Kargalarla kılavuzlar!

Haberin Devamı

Dünya Bankası’nın Türkiye direktörü “2001’dekinden daha büyük bir krizin yolda olduğunu, Türkiye’de genç işçilerin 1/4’inin işsiz kalacağını, 2009 ve 2010’da krizin etkilerinin ve işsizliğin artacağını, ekonomik politikaların uygulanmasının can alıcı önem taşıdığını” söylemiş.

Acaba bizim seçim öncesi “meydan kavgası”yla meşgul liderler duydular mı, hiç sanmıyorum. Miting meydanına çıkmak sanki marifetmiş gibi birbirlerine “Meydana gel, meydandan çık, işte meydan, biz kar altında meydan meydan...” taşları atmakla öyle meşguller ki duymamış olmaları çok mümkün.

Meydan kavgalarında önemli yanıltmacalar yapılıyor. Örneğin; Başbakan Erdoğan “kendisi ve diğer iktidar yöneticilerinin aileleriyle ilgili büyük çaplı ticaret ve yolsuzlukların” medyada yer almasını belden aşağı vurmak olarak adlandırdı. “Bu başbakan öyle küçük düşünen bir başbakan değil” diyor ama burada asıl söz konusu olan “çocuklarının da hep büyük düşünüyor, büyük oynuyor olması” zaten...

Emin olun okurlarımız arasında “arkadaş bursuyla okuyan çocuklar okulu bitirir bitirmez nasıl trilyoner oluyor, gemi/pırlanta işleri kuruyor. Bu parlak zekaları elde etmek için anneleri onları nasıl besledi, formülünü bize de versinler” sorusunu soranlar var.

Erdoğan kendisi, yakınları veya partisiyle ilgili konuların, özellikle de seçim öncesinde yolsuzlukların dile getirilmesine kızarken kendisinde medyaya en ağır hakaretleri, suçlamaları sıralama hakkını görüyor. (Deniz Feneri dosyası geldi, derhal dava açılacağına “bir ay da tercümesi sürecek” diye bekletiliyor, zanlılar da serbestken bu kadar zamanda delil mi kalır ortada... Memlekette “simültane tercüman” mı yok?)

“YANDAŞ” NEDİR?

İktidarın ve kendisinin emrine girmedikleri, gerçekleri duyurdukları için tarihte benzeri görülmemiş bir vergi cezasıyla cezalandırdığı (bizim de içinde olduğumuz) medya kesimini sözüm ona gizli kapaklı cümlelerle önce CHP ile özdeşleştiriyor, sonra da CHP’ye “Medyadan kılavuz olmaz. Kılavuzu karga olanın...” diye akıl veriyor.

“Son manşeti benim Bozok yaylasının evlatları yazacak” ilavesini de unutmuyor. (Çok dokunaklı ama son manşeti büyük ihtimalle Adalet Bakanı’nın tehditleri yazacak.)

Oysa kızdığı medya kesiminin Özal’ı da, Ecevit’i, Çiller’i, Yılmaz’ı, Bahçeli’yi, Baykal’ı ve her lideri/partiyi de doğrularıyla destekleyip, yanlışlarıyla eleştirdiği ortadadır. Arşivlere bakan görür.

Yani çırpınmak iktidar medyası dışındakileri “CHP medyası” yapmaya yetmez. CHP hata yaptığında yazılanlar ortadadır çünkü...

Başbakanlık eski sözcüsü Akif Beki de köşe yazılarıyla birlikte desteğe başlamış ve “Medya iktidar ilişkilerinde yanlışlık nerede onu arayalım. Tabii önce şu soruyu kendimize soralım: Başkasına yandaş diyen, kendi de bir yana düşmüş olmaz mı” diye yazmış.

Buyrun size büyük bir yanıltmaca... Cevabı kocaman bir “HAYIR” çünkü yandaş sıfatı ile “bir iktidarın emrine giren, hatalarını görmezden gelen, icraatlarını eleştiremeyen, çıkar ilişkileriyle iktidara bağlı medya” kastedilmektedir ve her ülkede medyanın böyle bir tavır alması etik dışıdır. Devletin gücü, tüm imkânları iktidarın elindedir, hatalarıyla ülkeye yanlış rota verecek olan iktidardır ve medyanın öncelikli görevlerinden biri halk adına iktidarları izlemektir. Onlarla çıkar ilişkisine girip yağdanlık yapmak değil.

“SİYASETİ BIRAKIRIM”

Şimdi gelelim diğer noktalara...

ABD’nin bu yılki Türkiye Raporu’nda “Hükümet basın özgürlüğünü kısıtlamaya devam etti” uyarısı yer alırken Hükümet’in medya baskısı zirve yapmış durumda.

Dünya Bankası “2001’dekinden beter bir kriz ve işsizlik kapıda” derken Başbakan önce Baykal’a “İşsizliğe çaren varsa açıkla, yerine getirmezsem siyaseti bırakırım” diye sesleniyor. CHP Genel Başkanı önerileri anında açıklayıp her türlü yardıma hazır olduklarını söyleyince “Sen kendi işine bak” cevabını veriyor. (Hani “yerine getirme”, hani istifa?)

Alman Mahkemesi “Deniz Feneri davasının AKP ile ilişkisini ve asıl faillerin adını” açıklıyor, Başbakan “Partimle ne ilgisi var, arkadaşım olabilirler kavun değil ki dibini koklayasın” diyor. (O arada Baykal’ı ve partisini Ergenekon davasıyla, sanıklarıyla ilişkilendirme çabaları ayrı bir içler acısı durum.)

Ne denebilir ki bütün bu akla, mantağa sığmaz incilere...

Bu kadar kokmuş bir kavunu burnuna yaklaştırması bile imkânsızdır insanın, Başbakan sadece burada haklı... Kavunu koklayamazsınız ama en azından kokmuş kavunları savunmazsınız, korumazsınız.

Doğru “kılavuzlara” ihtiyacı var iktidarın, Erdoğan kargalarla kılavuzları ayıramıyor!

DİĞER YENİ YAZILAR