Efendim Türkstar yarışmasında bu hafta Simge yine birinci olmuş. Ben Simge'nin sesinin beni diğer yarışmacılardan çok etkilediğini hatırlamıyorum ama onunla ilgili iki noktayı gayet iyi hatırlıyorum. Yani aklımda asıl kalan bu özellikler.
Birincisi fazla kiloları ve bu nedenle yapılan konuşmalar, tartışmalar sonucu ağlaması. Ve arkadan devam eden "kilo alıp verme üzerine" muhabbetler. İkincisi ise Ahmet Kaya'nın yeğeni oluşu ve onun "Kafama sıkar giderim" şarkısını 23 Nisan'da seslendirmesi üzerine Ercan Saatçi ile olan çekişmeler.
Bu "ses"le, "sanat'la ve "yetenek"le ilgisi olmayan olaylar ve akrabalık bağları sadece benim değil, herkesin aklında daha kalıcı oluyor.
Eğer şarkıcı adayları ailelerini ve geçmiş yaşamlarını duygu sömürüsü olarak kullanıp ağlamıyorlarsa jüri üyelerinden biri kolay bir sömürü noktası bulup (bu da çakra gibi bir şey, bizim insanımızın sömürü noktaları var) yarışmacıyı ağlatıyor, gelsin puanlar. Bunlar yetmezse siyasete hafifçe dümen kırıp örneğin Doğu'dan bol oy getirecek bir akraba ismi ve şarkısı ortaya atılıyor, gelsin puanlar.
Kuzum, kuzucuklarım bu milleti siyasetçiler yeterince enayi yerine koyuyor zaten, bir de yarışma programlarıyla sağlamasını yapmak şart mıdır?
Bakınız arkadaşlar, eğer bizim omuzumuzdan reyting ve reklâm hesapları yapılmıyorsa ve amaç gerçekten sanat yeteneği olan gençler bulmaksa bunun yöntemi şudur;
Boş verirsin ailesini, amcasını, dayısını. Ve hatta açıklanmasını yasaklarsın. Aday, kendi sesi, yeteneği ve kişiliği ile ortada olur. Şarkı listesini de jüri olarak verirsin, onlardan birini seçer. Böylece son noktaya gelindiğinde "Aa, bu şarkı olmadı" veya "Bu pop yarışması arabesk değil" gibi tartışmalar da ortaya çıkmaz.
Görürüz o zaman kim şarkıcı, kim değil.. Eurovision'da şarkıcıların ailesini hangimiz biliyoruz?
Eteği uçuşan kadın... Ve duruşma!
Yine ayın 28'i geldi ve biz yollara düşeceğiz. Kadın hukukçulara "Çekilin önlerinden tecavüz kurbanları tecavüzcüleriyle evlensinler" diyen, töre cinayetlerinin ve tecavüzlerin önlenmesi için yasaların ve uygulamaların değiştirilmesini isteyenlere "töreler olduğunu" hatırlatan, kitaplarında "rüzgârda eteği uçuşan kadınları" hayasız bulduğunu söyleyen hukukçu (ve ceza kanunu hazırlayıcı) Prof. Doğan Soyaslan'ın hakkımda açtığı davanın yeni duruşması Çarşamba günü, saat 10.50'de Ankara 10. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde yapılacak.
Hazırlanması ve değiştirilmesi uzun yıllara dayanan, itiraza neden olan şeklinde sadece o bir-iki kişinin değil, çok sayıda Komisyon üyesinin rolü olan TCK Tasarısı'nı görünce dehşete düşerek; bu yasaları hazırlayan ve savunanlar çocuk tecavüzlerinde "çocuğun rızası varsa(!) ceza indirimi isteyenler" hastadır dediğim için yine hesap vereceğim. Bana açılan davaları duyup beni telefonla arayan ve haklı olduğumu belirten AKP'li ve CHP'li diğer komisyon üyelerine rağmen kendimi savunmak zorunda kalacağım.
Herhalde "Hepsi sağlıklıdır, bu kanun taslağı zinde beyinlerden çıkmıştır" demem gerekiyordu. Her neyse...
Benim itiraz ettiğim maddelerin hepsi TCK Alt Komisyonu tarafından değiştirildi. "Namus cinayetleri"ni bekliyoruz. Nedense, bitmek bilmeyen, açıklanamayan bir o kaldı, namus cinayetlerinin "Kan davası"nın yanına ilâve edilmesini bekliyoruz. Ancak o da tamamlandığı zaman bu tasan Türkiye'nin imza attığı uluslararası sözleşmelere uygun, AB'nin itiraz etmeyeceği, eşitliği ve insan haklarını gözeten, vatandaşın güvenliğini sağlayan bir kanun taslağı haline gelecek.
28 Nisan Çarşamba günü duruşmadayım. Önceden bilmek isteyen okurlarıma duyurmak istedim.
Piskoloji bozan piskolog!
Mine Şenocaklı güzel sağlık röportajları yapıyor VATAN'da... Dün de Psikolog Emre Konuk depresyonu anlatıyordu. Okuyan kadınları depresyona sokacak bir dille...
Kadınlardan "hatunlar" diye söz ederek. "Sonra hatunlar"... "Erkekler için de hatunlardan zevk almamak"... "Hatunların alışveriş merakı"... Kadın demiyor, sürekli hatun diyor. Erkekler için "er kişi" veya "adam", "herif" gibi tanımlar kullanmazken kadınlara neden hatun deyip durduğunu anlayamıyor insan.
İlk bakışta fark edilmeyecek bir küçümseme... Kadının tek ilgi alanını alışveriş gibi gösteren bir anlatım.
Bilim adamının kendisinden ciddi, tıbbi bir konuda açıklama istendiğinde bilimsel bir dil kullanması gerekirken bunu yapması akla kadın cinsini küçümseyen, erkeğin emrinde, hizmetinde varlıklar olarak gören bazı başka bilim adamlarını getiriyor.
Ve tabiî balığın nasıl baştan koktuğunu. Bilim adamı bunu yaparsa eğitimsiz vatandaşının neler yapacağını.
Acaba Emre Konuk, ders verirken veya kongrelerdeki konuşmalarında ya da muayenehanesinde kadın hastalan da "hatun" diye mi hitap ediyor merak ettim.
Ve ona bir hatırlatma yapmak istedim. Kadının aslında adı var; KADIN. Hatun değil!
"Kafama sıkar giderim"...
Efendim Türkstar yarışmasında bu hafta Simge yine birinci olmuş
Haberin Devamı

