Kaplumbağaların aşkı

Siz hiç sevişen kaplumbağalar gördünüz mü? Hemen hepinizin görmedim" dediğinizi duyar gibiyim, iki gün öncesine kadar ben de görmemiştim

Haberin Devamı

Siz hiç sevişen kaplumbağalar gördünüz mü? Hemen hepinizin görmedim" dediğinizi duyar gibiyim, iki gün öncesine kadar ben de görmemiştim.

Bahçede dolaşırken iyk-viyk şeklinde tiz sesler duyunca başımı sesin geldiği yan bahçeye doğru çevirdim. Bir de ne göreyim; o ana kadar yavaş yürüdüğünü sandığım iki kaplumbağa "son sürat" denebilecek bir hızla kovalamaca oynuyor. İlgiyle izlemeye başladım. İlgiyle, çünkü bir de üstelik kaçan kaplumbağa kocaman, kovalayan ise bebeği olabilecek büyüklükteydi.

Öndekinin dişi, arkadakinin erkek olduğunu tahmin etmek zor olmadı. Zira o ufaklık kısa sürede diğerini yakaladı, sırtlarındaki kabuklarının takır tukur çarpışma seslerine aldırmadan tepesine tırmandı ve... Ve sonra alttaki kaçınca sırt üstü yuvarlandı.

Bundan komik bir görüntü olamazdı, dişiye bir 'aferin' çekerek izlemeyi sürdürdüm. Ufaklık kesin vazgeçmeye niyetli değil, hemen doğruldu ve daha da hırsla diğerinin peşinden koşmaya başladı. Yine yetişti ve ciyak ciyak, pardon iyk-viyk bağırarak saldırdı.

İri kaplumbağanın teslim bayrağını çekeceğini anlayınca özel hayatlarına müdahale olmasın diye uzaklaştım. Sonra da bu gerçekten çok nadir rastlanacak olayın bile beni fazla şaşırtmadığını farkederek şaşırdım.

Evet arkadaşlar, gerçek şu ki ve ben de bu gerçeği o anda anladım ki artık hiçbir şey beni şaşırtmıyor, şaşırma eşiğim dumura uğramış vaziyette... Nasıl uğramasın ki?

Bizim bir haftada duyduğumuz miktarda abukluğu bir başka ülkede bir yılda duyamazsınız. Lâf değil bu, başka ülkelerde de yıllarca yaşadım ben, yok böyle şey.

Düşünün yani, devlet yuvasında minicik çocuğa "altına kaçırdı diye" kakasını yediren bakıcıları, memleketi sarsan yuva skandaılı sırasında Avrupa'dan dönmeyen "sorumlu" Bakan'ı duyduk biz...

Tecavüz ettiği kızlar ailesi tarafından öldürülen sapıkların serbest bırakıldığını, tecavüzcüsüyle evlendirilen kızların öldüğünü duyduk.

En önemli milli bayramımızın "aslında bayram olmadığını" Başbakan'ın ağzından duyduk.

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Yücel Aşkın için "O sanıyorum Ermeni" diyen, vatandaşlar arasında ırkçılık, bölücülük yapan AKP milletvekili duyduk.

Maçta küfreden, tokat atan milletvekiline destek vermek için "Ben olsam silah çekerdim" diyen milletvekili duyduk. Düğünlerde havaya ateş açarak kötü örnek olan milletvekillerini, bu örneklerin devamı olarak çocuk ve gençleri vuran zavallıları duyduk.

Londra'nın, Paris'in ve Avrupa'nın diğer tarihi şehirlerinin neden hiç değiştirilmeden, dokusu bozulmadan korunduğuna kafa yormayanların İstanbul'a Dubai Şeyhi tarafından burgu gökdelen dikilmesine izin verdiğini duyduk.

Söylesenize bana, bir hafta on gün içinde daha bunlar gibi nice akıl almaz haber duymuş birini kaplumbağaların aşkı şaşırtabilir mi?

"Hem sevdi, hem dövdü" ??

Bu başlık önceki gün köşemin yanında "Gazinocular Kralı" olarak anılan Fahrettin Aslan'ın vefatıyla ilgili haberin başlığıydı. Hemen altında da "Aslan'ın en çok konuşulan yönü assolistlerin disiplinsizliğine tokatla çare bulmasıydı" cümlesi yer alıyordu.

Allah rahmet eylesin, hakkında fazla bilgiye sahip olmadığım bir insandı Fahrettin Aslan. Hayatıyla ilgili olarak herkesin duyduğu kadar az buçuk bir şeyler biliyorum ama bu olayda beni asıl üzen onun da bir "döven" olmasından çok haberin başlığı:

"Hem sevdi, hem dövdü"

Şiddetten bu kadar çeken, önlemeyi de bir türlü başaramayan bir ülkede çok sakıncalı, çok tehlikeli sözler bunlar.

Hayır, Fahrettin Aslan dövdüyse sevmiş olamaz. Olsa olsa o isimlerin geleceğini parlak görmüş ve onlara şans tanımış olabilir.

Şunu açıkça öğrenmeli ve anlatmalıyız ki seven insan sevdiğini incitemez, hele ona asla şiddet uygulayamaz. İkisini aynı anda yapanlar varsa onların ruh sağlığından kesinlikle şüphe edilmelidir.

Konu bundan ibaret... Yakında öğretmenliğe başlayacağım bu gidişle!

DİĞER YENİ YAZILAR