Bulmacanın parçalarını yan yana getirdiğinizde bazı noktalar gayet açık görülüyor.
AKP hükümetinin Milli Eğitim Bakanı Çelik “Türkan Saylan ve Tijen Mergen’i iyi tanırım. Ama Mergen ‘Sen niye baba beni okula gönder dedin’ diye gözaltına alınmıyor, Saylan ‘bazı kız çocuklarına ÇYDD’de burs verdiği için soruşturma kapsamında’ değil. Bu olayları AKP ile ilişkilendirmek en büyük haksızlıktır” dedi.
AKP Grup Başkanvekili Nihat Ergün ise önce “Siyasi iktidarın bu tür operasyonları yapma, yaptırma imkânı yoktur, bu yargının planladığı, denetlediği bir tablodur” dedikten sonra tümüyle “AKP’ye açılan kapatma davası”na odaklanıyor.
“Bize ‘yargıya boyun eğin, Anayasa’ya boyun eğin’ diyenler, bize bu tavsiyede bulunanlar bugün başka şey söylüyorlar. Bizde de birçok delil, belge öne sürüldü, yargı çoğunu kabul etmedi. Bu insanlar suçsuz ise mahkemece tespit edilir.”
Tekrar Hüseyin Çelik’e dönelim:
“Esas prensip şudur; bir insanın suçluluğu ispat edilmedikçe biz ona ‘masum’ gözüyle bakarız, masum kabul ederiz” dedikten sonra Rektör Haberal örneğiyle devam ediyor: “Hiç kimse dokunulmaz değildir.”
Okurlarımız “Ortam Stalin, Mussolini, Hitler baskısına döndü, herkes korku içinde. Herkese dokunuluyor ama ne bir AKP’liye, ne de bir tarikat ya da cemaate dokunulduğunu görmedik. Ya sadece onlar dokunulmaz veya tek hatasız kul onlar” diyorlar, önce bunu Çelik’e iletelim. Üniversite, “yüksek yargı” dahil olmak üzere yargı, medya, çağdaş sivil toplum kuruluşları, bilim adamları kusursuz bir sıralamayla “dokunulur” olup diğerlerinin adı hiç geçmeyince yapılanı görüyor, anlıyor millet, bunu bilsinler.
SAVCILARIN “AŞIRI YORUMU”YMUŞ
Diğer açıklamalara gelince;
Hüseyin Çelik’in Türkan Saylan ve Tijen Mergen’in neden sorgulandığını ve gözaltına alındığını gayet iyi bildiği anlaşılıyor. Nihat Ergün “Belki Ergenekon iddianamesini hazırlayan savcılar da bazı konularda aşırı yorum yapmış olabilirler. Onu bilmiyoruz biz” derken savcıların “keyfî yorumlarla” gözaltı ve tutuklama kararı verme ihtimalinden (bu söze neden gerek duydu acaba) söz ediyor ama yine de “bilmediğini” ekliyor.
Oysa Çelik’in ifadesinden “bildiği” belli. Nedir peki bildiği suç? Acaba sonunda “28 kız öğrenci yurdu, 10 ilköğretim okulu yapılmasını, 7 binden fazla kız öğrenciye burs verilmesini” sağlayan eğitim kampanyasının mimarlarından olan Mergen ile “onbinlerce öğrenciye burs veren ve eğitimini sağlayan” ÇYDD’nin başkanı Saylan “PKK’lı teröristlerin çocuklarını eğitmekle” filan suçlanmasın?
Türkiye’nin en ücra köşelerindeki yoksul çocukları okutmaya çalıştıkları için en kolay yapıştırılacak iddia olsa olsa bu olabilir, zaten bir bu rezalet kaldı Türkan Saylan’a yakıştırmadıkları bugüne kadar...
Çelik masuniyet karinesini tekrarlayarak “suçluluğu ispat edilmedikçe biz ona masum deriz” diyor, bu kadar iyi biliyorsa yıllardır cezaevinde çile tüketen insanların suçluluğu kanıtlanmış mı onu da söyleseydi bari...
“Suçsuz ise mahkemece tespit edilir” şeklindeki papağan şakıması iyi de o arada hapiste geçen ayları, yılları kim geri getirecek, tazmin edecek, böyle saçmalık, böyle hukuksuzluk hangi ülkede görülmüştür?
LAİK KURUMLARI TASFİYE
Hemen kapatma davasını öne sürmeleri bu olayların arkasındaki soru işaretlerine cevap gibi... Ama orada bütün yaptıkları somut şekilde tek tek ortadaydı. Söz konusu yargı “Adalet Bakanlığı’nın baskısı altında olmayan yüksek yargı; Anayasa Mahkemesi”ydi ve kendileri de dava süresince gözaltına alınmadılar, tutuklanmadılar.
Bence “kapatma davası”nı hatırlamaları yine de iyi. O dönemde AKP’yi korumak için sınırlarını saygısızlık boyutunda aşan ve işi AYM’ye hakarete kadar vardıran yabancı basın ve ajanslar bugün CNN’inden, Reuters’ine kadar “Kökleri siyasal İslâm’da olan AKP iktidarının laik kurumları tasfiye için Ergenekon’u öne sürerek cadı avı yaptığını ve bunu kapatma davasının rövanşı olarak gördüğünü, Doğan Grubu’na verilen 500 milyon dolarlık cezanın da bu kapsamda verildiğini” anlatıyor dünyaya...
Peki bu AKP’ye ne anlatıyor?
Kapatma davasının rövanşı... Cadı avı!
Haberin Devamı

