Bence bitmez ve sonsuza kadar sürer. En azından çocuklanmız, torunlanmız da bizim gibi bu temcit pilavından nasiplerini alırlar.
Baksanıza köktendinci, kökten laik, İslamcı, Kemalist "uç" tanımlarından sonra başımıza bir de "köktenci Cumhuriyetçilik" tanımı çıktı. Yukardakiler yetmiyormuş; köktendinciler dine, kökten laikler laikliğe, "Kemalist"im diyenler Atatürkçülüğe yeterince zarar vermiyorlarmış gibi şimdi de sıra Cumhuriyet'e geldi.
Bu tanımın bence diğerlerinden önemli bir farkı var üzerinde durulması gereken; normal Cumhuriyetçiler rahatlıkla "kökten Cumhuriyetçi" sınıfına sokularak baskı altına alınabilirler.
Demem o ki, Cumhuriyet, "laik, demokratik bir hukuk devleti ile yönetim" anlamına geldiğine göre "Bu yönetim kabul edilmişse kurallarına da uyulmak" diyenler kolayca "kökten Cumhuriyetçi"lerle karıştırılabilirler.
Hele de başbakanının türban konusunda şikayeti olardan AİHM'e gitmeye, başbakan yardımcısı ve dışişleri bakanının ise Avrupa Birliği'ni "türban nedeniyle" Türkiye'ye ilerleme Raporu'nda ekstra bir (-) vermeye teşvik ettiği bir ülkede bu karıştırmayı yapacak epeyce gönüllü çıkabilir.
Oysa gerçek bu değil. Her ne kadar aynı başbakan "laiklik" tanımını da eksik buluyor ve değişmesi gerektiğine inanıyorsa da bu isteğini "girmeyi pek arzu ettiği" AB'ye kabul ettirmesi oldukça zor olacaktır. Görüldüğü üzere Avrupa'nın birçok ülkesi ve AİHM evrensel laiklik tanımına sadık kalmak için kesin kurallar, yeni yasalar peşindedir.
Onlara göre demokrasi nasıl "başıboşluk, kuralsızlık, çoğunluğun baskısı" demek değilse laiklik de istendikçe esnetilecek, sündürülecek bir ilke olamaz. Laik-demokratik rejimi kabul edenler ona ve ilkelerine bir bütün olarak uymak zorundadırlar.
Türkiye'de ise tartışılacak tek konu vardır "Kamusal alan zorunluluklarına uyması gerekenler' tanımı.
Sadece kamu görevlileri mi uyacak yoksa yararlananlar da mı?
Çözülecek soru bu, zira her ikisi ise bu sorunun içinden çıkılamaz, iş hastanelere, caddelere, tapu veya nüfus dairelerine ve hattâ devlet taşıma araçlarına kadar varabilir.
Yazımın başında dediğim gibi sonsuza kadar sürer.
Sonuçta, Avrupa gezisine çıkan Dışişleri heyetinin AKP'li başkanı (ve eski Diyanet İşleri Başkanı)nın bile Brüksel'de itiraz ettiği gibi "Namazın resmi programlara alınması na kadar uzayabilir.
Torunlarımız bile çözemez hiç şüpheniz olmasın. Ben sözüm ona bu 'türban, kamusal alan' tartışmalarına girmemek için Salı akşamı Kanal 7'ye gitmedim.
Ama bakın, kaçabildim mi?
Yılmaz Morgül neden ağladı?
Salı günü Seda Sayan'ın programında Yılmaz Morgül, bir yetişkinin, hele de TV'de asla yapmayacağı şekilde kaüla kaüla, hüngür hüngür ağlıyordu. Anladığım kadarıyla nedeni bir sözleşmeye imza atması ve tam olarak şartları yerine getirmemiş olmasıydı.
Aylardır kendisini adım adım izliyor ve 50 milyar TL. için gittiği her yere haciz karan çıkarttırıyorlardı. Ablasının bir sitede bulunan evine de bu yüzden haciz gelmişti, oysa parayı ödemesi gereken, imzayı atan kendisiydi.
Başına gelenler stüdyodaki konuklar kadar izleyenleri de ağlatmıştır sanıyorum, öyle dokunaklı bir görüntüydü ki dayanmak oldukça zordu.
Ben ağlamadım ama ülkemdeki adaletsizliğe, eşitsizliğe isyan ettim. Aynen dün, aynı programdaki özürlü, tekerlekli sandalyesinde otururken Sayan'a "En büyük isteğim akülü bir sandalye, zira annem gezdirirken çok zorlanıyor" diyen ve bunları söylerken gözyaşlarını tutamayan 19 yaşındaki kızı izlerken isyan ettiğim gibi...
Öyle bir memleket ki burası, Morgül'ün 50 milyarlık borcu için yakasına yapışılıyor, çalışıp ödemek için ona zaman tanınmıyor ama 50 trilyon borcu olanlara hiçbir şey yapılamıyor. Baklava, simit çalan içeri tıkılıyor, milletin ciğerini sökenler serbest. Bunca yoksulu olan bir ülkede onların ne yatlarına, ne katlarına ne de bugüne kadar rahatça yurt dışına kaçırdıkları paracıklarına kimse bir şey yapamıyor.
AKP Hükümeti, eğer bu gidişe dur deme isteğinde samimiyse bir an önce gerçekleştirmeli. Hortumcunun yakasına yapışıp "zaman aşımı"na filân bakmadan son kuruşuna kadar, en sıkı ve acil şekilde ödetmeli. Bu haksızlık dayanılır gibi değil!
Kamusal alan tartışması biter mi?
Bence bitmez ve sonsuza kadar sürer. En azından çocuklanmız, torunlanmız da bizim gibi bu temcit pilavından nasiplerini alırlar
Haberin Devamı

