Dün sabah Başkan Topbaş'ın telefonuyla uyandım. Bir gün önce sel ve depremle ilgili sorularım için onu aramış ve arka arkaya toplantılara girdiği için konuşamamıştım. Beyoğlu Belediye Başkanlığı döneminden beri basının sorularını cevaplamaya her zaman özen gösteren Başkan hiç değişmemiş.Hemen ertesi sabah aradı.
İlk sorum; neden belediyelerde binlerce memur çalışmasına rağmen sel, deprem gibi 'geleceği bilinen' tehlikelere önceden önlem alınmadığı idi.
Kadir Topbaş siyasetçilerin de sık sık kullandığı ve sel baskını sonrasında da söylenen cümleyle girdi konuşmasına:
"Günlük sorunlar çok fazla ve maalesef Türkiye'de olaylara geniş açılı bakma alışkanlığı yok. Devamlılık esastır, yönetimler değişse de başkasının yaptığını sahiplenmek gerekir. Oysa bizde hep sil baştan yapıldığı için ilerleme olmuyor. Bedrettin Dalan'dan sonra Sözen'in metroyu bırakması gibi."
Dere yatakları bugüne kadar neden boşaltılmamış ve bina yapımının sürmesine izin verilmiş?
"İmar planlarını tasdikli hale getirmeden istimlâk edemiyorsunuz, bugüne kadar bu iş hep ileri tarihe bırakılmış ama ben başaracağım. Talimat verdim, çok kararlıyım yıkım başlayacak."
Burada Başkan oy kaybı dahil bir çok riski göze aldığını kastederek "Bana her kesim destek verdi, onları hayal kınklığına uğratmayacağım" diyor ve devam ediyor:
"Sel için dere İslahı talimatları verildi. Aynı olayların tekrarına göz yumamayız, 'Kaç bina yıktınız' diye sorarlar adama. Bu bağlamda Olimpiyat Stadı'nın yanındaki bölgede 1500'ün üstünde yapı yıkılacak. O yapılarda kalite düşük. Zeytinburnu'nda bir çok bina yıkılacak. Deprem kaçınılmaz, doğa olayları için önlemleri alacağız. Tabii önce yıkılacak ev sahiplerine yer sağlayacağız." Kaçak binalara da tapuluymuş gibi ev mi verilecek?
"Hayır, onlara sadece yaptıkları evin tuğla ve diğer masrafları verilecek."
Tayyip bey izin vermedi mi?
Depreme karşı güçlendirilmesi gereken ve bunu yapamayan binalar ne olacak?
"Bazı apartmanlarda örneğin 8 daire var, yedisi istiyor, birinin maddi durumu müsait olmadığı için yaptırılamıyor. Onlara bir şekilde kredi verilmesi sağlanacak. Dünyanın değişik yerlerinden 'gayrimenkul yatırım ortaklığı' şeklinde finans gruplarını davet ettik. Burada ucuz kredili konut yapmalarını sağlayacağız."
Bugüne kadar kaçak yapılara hep "oy deposu" gözüyle bakılarak izin verildi. Şimdi "yıkılsın" deniyor. Tayyip Bey döneminde yapılmadı mı, kendisi "Ben de kaçak yapıda oturuyorum" diyerek konuya meşruluk kazandırmadı mı?
Kadir Topbaş bu sorumu "Tayyip Erdoğan döneminde dere yataklarına bina yapılmadı" cümlesiyle cevaplıyor. Kendisine açıklamasından dolayı teşekkür ederek kapatıyorum telefonu.
Ama kafamdaki soruların ve yanlış kararlar edeniyle zarar gören vatandaşların itirazlarının tümüyle cevap bulmadığını hissediyorum. Son 10 yılda yalnız İstanbul değil, il ve ilçe belediyelerinin rant ve oy hırsı nedeniyle tüm şehirlerimiz, sahillerimiz yağma edildi. Bunlara izin verildi ve yapanlar, bırakın cezayı hep ödüllendirildiler. Maddi ve siyasi kazanç sağladılar.
Bugün tüm zarar, yıkım ve konut masrafları yine bize, halka yüklenecek.
Neden ve ne hakla? Ayşe Özgün'ün dünkü yazısında önerdiği gibi neden bizim yerimize izin verenlerin cebinden çıkarılmıyor bu masraflar?
Neden devleti zarara uğratan banka hortumcularının el konan malı, mülkü, TV'si, gazetesi halâ satılmıyor ve devamlan milletin cebinden sağlanıyor?
AKP Hükümeti deprem, sel gibi felâketlerin önlemlerini almak için iki yıldır neden bekledi? Yarın deprem olsa karşılanması imkânsız can ve mal kaybının hesabını kim verecek? Hesap soracak kimse kalacak mı?
İşte bu soruları cevaplayamayanlann korkması lâzım. Zira daha önce korkmayanların "insan içine çıkamayacak kadar" rezil oldukları görülmüştür bu ülkede!
Kadir Topbaş "Ben başaracağım" diyor!
Dün sabah Başkan Topbaş'ın telefonuyla uyandım. Bir gün önce sel ve depremle ilgili sorularım için onu aramış ve arka arkaya toplantılara girdiği için konuşamamıştım
Haberin Devamı

