün önce) onaylanarak Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Bu kanun özellikle depreme karşı yapıların güçlendirilmesi yönündeki engelleri ortadan kaldırmaya yönelik önemli bir adımdır.
- Bu değişiklikten önce okurunuzun da belirttiği gibi deprem riski taşıyan binaların güçlendirilmesi ve yeniden yapılması için maliklerin tümünün rızası gerekmekteydi. Bu düzenlemeyle ’beşte dördü’nün yazılı rızasıyla söz konusu çalışmalar kolaylıkla yapılabilecektir.
- Yine bu kanun sayesinde ortak alanlardaki bir bozukluğun ana yapıya zarar verdiği ve onarımının zorunlu olduğu mahkemece tespit edildiğinde kat maliklerinin rızası aranmadan gereken yapılacaktır.
- Bunun yanı sıra depreme yönelik bina kontrolleri ve taramaları da yapılmaktadır. Zeytinburnu ilçemizde 16 bin 30 bina, Küçükçekmece ve Fatih’te 100 bin bina taranmıştır.”
Açıklamanın sonunda ise “medyanın vatandaşlara yönelik olumlu ve cesaret verici yayınlarının öneminden” söz ediliyor. Doğru söylüyorlar, önemlidir ama 40-50 bin can kaybı olacağı belirtilen bir deprem konusunda medyanın ilk görevi “sormak”tır... Devam edecek

