Kafa dinlendiren sohbetler...

Önce portakalın kabuğu ve içiyle yaptığı reçeli geldi. Onunla birlikte hayatımda hiç görmediğim kivi reçeli de...

Haberin Devamı

Önce portakalın kabuğu ve içiyle yaptığı reçeli geldi. Onunla birlikte hayatımda hiç görmediğim kivi reçeli de... Bahçesinde yetiştirip elleriyle pişirmiş ve benim de tadına bakmamı istemişti.

Bayıldım... Parmaklarımı da birlikte yedim... Öyle doğal bir lezzet, öyle iştah açıcı bir görüntü... Zaten reçeli çok severim, bu kadar güzeline hiç dayanamadım. Ve tabii reçel deyince Adana'dan hemşehrim Turgut Haseki'nin de kendi pişirerek gönderdiği muhteşem turunç reçelinden söz etmeden geçemem. (Onun hikâyesine de sıra gelecek...) Bu arada... Hiç turunç reçeli yediniz mi siz? Yemediyseniz inanın bana en kısa zamanda bulup (örneğin Antalya'dan) tatmalısınız, olmaz böyle şey!

Şimdi filmi geriye saralım ve Erkan Acural'a dönelim... Kivi, portakal, ayva reçellerinden sonra, bir yemek yarışmasına katılmak üzere kısa süre önce Erkan Bey geldi İstanbul'a. Böyle marifetli erkekler var, görüyorsunuz... Gelmişken VATAN'a uğrayarak bizleri de ziyaret etti.

Yalnızca reçel, yemek ve zeytinyağı üzerine çok zevkli bir sohbet yaptık (hemen meraklısına bildireyim, reçelleri Bağdat Caddesi'nde Cafe Cadde'de ve Moda'da Teras Cafe'de satılıyormuş.)

Meğer ne çok bilmediğimiz varmış zeytinyağı konusunda... Oysa çocukluğumdan bu yana yazlarımın çoğu Kaz Dağları eteklerinde geçtiği için çok şey bildiğimi sanırdım.

Bakın neler öğrendim:

Ayvalık halkı Ayvalık zeytinyağının isim hakkının sadece Ayvalık'a ait olması gerektiğine inanıyor.

Siz de hemen benim gibi "Zaten öyle değil midir?" diyeceksiniz, değilmiş... Edremit, Akçay, Burhaniye, Bergama, Küçükkuyu gibi zeytin üreten diğer yerler de "Ayvalık zeytinyağı" adını kullanıyorlarmış. Erkan Acural "Ayvalık zeytini ve zeytinyağı dünyada bunları üreten ülkeler içinde ilk sıradadır. Bu nedenle herkes bilinen, reklâmı yapılmış olan ismi kullanmak istiyor" deyince ben "Ne olur kullansalar" diye sordum.

"Vakko adını aynı kalitede üretim yapmayan bir firmanın ürünlerine verebilir misiniz, kalite farkı var" cevabını verdi.

Onu dinledikçe Ayvalık'ta zeytinyağı üretenlerin neden "isim hakkı" nda ısrar ettiklerini anladım ve çok hak verdim.

Tariş ve Sanayi Bakanlığı'nın, diğer il ve ilçelerde üretilen ve aynı kalitede olmayan zeytinyağlarını satabilmek için Ayvalık zeytinyağının kalitesinden ödün vermesi kabul edilir bir durum değil.

Bile bile dünya lise başı olan ürünü, sırf diğerleride satılsın diye sabote eder mi bir bakanlık?

Türkiye'de ediyor işte... Ayvalıklı'lar ne kadar kızsalar yeridir, bu soruna çözüm bulunması gerekiyor!

(Not: Erkan Acural'ın reçel satışından elde edilen gelirin tümü Ayvalık'taki "sahipsiz ve ortopedik özürlü çocuklar"a gönderiliyor.)

İnanmıyorum!
Artık hiçbir gördüğüne, duyduğuna inanmıyor olmak da kendi içinde inanılmaz bir durum... O kadar çok aldatıldık/aldatılıyoruz; reklâm, tiraj, oy vs. nedeni ile hazırlanmış senaryolarla uyutuluyoruz ki ben izlerken sadece güler oldum.

Bakıp bakıp gülüyorum.

Bakıyorum bir TV programında konuşmacı olarak konmuş sanatçılar konuşmaya kuvvet vereceklerine dekolteye dayanmışlar. 'Tamam' diyorum 'kullanılacağız'. Birileri izleyicilerin, magazincilerin, habercilerin dikkatini çıplaklıkla ya da abuk sabuk, tepki çekeceği belli konuşmalar, açıklamalarla çekmeye, reyting yapmaya çalışıyor, 'boşver' diyorum 'uyutuluyoruz'...

Bakıyorum bir sinema oyuncusu transparan bir elbisenin altına tangasını giymiş kameraların önünde "farketmeden içi görünüyor" havasında dolanıyor, yine 'tamam' diyorum 'kelek yerine konmaktayız topluca. İlgi toplamaya çalışıyor ve başarıyor'...

Bakıyorum herkesin yüzünde maskeler, bize bir sürü masallar anlatılmakta. Ekranlarda düzmece aşk/kıskançlık senaryolarına kadın konuklar ciddi bir olay gibi sarılıp görüş bildiriyor, siyasette ciddi olması gereken her konu ile dalga geçilmekte, bazı müzik yarışmalarında 'müzik konusunda ahkâm kesecek, müzisyen seçecek yetkisi olmayanlar' kendini jüri ilân etmekte ve seçilmeyecek gençleri reyting uğruna oyalayarak, duygusal konuşmaları sakız gibi uzatarak onların moralini bozdukça bozmakta...

Ve ben sanki ülkemde bir yabancı gibi hissediyorum kendimi... Her haber, her görüntüyle aldatılan, kullanılan, duygulan istismar edilen, saf yerine konan bir yabancı...

Ne acı!

DİĞER YENİ YAZILAR