Karşımızdaki Avrupa!

Geçen sonbaharda, 17 Aralık "müzakere tarihinin belirlenmesi" öncesinde Brüksel'de birkaç kez bulundum. AB liderleriyle, siyasetçileriyle yapılan toplantıları izledim, yemeklere katıldım

Haberin Devamı

Geçen sonbaharda, 17 Aralık "müzakere tarihinin belirlenmesi" öncesinde Brüksel'de birkaç kez bulundum. AB liderleriyle, siyasetçileriyle yapılan toplantıları izledim, yemeklere katıldım. Bazılarıyla konuştum, görüşlerini dinledim. AB basın odasında dünya medyasına yaptıkları açıklamalarda Türkiye'nin üyeliğini desteklediklerini gözlerimle gördüm.

Bütün gördüklerim ve bildiklerimden çıkardığım sonuç ise kesinlikle "karşımızda Türkiye'nin bu birliğe girişini istemeyen tek bir Avrupa'nın var olduğunu" söyleyemeyeceğimiz... Evet, aralarında Kıbns konusunda, Ermeni soykırım iddiasında ve her türlü sorunda Türkiye'nin taviz vermesini isteyen, işi din ayırımcılığı ve ırkçılığa kadar vardıran, hatta Türkiye'nin AB üyeliğinden söz edilmesini bile öfkeyle karşılayanlar var. Ama tamamen destek veren, bütün sorunların zaman içinde halledileceğine inananların sayısı da az değil.

Yunanistan-Kıbrıs karşı karşıya
Bunu bugün Avrupa'nın en önemli gazetelerinin Avusturya'ya gösterdiği sert tepki de açıkça ortaya koyuyor.

17 Aralık'ta masaya oturulduğunda İngiltere ile Yunanistan'ın Güney Kıbns'a nasıl bir baskı uyguladıklarını, Yunanistan'la Kıbrıs Rum yönetiminin kendi aralarında çekiştiğini biliyoruz. Demek ki "AB bize karşı, bizi aşağılıyor, toptan bize baskı yapıyor" diyebileceğimiz bir durum yok.

İngiltere'nin girişi bile kaç kez reddedildi, seneler içinde anlaştılar ve red, kabule döndü. Bugün Romanya gibi ülkelerin halklarına sorsanız onlarca yıl AB'nin kendilerine neler çektirdiğini size anlatırlar. Yani sadece bize değil (ki Türkiye çok daha kalabalık ve sorunlu bir ülke) talip olan herkese benzer sıkıntılar yaşatılıyor.

Eğer sıkı durur, asla geri dönmekten söz etmez ve haklı olduğu muz konulardaki İsrarımızı sürdü rürsek onlar da zaman içinde bir ortak payda bulmak zorunda kalacaklar.

Hemen vazgeçmekten söz edenlere kapılmamak ve asla vazgeçmemek gerekiyor. Hükümet'in böyle bir kararda acele etmeye hiçbir hakkı yok! Tabii "imtiyazlı ortaklık, ucu açık müzakere, diğer sorunlarda kesin taviz" gibi İsrarları onlar da sonuna kadar sürdürmezlerse.

Bu yapıldığında bile son ve tek çare müzakereleri bir süre için dondurmak olmalı, vazgeçmek değil.

Ama "AB de zaten dağılacak" benzeri iddialar o süre içinde gerçekleşir mi orasını bilemeyiz. Gerçekleşmediği takdirde, daha şimdiden burs verdikleri Türk öğrencileri, ekonomik, sosyal, hukuk ve her açıdan kazanacaklarımızı asla göz ardı edemeyiz. Kim ne derse desin!

Türkleri spreyleyen temiz(!) Fransızlar!
Ne çabuk unuttular Versailles başta olmak üzere ünlü saraylarında, şatolarında perdelerin arkasına büyük ve küçük tuvaletlerini yaptıklarını... Balolarında şık, pırıltılı kostümleriyle dans ederken kadınların ihtiyaçlarını kabarık eteklerini kaldırarak, erkeklerin daracık pantolonlarını indirerek perde arkalarında giderip, kokulan ağır parfümlerle bertaraf ettiklerini...

Sık sık yıkanmadıklarıiçin vücut kokularını da aynı şekilde giderdiklerini... Onlar bunu yaparken Türkiye'de insanlar hamamlarda mis gibi yıkanıyordu ve çok şükür ihtiyaçlarını da hiçbir zaman perde arkasında görmüyorlardı.

Şimdi ise Fransızlar kendilerini pek temiz ve hijyenik, Türkleri aynı kalitelere haiz bulmuyor olmalılar ki Air France hâlâ Türkiye'den kalkan uçaktan yolculuk öncesi spreylerle dezenfekte ediyor.

Ve bizi yönetenler de hâlâ bunun hesabını sormuyor... Bu kadar korkuyorlarsa çekip gitmelerini, aksi takdirde kendilerine gelmelerini bildirmiyor...

Zaman zaman Air France'la yolculuk ettiğini söyleyen Nur Kumrulu adındaki okurumuz şunları yazmış: "Ruhat Hanım bu konuda sesimizi duyurmanız için size güveniyoruz(...) Hangi ülkeye bizim ülkemizden hastalık bulaşmış da bu spreye ihtiyaç duyuluyor, ne kadar küçültücü bir davranış(...) Air France'in Türkiye şubesiyle görüştüm, kendilerinin de bu konudan utanç duyduklarını ama sorunun devlet büyükleri tarafından halledilmesi gerektiğini söylediler(...) Sizi temin ederim ki uçak içindeki Fransızlar bile durumu komik karşılıyorlar(...) Atatürk bu ülkeyi dezenfekte edilelim diye bizlere emanet etmedi."

İşte böyle... "Devlet büyükleri ne duyurulur; devletin vatandaşlarını daha fazla utandırmayın!

DİĞER YENİ YAZILAR