“Kampanya”dan önce “anket lâzım!

Haberin Devamı

Eveet, karşımızda “bilgi kirliliği içinde bunalmış” bir toplum var. O kadar çok konuda o kadar çok iddia, yorum ortaya atılıyor ki “benim” diyen babayiğit içinden çıkamaz.

Ama bu arada Anayasa Mahkemesi ile referanduma gitme konusunu “Siz mahkemeye gidin, biz halka gideriz” veya “halkın karşısına çıkmaktan niye korkuyorsunuz da mahkemeye gidiyorsunuz” benzeri sözlerle karşı karşıya getirmek gibi gelecekte çok pişman olunabilecek ve gerçekten zararlı, tehlikeli durumlar var, bunlara çok dikkat etmek gerekiyor.

Anayasa Mahkemesi ve onunla birlikte “üyelerin çoğunu Meclis ile cumhurbaşkanının seçmesi istenen” diğer yüksek mahkemeler (ki olay da buradan, yüksek mahkemelerin siyasetin emrine girmesi ve bağımsızlığını yitirmesi endişesinden çıkıyor) zaten demokratik sistemi, anayasayı korumak, denetlemek için kurulmuş mahkemelerdir. Özellikle anayasa mahkemeleri “parlamento çoğunluğuna sahip iktidarlar”ın bu çoğunluğa dayanarak anayasa üzerinde istediği gibi oynamaması, istediği her yasayı “tehlike yaratacak olanları bile” çıkaramaması için kurulmuştur.

Çoğunluk partilerinin bu yöntemle demokrasiden sapabilecekleri görüldüğü için (Almanya)... Yani zaten bu mahkemelerin varlığı, dolaylı olarak toplumun geleceğini korumaktır.

Ve anayasa hukukçularının hemen hepsinin söylediği gibi bu mahkemelere herhangi bir icraatı durdurmak üzere gitme hakkı (öncelikle) ana muhalefet ve diğer muhalefet partilerine, milletvekillerine verilmiş. Yani, “başka bir çözüm kalmadığında” ana muhalefet partisinin AYM’ye başvurması tamamen yasal bir durum hatta bir görev.

O zaman topluma bunu yanlış anlatmak sanki bir hataymış, suçmuş gibi yansıtmak yanlıştır. Tamamen popülist bir yaklaşımla “Ana Muhalefet Mahkemesi” gibi bir isim takmak çok yanlıştır. Bugünkü iktidar örneğin gelecek seçimde muhalefete düşse ve o günün iktidarının yapacağı değişiklikleri kendisi Anayasa Mahkemesi’ne götürse, bugün yaptığı yakıştırmalar yarın onun için de yapılabilir ki yine yanlış olur.

GEL MEYDANA...

Bundan sonra referandum için kampanya başlayacakmış. Başbakan Erdoğan kampanya konusunda:

“Millet diyor ki; gel bana, bu işin asıl sahibi benim, bunlar millete gitmekten korkuyorlar. Biz de diyoruz ki haydi gidelim millete, millet versin kararı (...) Biz vekiliz onlar asıl... Bizim bundan sonraki sürecimiz hemen kampanya” demiş.

Ama Türkiye’de bu kampanyaların nasıl “seçim”e dönüştürüldüğü/dönüştürüleceği, seçmenden oy ister gibi referandum oylaması istendiği bilinen bir gerçektir. Oysa Anayasa değişikliği konusu, hele de yüksek mahkemelerle ilgili kritik maddelerin diğerleriyle bütün halinde oylanacak olması seçim gibi algılanamaz. Halkta bu algı yaratılamaz.

Buradaki mesele “halka gitmekten korkmak” değil, halkın büyük çoğunluğunun anlamadığı, anlayamayacağı kadar teknik, hukuki, uzmanlık isteyen bir konunun “hataya açık şekilde” milletin önüne sürülmesi, sonuçta da “halk böyle istedi” denecek olmasıdır.

“MİLLET VEKİLİ” NE DEMEK?

Türkiye referandumlarla yönetilecekse Meclis’e ne gerek var? Böylesine kritik konuları bütün halinde halk oyuna götürmek ve aslında sıkıntıya düşülen, uzlaşmaya gerek duyulmadan atılan her adımda, her konuda referanduma başvurmak “çoğulcu” değil “çoğunlukçu” anlayışın ta kendisi değil midir? (Buradaki “uzlaşma”, Anayasa değişikliklerinin daha baştan “geniş katılımla” hazırlanması, dayatılmamasıdır.)

Eğer “biz vekiliz, onlar asıl” deniyorsa o vekil kelimesinin başındaki “millet” ne anlama geliyor? İşine gelince parlamenter sistemi yüceltmek, gelmeyince kötüleyip dışlamak demokratik bir tavır mıdır?

Avrasya Kamuoyu Araştırma Merkezi’nin bir süre önce yaptığı araştırmada halkın yüzde 42’sinin “Anayasa değişikliğinin içeriğini bilmediği”, yüzde 24.5’unun ise “kısmen bildiği” ortaya çıkmıştı.

Seçim propagandası gibi “partilerin birbirini suçlayacağı” kampanyalara geçmeden önce güvenilir araştırma şirketleri bu soruyu tekrar halka sormalıdır.

“Anayasa değişikliğinden ne anladınız? Vereceğiniz oy ile nelerin büyük değişikliğe uğrayacağını biliyor musunuz?”

Önce sonucu görelim, sonra kampanyaları...

Doğrusu budur.

DİĞER YENİ YAZILAR