Kaftan bırakanlar ve hediye isteyenler!

Ömer Seyfettin'in Pembe İncili Kaftan isimli güzel hikâyesi bugün bitiyor. Önce geri kalanınını aktarayım, sonra da... Yorumu siz de yapacaksınız aslında ama çok sevdiğim bu öykünün benim aklıma neden geldiğini anlatayım

Haberin Devamı

Ömer Seyfettin'in Pembe İncili Kaftan isimli güzel hikâyesi bugün bitiyor. Önce geri kalanınını aktarayım, sonra da... Yorumu siz de yapacaksınız aslında ama çok sevdiğim bu öykünün benim aklıma neden geldiğini anlatayım.

Şah İsmail, padişahın elçisine oturacak yer göstermeyince elçi Muhsin Çelebi "Beni zorla saygı duruşunda tutmak istiyorlar galiba" diye düşünmüş, hızla bir çare aramışta.

Hemen sırtından ünü bütün ülkeye yayılan Pembe İncili Kaftanını çıkardı, tahtın önünde yere serdi. Şah İsmail ve vezirlerinin hayretler içinde bakışları karşısında bağdaş kurarak kaftanın üstüne oturdu. Koca salonu ve dev ejderha resimleri işlenmiş sivri kubbeyi çınlatan gür sesiyle:

"Mektubunu verdiğim büyük padişahım, Oğuz Kara Han soyundandır" diye haykırdı. "Bugüne kadar onun atalarından hiç kimse kul olmamıştır. Hepsi padişah, hepsi hakandır. Ataları doğuştan beri hükümdar olan bir padişahın elçisi hiçbir yabancı padişah karşısında divan durmaz."

Muhsin Çelebi Türkçe olarak bağırdıkça anlamayan şah kızıyor, sararıyor, morarıyor, elinde heyecandan açamadığı mektup tir tir titriyordu. Tahtın arkasındaki cellâtlar kılıçlarını çekmişlerdi. Danışmanlar, vezirler, savaşçılar hükümdarlarının sabrına, buna dayanmasına şaşıyorlardı.

Çelebi sözünü bitirince izin filân istemedi, kalktı, kapıya doğru yürüdü. Şah İsmail taş kesilmişti. Çaldıran'da kırılacak olan gururu, bugün bu tek Türk'ün ateşli bakışlan ve davranışı altında erimişti.

Muhsin Çelebi dışarı çıkarken şah adamlarına:

"Şunun kaftanını veriniz" dedi.

Savaşçılardan biri koşarak kaftanı topladı, elçiye yetişti:

- Buyurun, kaftanınızı unuttunuz.

"Unutmadım, bıraktım"
Muhsin Çelebi durdu. Güldü. Çıktığı kapıya dönerek şahın işiteceği yükseklikte bir sesle:

"Hayır unutmuyorum. Onu size bırakıyorum. Sarayınızda büyük bir padişah elçisini oturtacak seccadeniz, şilteniz yok... Hem bir Türk, yere serdiği bir şeyi bir daha üstüne almaz. Bunu bilmiyor musunuz?" dedi.

Dönüşte olanları, hiçbir hakarete uğramadığını, şahın iznini bile almaksızın kalkıp gittiğini sadrazama anlattı. Zaten sadrazam onun görevini hakkıyla yapacağına emindi. Çelebi kalkıp çekileceği zaman "Satın almak istiyorum oğlum, kaftanın burada mı?" dedi.

Sadrazam ne kadar üstelediyse cevap alamadı. Muhsin Çelebi yaptığıyla övünecek adam değildi. Hiç kimse Pembe İncili Kaftan'a ne olduğunu öğrenemedi.

Ama eski zengin Muhsin Çelebi bu kaftan için girdiği borçları verip çiftliğini rehinden kurtaramadı. Elçilikten yadigâr kalan atıyla değerli taşlarla süslü takımını satıp Kuzguncuk'ta küçük bir bahçe aldı. Onu ekip biçerek geçimini sağladı. Ama yine de ne kimseye boyun eğdi, ne de servetini bir anda yere atmakla gösterdiği fedakârlık üzerine gevezelikler yaparak övündü.

Sonuç
Pembe İncili Kaftan hikâyesi sizi de etkiledi mi bilmiyorum. Bu topraklarda ülkesine, soyuna, atalarına böylesine saygılı insanların yaşamış olduğunu bilmek hele şu günlerde beni duygulandırıyor.

AB'ye girmek için "elimizden geleni yapmak" ile her teklif karşısında el pençe divan durmak farklı şeyler, önce bu aklıma geliyor.

Sonra da kendisine maket otobüs hediye eden yabancılardan "Ben sahicisini bekliyordum" diyerek pahalı hediyeler isteyen, Airbus uçak alınırken bedava uçak isteyip Almanya Başbakanı araya girince 1,5 trilyonluk Mercedes'e razı olan Başbakanımız...

Türkiye bu tür olaylarla ilk kez karşılaşıyor. Acaba bu ülkeyi yönetenler davranışlarının kendilerine değil Türkiye'ye mal edileceğini ne zaman öğrenecekler?

Öğrenme dönemi içinde hiç değilse diplomasiyi bilen danışmanlar edinmeyi ve onları dinlemeyi ne zaman akıl edecekler?

DİĞER YENİ YAZILAR