"Son dönemde Türkiye ile Amerika'nın ilişkileri hakkında her iki ülkede de değişik yorumlar yapıldı. Demokrasinin gereği olarak bu farklı değerlendirmeler doğaldır ancak bunu yaparken sağduyuyu elden bırakmamak, abartılı yorumlardan kaçınmak gerekir."
MGK Genel Sekreteri Büyükelçi Yiğit Alpogan, Türk Amerikan İş Konseyi nin (TAİK); iş adamları, diplomatlar ile siyaset ve ekonomi yazarlarını biraraya getirdiği toplantıdaki konuşmasına yukarıdaki cümlelerle başladı.
"Türk-Amerikan ilişkilerinde kriz", "İlişkiler dibe vurdu" gibi söylemlerin abartılı olduğunu, bugünkü ilişkilerle, geçmişte iki ülke arasındaki kriz dönemlerinin kıyaslanamayacağını söyleyen Alpogan, ABD Dışişleri Bakanı Rice'in ziyaretini de yakından izlemiş biri olarak "kapalı kapılar ardında yapılan görüşmeler de tam bir mutabakat sağlandığını, Rice'in "Irak'ın toprak bütünlüğüne verdikleri önemi teyit etmesinin" de Türk devleti tarafından memnuniyetle karşılandığını anlattı.
Türkiye'nin beklentileri
Kıbrıs dahil bazı konularda Amerika'nın desteğini arkamızda hissetmek istediğimizi...
ABD'nin Türkiye'yi; başta İsrail-Filistin meselesi olmak üzere Ortadoğu'daki sorunların çözümünde katılımcı olarak görmesinin Türk kamuoyu ve siyaseti için büyük önem taşıdığını söyledi. (Ki muhtemelen bunların hepsi ABD Dışişleri Bakanı'na da söylenmiştir.)
MGK Genel Sekreteri Yiğit Alpogan, Amerika'nın İstanbul Başkonsolosu David Arnett ile, (yemekte yanımda oturan) Siyasi Ekonomik Konsolosu Helen Lovejoy'un da dinlediği konuşmasında, Ermeni soykırım iddiasına karşı ABD yönetiminin taviz vermeyen bir tutum takınmasının önemini özellikle vurguladı.
Tehcirin 90. yıldönümünün yaklaşması, buna bağlı olarak "diğer ülkelerin ve Türkiye'nin soykırımı kabul etmesi" için Ermenilerin ülke meclislerine yaptıkları baskıları arttırmaları nedeniyle, Amerika'dan "taviz vermeyen tutum" içinde olmalarının istenmesi çok önemli.
Zira görünüşe göre Türk Hükümeti yine kendi içimizde yaptığı "Hodri meydan, buyrun gelin, iddianız varsa ispatlayın" çıkışları dışında hâlâ etkin, disiplinli bir çalışma içine girmiş değil.
Mavi Kitap'ın binlercesi Amerika'ya gönderilmişken Türkiye, tarihi; gerçek, doğru belgeleriyle, tezini ispatlayan fotoğraflarla anlatan kitapları Avrupa ve Amerika'ya gönderme işini üstlenmedi. (Örneğin; bu fotoğrafların yer aldığı "Massacre Exerted By the Armenian On the Turks During World War I" dan bölümler, okurlarımız tarafından bana gönderiliyor.) Dışişleri Bakanlığı'nın, bu kadar gündemde olan konu hakkında ne gibi faaliyetler yürüttüğünü (eğer yürütüyorsa) bilmiyoruz.
Nazi altınları örneği!
Türkiye'nin "taviz vermeyen tutum" isteğini ABD'ye iletip iletmediği sorusunu Alpogan'a sordum. Her ne kadar iki ülke yöneticileri "ilişkilerde sorun olmadığını" söylüyorlarsa da Amerikan gazetelerinin Türkiye'yi "100 yılın soykırımcıları' listesinde rahatça Nazilerin Yahudi Soykırımı'nın yanına oturttuklarını, bunun genel bir tavır olarak mı, yoksa münferit bir "gazete haberi" olarak mı değerlendirildiğini gerçekten de bilmemiz gerekiyor. Cevap, beklediğim kadar net değildi.
Bununla birlikte; 21 Mart Salı günü Ankara'da Abdullah Gül'le görüşen İsviçre Dışişleri Bakanı Micheline Calmy-Rey in ona "Nazi altınları" örneğini vermesi (sadece İsviçre bankalarının, Hitler döneminde 'onlara ait altınlar transfer edildiği için' Yahudilere 1 milyar 250 milyon dolar ödemiş olması) İsviçre'nin gözünde de nereye konmuş olduğumuzu açıkça gösteriyor.
Bilmem ki Hükümet, yeterince ciddiye almak için daha kaç işaret bekliyor?
İş görüşmeleri iş görüşmesi mi?
TAİK (Türk-Amerikan İş Konseyi) toplantısında tanınmış iş adamlarımızla, uluslararası iş yapan müteahhitlerle konuştum.
Tabiî, tahmin edeceğimiz gibi onlara "Başbakan Erdoğan'ın dünyanın dört köşesine hiç durmadan yaptığı ve 'iş ilişkileri kurmayı' en önemli neden olarak gösterdiği seyahatleri" de sordum.
Sanki aralarında sözleşmiş gibi, bir ağızdan verdikleri cevaba göre diğer ülkelerle iş yapmak isteyen iş adamları zaten bu imkânı kendileri rahatça buluyorlar. O ülkelerdeki ortamın Türk mimar, mühendis, müteahhitten ve diğer iş alanları için uygun olması, bu eksikliğin hissedilmesi, zaten talebin nedeni...
İş adamlarının Başbakan ve o heyetle girmelerinin tek nedeni onlarla diyalog kurmak. Bunu da yapamadıkları için "bütün seyahat maliyetinin kendileri tarafından karşılanması ve son dönemde siyasetçi eşlerinin de gruplara mutlaka dahil edilmesi"nden son derece rahatsızlar.
Ayrıca, gidilen seyahatlerde iş adamları için bir programın da olmadığını söylüyorlar.
Nedir o zaman bu arkası kesilmeyen seyahatlerin nedeni?
Başbakan'ın kendisinin "işsizliğe çare bulamadıklarını" söylediği, bin türlü sıkıntıyla bunalan bir ülkede milletin bu lüksü sorgulama hakkı vardır.
Öyleyse sorgulayalım!
"Kapalı kapılar ardında" ABD ilişkileri!
Son dönemde Türkiye ile Amerika'nın ilişkileri hakkında her iki ülkede de değişik yorumlar yapıldı
Haberin Devamı

